Savaş ekonomisi yoksullaştırdı

  • Savaşın temel neden olduğu ekonomideki kriz, 2020’de daha da derinleşti. Bir yandan büyüyen işsizlik ve hayat pahalılığı ile yoksulluk nüfusuna 1,5 milyon daha eklenirken, diğer yandan 100 bine yakın yeni milyoner ortaya çıktı.

 

Krizi katlayarak bir sonraki seneye devretme geleneğini sürdüren Türk ekonomisi, 2020’de derin bir darboğaza girdi. Kürtlere karşı yeniden savaşın açıldığı 2015’ten itibaren yavaşlamaya başlayıp 2018’in başlarında aşağı yönlü bir seyir izleyen ekonomide, 2020’de ödemeler dengesi-döviz, özel sektör, hane halkı borç ve bankacılık krizleri kendisini gösterdi. Bu mali krizlerin yanı sıra her türden manipülasyona rağmen çift haneden inmeyen enflasyon ve işsizlik sonucu toplum, iktisadi şiddete maruz kaldı.  

 Dünya Bankası’nın verilerine göre; Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da 1,5 milyonluk yeni bir yoksullar katmanı oluştu. Yoksul hanelerin oranı yüzde 10,4’ten yüzde 14,4’e çıktı. Yeni oluşan bu 1,5 milyonluk yoksulluk katmanı içinde yer alanların yüzde 23,4’ü herhangi bir sosyal yardım almıyor. Yine DİSK-AR’ın, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) yöntemini esas alarak Kovid-19’un yarattığı gerçek istihdam kaybını ve işsizliğe ilişkin yaptığı hesaplamada, Kovid-19 etkisiyle yenilenmiş geniş tanımlı işsiz sayısı ve iş kaybı Eylül 2020’de 10 milyona yaklaştı. Revize edilmiş geniş tanımlı işsizlik ve iş kaybı yüzde 27,6 olurken, son bir yılda 733 bin kişinin daha azalmasıyla istihdam oranı yüzde 44,1 geriledi. ‘Ümitsiz’ işsizlerin sayısı da yine son bir yılda 630 binden 1 milyon 402 bin kişiye yükseldi.

Devlet, sermaye içindir

 Yaşanan yoksulluk ve işsizlik krizinde ortaya çıkan en önemli gelişme ise devlet ile toplumun ilişkisi oldu. Özellikle salgın sürecinde ücretsiz izin ya da kısmi çalışma yöntemleriyle işçi ve emekçiler açlığa terk edilirken, diğer tarafta sermayeye yönelik ardı ardına yardım paketleri çıkarıldı. “Devlet, sermaye içindir” anlayışının tüm çıplaklığıyla kendisini görünür kıldığı 2020, aynı zamanda devlet-toplum ilişkisinin geniş kitlelerce en çok sorgulandığı yıl oldu. Tedbir paketlerinde ortaya çıkan bu gerçeklik, devletlerin tercihinin yurttaştan yana olmadığını tüm çıplaklığıyla gösterdi. İktidarın açıkladığı tedbir paketlerinin büyük çoğunluğu sermayedar kesimine giderken, işçiler ise ‘ücretsiz izin’ adı altında günlük 39,24 lira verilerek açlık sınırının altında yaşamaya zorlandı. Hane halkına ise dört ay boyunca 1000-1500 TL’lik yardımlar yapıldı. Böylece yardım yapılan hane halklarına aylık 300 TL düştü.  

Hazine ve Maliye Bakanı’nın detaylarını açıklamadan salgın sürecinde yurttaşlara verilen desteğin 200 milyar lirayı geçtiğini iddia etmesine rağmen bu desteklerin yüzde 75’i vergi ve benzeri ödemelerin ertelenmesi şeklinde oldu. Söz konusu destek paketi kapsamında ayrıca havayolu yolcu taşımacılığını ve turizmi destekleyecek vergi indirimleri, konut kredilerinin peşinat oranının düşürülmesine gidildi. İç havayolu taşımacılığında 3 ay süreyle KDV oranı yüzde 18’den yüzde 1’e indirildi.

