- “Kadın ve Çocuk” filmi, şiddetten eğitim sisteminin çöküşüne, kadınların hukuki yalnızlığından ahlaki değerlerin aşınmasına kadar pek çok toplumsal sorunu perdeye taşıyor. Ancak film, sorunu göstermekle yetinip çözüm üretememekle eleştiriliyor.
İranlı Said Rustayi'nin (Leyla’nın Kardeşleri) yönetmenliğini üstlendiği “Kadın ve Çocuk”, 2025 Cannes Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde Palme d’Or adayı olarak prömiyerini yaptı. İran-Fransa ortak yapımı bu güçlü dram, 131 dakika boyunca izleyiciyi derinden sarsan bir aile hikayesi anlatıyor.
45 yaşındaki dul hemşire Mahnaz (Parinaz Izadyar), iki çocuğuyla ( oğlu Aliyar ve küçük kızı Neda) yalnız başına bir hayat kurmaya çalışırken, ambulans şoförü Hamid’le (Payman Maadi) yeni bir evlilik hayali kurar. Ancak bu umut, aile sırları, toplumsal baskılar, eğitim sisteminin ihmal ettiği gençler ve beklenmedik bir trajik olayla altüst olur. Mahnaz, ihanet, kayıp ve adaletsizlik karşısında susmak ile isyan etmek arasında sıkışıp kalır. Nujinha’nın haberine göre, bazı eleştirmenler, sinemacılar ve kadın hakları savunucuları anlatının yalnızca sorunu görünür kılmakla sınırlı kalması ve karakterleri kriz ile şiddet döngüsü içinde bırakmasıdır.
Çözüm yollarını göstermede yetersiz
“Kadın ve Çocuk” filmi, aile içi şiddeti, aile yapısındaki sorunları ve toplumsal meseleleri perdeye taşıyor. Ancak film, bu sorunların temel nedenlerini irdeleme ve çözüm yolları sunma konusunda yeterince başarılı görünmüyor. Bazı sahnelerde kadını da aile içindeki şiddetin yeniden üretilmesinde rol oynayan bir unsur olarak konumlandırıyor ve filmin sonunda Mehnaz'ın yeniden Aliyar'a dönmesiyle onu bir kez daha şiddet ve sağlıksız ilişkiler döngüsünün içine yerleştiriyor.
İkilem içerisinde bırakıyor
Film, aile içindeki sorunlarla karşı karşıya kalan kadını üç zor seçenek arasında bırakıyor: Gerçeği gizlemek, boşanmak ya da mevcut koşullarda yaşamaya devam etmek. Boşanma kadını psikolojik, fiziksel ve ekonomik güvencesizliklerle karşı karşıya bırakabileceği gibi, şiddet içeren bir ilişkide kalmak da ağır ruhsal ve fiziksel sonuçlar doğuruyor. Kadının böylesi bir ikilem içinde bırakılması, çözüm üretme ve etkili çıkış yolları bulma olasılığını sınırlandırıyor; onu çoğu zaman zarar veren seçenekler arasında tercih yapmak zorunda bırakıyor.
Başarısız eğitim sistemi
Bu noktada aile içi sorunlarda kadınlara yönelik yeterli hukuki korumanın bulunmaması da onların önüne yeni engeller çıkaran etkenlerden biri olarak öne çıkıyor ve kimi zaman istemedikleri kararlar almalarına ya da davranışlarda bulunmalarına yol açıyor. Film de bu durumu başarılı biçimde yansıtıyor.
Yapım aynı zamanda eğitim sistemine yönelik ciddi bir eleştiri de getiriyor. Genç kuşağın duygusal ve toplumsal ihtiyaçlarının göz ardı edilmesinin nasıl telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabileceğini ortaya koyuyor.
Kriz ve şiddet döngüsü
Bazı eleştirmenler, sinemacılar ve kadın hakları savunucularına göre filme yöneltilebilecek temel eleştirilerden biri, anlatının yalnızca sorunu görünür kılmakla sınırlı kalması ve karakterleri kriz ile şiddet döngüsü içinde bırakmasıdır. Sinemanın, toplumsal sorunları anlatmanın yanı sıra kadınlar ve gençler için daha güvenli sosyal, ekonomik ve hukuki koşulların oluşturulmasının gerekliliğine de dikkat çekmesi, bakış açılarının değişmesini ve yasaların geliştirilmesini teşvik etmesi beklenmektedir.
HABER MERKEZİ