Son oyun

Gönül KAYA yazdı —

  • “Halkın iradesine ‘düşman’ muamelesi yapıyorlar. Antep, Urfa, Kars ve diğer kentler onun için yeniden fethedilen savaş alanlarıdır. Türk-İslam çılgınlığını böyle besliyorlar.”

 

1990’lardan bugüne kadar Batı kapitalist uygarlık güçlerinin Büyük Ortadoğu Projesi üzerine önemli tartışmalar yürütülüyor. Bu proje yeni değil aslında. Öncesi de var. Önceki yüzyıllarda Batı hegemonyası Doğu seferleriyle, Ortadoğu’ya askeri seferlerle hep müdahale etmiştir. Bu seferlerle ekonomik talanını yürütmüştür. Ama her seferinde bu coğrafyada siyasal, kültürel, inançsal vb birçok olgu temelinde karşı bir refleksle ve direnişle de karşılaşmıştır.

19. ve 20. yy’larda başlayan Ortadoğu seferleri ise diğerlerinin yarattığı insani trajedileri katbekat aşan sonuçlara neden olmuştur. Son 200 yıla damgasını vuran şey en büyük trajedi olan ulus-devlet şekillendirmesidir. Rebêr Abdullah Öcalan’ın belirlemesiyle ‘bir deli gömleği olan ve Ortadoğu’ya giydirilen ulus-devletçi sistem’ olmuştur.

Böylece özellikle 20. yy’da Batı hegemonyası artık sadece dışarıdan müdahale eden değil, sömürgeci pozisyonuna başka bir boyut kazandırır: Bunun adı kültürel soykırım olmaktadır, yani Ortadoğu’nun toplumsal-kültürel yapısıyla, maddi-manevi değerlerini çarpıtmak, baskılamak, oynamak, bozmaktır...

1917 yılında Fransız ve İngiliz sömürge devletlerinin yaptığı Sykes-Picot anlaşmasına dayalı Ortadoğu dizaynı 20. yy’ın Büyük Ortadoğu Projesi oldu. Günümüzde 21. yy’ın yeni Büyük Ortadoğu Projesi de devreye konulmaya çalışılıyor. Nasıl ki 20. yy dizaynı Ermenilere, Rumlara, Asuri-Süryanilere, Kürtlere büyük trajedi yaşattıysa, bugünün dizayn politikaları da aynı sonuçları bizlere dayatmaktadır.

Son 40 yıllık süreçte daha da derinleşen kapitalizmin yapısal krizi, Ortadoğu’da tam bir kaos ve tufan sürecini yaratmıştır. Rebêr Öcalan kaos sürecini tarif ederken: ‘Eski yapılanmalara anlam veren yasalar çözülürken, yenilerinin uç vermeye başladığı kritik ‘aralığı’ temsil ederler. Bu yaratıcı ‘aralıktan’ neyin çıkacağını yaşam güçlerinin yeni anlam ve yapılanma çabaları belirleyecektir. Literatürde bu çabalara ideolojik, politik ve ahlaksal mücadele denilmektedir.’ demektedir. Bu kaos aralığını kültürel soykırım kıskacında karşılayan Kürt halkı, bu kaostan çıkış şansını ve tarihsel olanağını da Kürdistan özgürlük mücadelesi ve onun önderliğiyle yakaladılar.

Kaostan kimin nasıl çıkacağı, çıkamayacağı net değildir. İşte Rebêr Öcalan ve PKK hareketi, tüm olasılıklara açık bu süreçte ‘özgür bilince, özgür yaşam ahlakına, özgüce dayalı örgütlülüğe ve direnişe’ sarıldılar. Toplumsal hakikatle çok sıkı, ciddi bağ kurdular. Egemenlerce yok sayılan ve neredeyse görünmez kılınan ‘Özgür yaşam tercihini ve olanağını’ çok büyük bedeller vererek somutlaştırdılar. Halklar, kadınlar, emekçiler açısından yaşanan başaşağıya gidişi tersine çevirdiler. Kürt ve Kürdistan, yine bunun temelinde de özgür toplum ve özgür kadın çizgisini açığa çıkardılar. Kapitalist sistemin, ataerkil sistemin yarattığı tüm kuralları, yasaları altüst ettiler. Sistemin tersine yürüyüşün özgürlüğe doğru yol almak olduğunu gösterdiler.

Kürtlerin ve tüm ezilen halkların başına örülen çorapları, komploları açığa çıkarmak, açığa çıkarmakla kalmamak ve onları bozmak Rebêr Öcalan ve Özgürlük Hareketi’nin bir karakteri olmuştur. 9 Ekim 1998 tarihinde Rebêr Abdullah Öcalan’ı Ortadoğu’dan kirli oyun ve baskılarla çıkartan ve bununla da kalmayıp onu imha etmeyi planlayan ABD-İngiltere-İsrail vb güçler, böylece Ortadoğu kaosunu daha da derinleştirmeyi amaçladılar. Ortadoğu’daki diktatörlükleri (Saddam-Erdoğan gibi) kendilerine kar sağladıkları oranda iktidarda tutan ABD-İngiltere-İsrail çizgisi, günümüzde karlarına kar katmak, güçlerine güç katmak için kanlı senaryoları, oyunları devreye koyuyorlar.

AKP-MHP-Ergenekon faşist rejimi bu kanlı oyunların bizzat uygulayıcısı olduğunu artık saklamıyor. Kürt soykırımına efendilerinden onay alarak devam etmek istiyorlar. Türkiye ulus-devlet sınırları içinde her kenti birer savaş karargahı haline getirmeye çalışıyorlar. Halkın iradesine ‘düşman’ muamelesi yapıyorlar. Antep, Urfa, Kars ve diğer kentler onun için yeniden fethedilen savaş alanlarıdır. Türk-İslam çılgınlığını böyle besliyorlar.

Faşizm ve savaş-militarizm için ellerde taşınan silahlardan önce gereken esas silah; aklı-iradesi-ruhu çarpıklaştırılan, alıklaştırılan, lümpen kültürle yoğrulan, insani-vicdani yanları kırıma uğratılmış insanlardır. İktidarın söylemlerine inanmaları dışında düşünmeleri istenmeyen kütlelerdir... Duyguları güdüler sınırına düşürülen yığınlar... Kışkırtılan erkeklikler, gönüllü köleliğe koşan kadınlar... 9 Ekim komplosu Türkiye gerçekliğine bunu dayatmıştır.

Ağızlarından ‘savaş, işgal’ dedikçe salyalar akan AKP-MHP-Ergenekon güruhu, kendi sonlarını kendilerinin getireceği son oyun içindeler. Ortadoğu kaosunda kendilerine verilen rol, yıkımdır. Bu yıkımın altına kalanlar onlar olacaktır.

9 Ekim komplosunun yıldönümünü karşılıyoruz. Bu tarih, bizleri var eden değerlere yönelik dayatılan bir yıkım girişimini ifade etmektedir. Rebêr Öcalan 9 Ekim’e ve sonrasındaki her komplo girişimine nasıl cevap verdiyse, bu son oyunda da bu cevabı esas almalıyız. Asla içe kapanmadan, daima gücümüzü birleştirmeliyiz, yaymalıyız.

Kürt halkı ve kadınlar olarak yaratılan değerleri ve varlığımızı koruma ve özgürlüğümüzü sağlama şansımızı yarattık. Bu şansı korumak, sürdürmek yine bizlerin elindedir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.