Sömürgeciler ve işbirlikçiler kaybetmeye mahkumdur!

Forum Haberleri —

26 Kasım 2021 Cuma - 23:00

.

.

  • Burada esas 'dikkat' çekici olan KDP'nin ülkesine, halkına ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı saldırgan ve düşmanca bir tutum içerisinde olmasıdır. Diğer yandan YNK'nin bekle gör ya da 'tarafsızlık' politikasıdır.

DİREN AZAD CAN

Ortadoğu süreklileşmiş bir savaş ve kriz halinde olan bir coğrafya olarak var oluşunu sürdürmektedir.

Taktik ittifakların, her türlü kirli ve gizli anlaşmaların yapıldığı, hızla taraf değiştirildiği, çelişkilerin gittikçe keskinleştiği, her şeyin iç içe geçtiği ve savaşların kaçınılmaz bir hale geldiği dönemdeyiz.

Emperyalistler, Ortadoğu'yu emperyalist küreselleşme sürecine entegre etmek, sermayenin önündeki engelleri kaldırmak, doğal kaynaklara hakim olmak için tüm siyasal yapıları şekillendirme ve işbirlikçi iktidarlar kurma politikasını sürdürmektedirler.

ABD'den Rusya'ya, İngiltere’den Fransa’ya, Almanya’ya ve Çin’e kadar Ortadoğu’ya egemen olmak isteyen emperyalistler ve yerel işbirlikçileri, egemenliklerini güçlendirmek için enerji havzalarının ve yollarının kontrolünü kaybetmek istemiyor ve bununla birlikte yeni imtiyazlar kazanmaya çalışıyorlar.

Bunun için askeri-politik, diplomatik, siyasal vb. bütün yöntemleri devreye sokmaktadırlar. Diyebiliriz ki bölgenin tüm siyasal aktörleri savaş gerçeğine göre kendi varlıklarını yeniden inşa etmektedirler.

Bölgesel ve emperyalist güçlerin faaliyeti iki noktaya kilitlenmiştir.

Birincisi; Kürt ulusal kurtuluş hareketinin boğulması. Bu noktada emperyalistler ve yerel güçler aynı görüşteler ve ortak hareket ediyorlar.

İkincisi ise, bölge üzerinde nüfuz sahibi olmak ve petrol kaynaklarını kontrol etmektir. Bu noktada ise ortak hareket söz konusu değil; çeşitli güçlerin bir birlerine karşı ittifakı, desteği söz konusudur.

Sömürgeci faşist Türk burjuva devletinin, Rojava devrimimizin kazanımlarını yok etme çabasını, işgalci konumunu, 24 Nisan’da Başûr Kürdistan’da başlattığı işgal saldırısını ve Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiyesine dönük sürdürdüğü savaşı da bu iki amaçtan bağımsız olarak ele alamayız.

Kürdistan’ın dört parçaya ayrılıp sömürgeleştirilmesi, Kürt ulusunun ve Kürdistan’ın yok sayılarak statüsüzleştirilmesi emperyalizm ve işbirlikçi yerel iktidarların ortaklığıyla gerçekleştirildiğinden, bugün de bu statünün korunması için emperyalistlerin ve işbirlikçi sömürgeci iktidarların ortak hareket etmelerinde bir terslik yok.

Aynı şekilde, dünya petrol kaynaklarının yaklaşık yüzde 60’ının bulunduğu Ortadoğu bölgesinde emperyalistlerin ve yerel işbirlikçi güçlerin nüfus sahibi olmak ve petrol kaynaklarını kontrol etmeye çalışmasında da bir terslik görmüyoruz.

Burada esas 'dikkat' çekici olan KDP'nin ülkesine, halkına ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı saldırgan ve düşmanca bir tutum içerisinde olmasıdır. Diğer yandan YNK'nin bekle gör ya da 'tarafsızlık' politikasıdır.

Bunda bir terslik varmış gibi görünebilir, ancak ortada bir terslik yok. Çünkü KDP’nin daha kuruluşundan itibaren gerici, feodal güçlerin politik çıkarlarını savunan bir parti olduğunu, aşiret örgütlenmesine dayandığını, Başûr ve Rojhilat Kürdistan’da siyasal hakimiyet sağlayarak gümrük ve petrol gelirlerinden pay kapmaya çalıştığını ve bunun için yapamayacağı hiçbir şeyin olmadığını biliyoruz.

KDP’nin safını sömürgeci faşist Türk devletinden ve emperyalistlerden yana belirleyerek, savaşın doğrudan bir tarafı olması bundandır.

Medya Savunma Alanlarında konumlanan gerilla alanlarına her türlü lojistik, cephane ve savaşçı geçişini engellemekle kalmayıp birçok yoldaşımızın şehit edilmesinde aktif rol oynaması bundandır ve bu, yeni bir durum gibi görünse de aslında yeni değildir.

KDP'nin tarihi bu anlamıyla kirlidir. Her dönem ekonomik ve politik çıkarları uğruna kardeş kanı dökmekte bir sakınca görmediği gibi, Türk sömürgecilerinin, ordularının önüne düşerek Başûr Kürdistan’da PKK gerillalarının katledilmelerinde aktif rol oynadığını biliyoruz.

KDP'nin PKK’nin tasfiyesine, Güney Kürdistan’ın işgaline ve Rojava devrimimizin boğulmasına yönelik saldırı ve savaş karşısındaki bu konumlanışı bu partinin bir ihanet şebekesine dönüştüğünün  kanıtıdır.

KDP'nin ABD ve sömürgeci faşist Türk burjuva devletiyle anlaştığı kesin. Bunun dışında hangi devletlerle, hangi karanlık, kalıcı ve geçici ittifaklara girdiği, gizli anlaşmalar yaptığı bu gün tam olarak bilinemezse de, kesin olan şey, KDP'nin tüm bunları politik ve iktisadi çıkarı temelinde yürüttüğüdür.

Bundan dolayıdır ki; emperyalistlerin ve Kürdistan’ı sömürgeci cendereye hapseden devletlerin, Ortadoğu ve ön Asya hamlelerinin piyonları olma çizgisinde bir sakınca görmüyor.

Ama ne yaparsa yapsın; KDP Başûr Kürdistan’ın asla geleceği olamayacak, Kürt halkı KDP ve türevlerini tarihin çöplüğüne atacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.