Tecritle mücadele etmeden siyasi soykırım durdurulamaz

.

.

  • Türk cezaevlerindeki PKK ve PAJK’lı tutsakların, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması için 27 Kasım’da başlattıkları süresiz-dönüşümlü açlık grevi, 28. gününde devam ediyor.

HDP Amed İl Örgütü ve kentteki sivil toplum örgütleri, açlık grevini sahiplendiklerini belirterek, şunları vurguladı:"Tecridin kaldırılması barış, çözüm ve huzurun önünü açacaktır. HDP ve STK’lar olarak tutsakların istekleri bizim isteğimiz, diyoruz."

DTK Eşbaşkanı Güven’in rehin alınmasına ilişkin açıklama yapan KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı da "Tecritle mücadele etmeden bu siyasi soykırımların önü alınamaz. Tutuklama, tecritle mücadelenin yükseltilmesine vesile olmalı.


İmralı’daki sonlandırılması amacıyla başlatılan açlık grevi eylemlerine Kandıra 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nde tutulan Dersim eski Belediye Eşbaşkanı Edibe Şahin ve HDP Gebze eski İlçe Eşbaşkanı Damla Bağcı da açlık grevine katıldı. 
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecride karşı Türk cezaevlerinde başlatılan açlık grevi, 6. grubun devralmasıyla 28. gnünde devam ediyor. Kandıra 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan HDP Dersim eski Belediye Eşbaşkanı Edibe Şahin ve HDP Gebze eski İlçe Eşbaşkanı Damla Bağcı’nın, 5 günlük süresiz-dönüşümlü açlık grevi eylemine katıldığı belirtildi. Öcalan üzerindeki tecrit sonlandırılıncaya kadar eylemlerin sürdürüleceği mesajını paylaşan eşbaşkanlar, kamuoyuna açlık grevi eylemleri etrafında kenetlenme çağrısında bulundu. 

Amed eylemi sahipleniyor

HDP Amed İl Örgütü ve kentte bulunan sivil toplum örgütleri, açlık grevlerine dikkat çekmek amacıyla dün Koşuyolu Parkı'nda bulunan İnsan Hakları Anıtı önünde açıklama gerçekleştirdi. Açıklamanın yapılacağı parkta, zırhlı araçlar ve çok sayıda polisle önlemler arttırıldı. HDP Amed Milletvekili Remziye Tosun ile sivil toplum örgütleri temsilcilerinin katıldığı açıklamada konuşan HDP İl Eşbaşkan Vekili İrfan Sönmez, son yıllarda cezaevlerinde insan hak ihlallerinin üst seviyeye çıkarıldığını belirterek, tutsakların insanlık dışı uygulamalara maruz kaldığını vurguladı. Sönmez, başta HDP eski Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile DTK Eşbaşkanı Leyla Güven olmak üzere bütün siyasi tutsakların haklarının askıya alındığını aktardı. Sistematik baskılara ve tecrit politikalarına karşı direnen tutsakların açlık grevi eylemlerini desteklediklerini aktaran Sönmez, "Siyasi tutsaklar iradelerine sahip çıkmakta ve bunun için boyun eğmemekteler. Demokratik ve özgür bir toplum için bedel vermekteler. Siyasi tutsaklar şimdi toplumun huzuru ve barışı için açlık grevi eylemi sürdürmekteler, istekleri İmralı’daki tecridin bir an önce kaldırılmasıdır” diye konuştu. 
Tecridin kaldırılmasının, barış, çözüm ve huzurun önünü açacağını ifade eden Sönmez, “Biz HDP ve STK’lar olarak siyasi tutsakların eylemini destekliyor ve istekleri bizim isteğimiz diyoruz" dedi. Açıklamanın ardından alkış eşliğinde "Baskılar bizi yıldıramaz" sloganı atıldı. 
 