Toplumun geleceğine ipotek

 Yoksulluğun, hayat pahalılığın ve işsizliğin tarihi seviyelere çıktığı 2020’de dikkat çeken bir diğer gelişme ise toplumun geleceğinin ipotek altına alınması oldu. İktidar, ekonomideki baş aşağı didişin önüne geçip ç tüketimi canlandırmak için yurttaşları düşük faizli kredilerle borçlandırdı. Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi verilerine göre; bireysel kredi müşterilerinin sayısı Temmuz 2019’da 31,3 milyon kişiydi. Bu rakam, Temmuz 2020’de 33,4 milyona yükseldi. Yani son bir yılda 2,1 milyon kişi birden arttı. Yine Temmuz 2019’da 527 milyar TL olan bireysel kredi borçları, Temmuz 2020’de 769,2 milyar TL’ye ulaştı. Son bir yılda ihtiyaç kredisi kullananların sayısında ise yüzde 200’ü aşan artış dikkat çekti. İlk defa ihtiyaç kredisi kullanan tüketicilerin sayısı Temmuz 2019’da 105 bin kişi ama Temmuz 2020’de 392 bin kişiye ulaştı. Aynı dönem aralığında bankalara olan ihtiyaç kredisi borçları da 220,9 milyar TL’den 365,8 milyar TL’ye yükseldi.

97 bin yeni milyoner

 Açıklanan üçüncü çeyrek ekonomi büyüme verilerinde de işçilere düşen pay, bir önceki seneye oranla yüzde 32,9’dan yüzde 29,9’a düşerken, net işletme artığı karma gelirin payı ise yüzde 50,5’ten yüzde 55,3’e yükseldi. Yine 10 milyon civarındaki işsiz, hızla batmakta olan küçük esnaf ve iyice mülksüzleşen çiftçi gerçekliğine karşılık, hesabında 1 milyon lira veya üzeri parası olan mudi sayısı bu yılın ilk 10 ayında 96 bin 784 arttı, milyonerlerin toplam mevduatı 2 trilyon TL’nin üzerine çıktı. TÜİK verilerine göre; son üç ayda en fazla büyüyen sektör yüzde 41 ile finans sektörü oldu.

Savaşın çöküşe etkisi

 Merkezi Yönetim Bütçesi ödeneklerinde de anlaşıldığı üzere Türk ekonomisinin krizde çıkmamasının en temel nedenlerinden biri de Kürtlere karşı içten ve dıştan geliştirilen savaş konsepti. Aselsan, Roketsan, Savunma ve Hava Sanayi, TAİ, STM gibi askeri-sanayi karmasının yerel örneklerini oluşturan şirketlerin savaşa dönük üretimleri için kullandıkları kaynak olan 98,5 milyar TL ile birlikte 2020 bütçesinde güvenliğe ayrılan pay 249 milyar TL oldu. Çoğunluğu MİT faaliyetlerinde kullanılan ve adına da “örtülü ödenek” denilen harcamaların dahil edilmesiyle bu rakam daha da yükseliyor. Ekonomik krizin savaştan kaynaklı derinleştirildiği meselesi bu nedenle 2020’de en çok konuşulan konular arasında yer aldı. Öyle ki, doların tüm zamanların rekorunu kırdığı 7 Ağustos 2020’de yükselen toplumsal tepkiler karşısında açıklama yapan Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, ekonomideki kötü gidişat için “Terörle mücadele ücretsiz yapılmıyor. Ciddi manada harcamalarımız oluyor” ifadeleriyle yürütülen savaşı politikalarının yüksek maliyetini itiraf etmek zorunda kaldı.

Sonuç itibarıyla 2020’de sermayeyi kurtarmak için üst üste destek paketleri açıklayan iktidar, diğer tarafta devletin içerisine girdiği mali krizi, toplumun yoksul kesimlerinin omuzlarındaki yükü arttırarak aşmaya çalıştı. Ucuz kredi yoluyla toplumu borçlandıran iktidar, daha sonra politika faizlerini yükselterek, yurttaşları oranı yüzde 20’ye ulaşan ihtiyaç kredisi ile baş başa bıraktı.  MA/ANKARA

 

Geçim sıkıntısında geleceksizlik

Ekonomik krizin büyüttüğü geçim sıkıntısı ve geleceksizliğin yaşıtlarını intihara sürüklediğini dile getiren gençler, tek alternatifin birleşik bir direniş hattı örmek olduğunu ifade eti.

Ekonomik krizin etkisi salgınla birlikte daha da derinleşti. Geçim sıkıntısı 7’den 70’e herkesin tek derdi olurken, bu duruma eklenen gelecek kaygısı özellikle gençleri intiharlara sürükler durumda. Yılın başında İstanbul Üniversitesi’nde okuyan Hakan Taşdemir ve Sibel Ünli, geçim sıkıntısı nedeniyle yaşamlarına son verirken, Eylül’de Kocaeli’nin Darıca ilçesinde bir kargo firmasında çalışan 18 yaşındaki Furkan Celep, arkasında bıraktığı ”Benim yaşımdaki insanlarla aramda uçurum var… Neden kimse bana değerli olduğumu hissettirmiyor?” notu ile yaşamını sonlandırmıştı. Son olarak ise 15 Aralık günü ailesiyle birlikte mevsimlik işçi olarak 7 yıl önce Sakarya’ya gelip buraya yerleşen 17 yaşındaki Fesih Kapçak, arkasında “Umudu olan insan bahar güneşi gibidir” notu bırakarak intihar etti. 

Geçim sıkıntısı ve derinleşen krizin yarattığı gelecek sorunu nedeniyle gençlerin intihar ettiğini belirten gençlik örgütleri, sistemin gençlere çözüm olarak sadece intiharı dayattığını söyledi.

Devrimci Gençlik Birliği (DGB) üyesi Ulaş Uslu, okul çağındaki gençlerin çalışmak zorunda kaldığını belirterek, yaşam koşullarının zorlaşmasıyla gençlerin sistem içerisinde çözümü intiharda bulduğunu ifade etti. Sistemin gençlere geleceksizlikten başka bir şey sunmadığını belirten Uslu, “İntiharlarla yaratılan sorunlar çözülmeyecek. Çözümümüz her alanda mücadeleyi büyütmektir. Sisteme karşı birlikteliğimizi güçlendirmeliyiz, mücadeleyi büyütmeliyiz” dedi.

 Halkların Demokratik Partisi(HDP) Gençlik Meclisi üyesi Muhammed Ünal da gençlerin tamamen işsizliğe sürüklendiğini belirterek, iş bulabilenlerin de büyük bir baskı, sömürü, psikolojik saldırı altında çalıştığını söyledi. Yurttaşların baskıya, sömürüye karşı son nokta olarak intihara sürüklendiğinin altını çizen Ünal, “Bu durumu kabul etmiyoruz. Bu duruma karşı bir direniş hattı kurarak mücadele yürütüyoruz. Umutsuzluğa sürüklenen gençleri yaratılan bu direniş çerçevesinde kazanarak mücadele hattına katmalıyız” ifadelerini kullandı. 

Devrimci Öğrenci Birliği (DÖB) üyesi Çağlar Karabulut da sistemin derin ekonomik krizinin politik krizle birleştiğini dile getirdi. Karabulut, “Gençliğin umut verici sesinin ulaşamadığı yerlerde ne yazık ki bu tarz olaylar yaşıyoruz. Çünkü sistemin dışına çıkma isteği, umudu kolay olarak her yere götüremiyoruz” dedi. Karabulut, umudunu kaybeden gençlere, “Aslında bir umudumuz var. Umudumuz bu sistemde olmasa bile başka bir dünyanın mümkün olduğunu biz biliyoruz. Bizimle birlikte mücadele ederek bu sistemi yıkarak bir gelecek inşa etmek mümkün” diyerek çağrı yaptı.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.