Daha fazla mücadele

DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in rehin alınmasına ilişkin dün yazılı bir açıklama yapan KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı ise milletvekilleri, belediye eşbaşkanları, yüzlerce HDP yöneticisi ve binlerce demokratik siyasetçinin zindanlara atıldığını hatırlattı. Nüfus oranına göre dünya tarihinde siyasi tutsak rekorununun kırıldığına dikkat çeken Eşbaşkanlık, "DTK Eşbaşkanı ve Hakkari milletvekili Leyla Güven’in tutuklanması Türkiye'deki iktidar gerçeğini bir daha tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir. Reform dedikleri işte bu tutuklamalardır. Reform dedikleri yeni faşist yasaların çıkarılmasıdır. Herhalde daha sonra bazı göz boyama şeyler yaparak bu faşist baskıların üstü örtülmek istenecektir. Herhalde 100 tutuklayıp 5 kişi bırakarak adalet reformu yaptıklarını söyleyeceklerdir. Dünyada adaletsizlikte Türkiye açık ara öndedir. Bu kadar adaletsizliğin sonunun kötü olacağından korkmakta, bu nedenle zaman zaman reform yapacağız diyerek toplumu ve dış dünyayı beklenti içine sokmaktalar" dedi.
Leyla Güven4in özgür ruhlu olduğu ve demokratik siyasi çalışmada ısrar ettiği için tutuklandığını kaydeden Eşbaşkanlık, şöyle devam etti: "AKP’nin demokrasi ve Kürt düşmanı politikalarına karşı çıkan herkes bu iktidarın hedefindedir. Herhalde Leyla Güven 2018’de İmralı tecridine karşı süresiz dönüşümsüz açlık grevine, yani ölüm orucuna katıldığı ve bu eylemi kararlıca sürdürdüğü için cezalandırılmak isteniyor. Tam bir intikam alma tutuklamasıdır. 

Demirtaş örneği

Türkiye’de adalet ve yargı kurumlarının ölçüleri toplumsal ve evrensel ölçülere göre değildir. Tamamen Tayyip Erdoğan’ın intikam duyguları ve Devlet Bahçeli’nin isteğine göre insanlar tutuklanmakta ve cezalara çarptırılmaktadır… Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın nasıl zindanda tutulduğu bilinmektedir. AİHM daha önce de Selahattin Demirtaş’ın bırakılmasını istediğinde Erdoğan açıkça biz de karşı hamlemizi yapar, zindanda tutarız, demiştir. İşte Türkiye'deki tüm siyasi tutuklamaların hikayesi budur. Erdoğan evrensel hukuki ölçüler, anayasa ve yasa değil, bizim ölçülerimiz geçerlidir, itirafını yapmıştır.
Leyla Güven’e, sen İmralı’daki tecride karşı çıkar ve bu Önderliği sahiplenirsen biz de sana böyle yaparız, demişlerdir. Bu açıdan başta kadınlar olmak üzere tüm demokrasi güçleri ve Kürt halkının Leyla’ya sahip çıkması ve Leyla’nın en önemli mücadele duygusu olan tecridin kırılması için mücadeleyi yükseltmesi gerekmektedir. İmralı’daki tecride karşı mücadele etmeden bu siyasi soykırımların önü alınamaz, bu intikam saldırıları durdurulamaz. Leyla Güven’in tutuklanması tecride karşı mücadelenin yükseltilmesine vesile olmalıdır.
Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü faşizme ve tecride karşı mücadele temelinde AKP-MHP faşizmini yıkmaktan geçer. Bu iktidar düşürülmeden Türkiye’de hiçbir sorun çözülemez. Bu iktidardan en küçük bir reform beklentisi bile kendini kandırmaktır.”

 

Dört yıldır oğlunu göremiyor
        

Meryem Aytaş, Rize Kalkandere L Tipi Cezaevi’nde tutulan oğlu Cahit Aytaş'ın görüşüne yaklaşık dört yıldır gidemiyor.
Hakkari'nin Gever ilçesine bağlı Silvana köyünde yaşayan Aytaş Ailesi fertlerinden HPG'li Cahit Aytaş, 12 Eylül 2012’de Şemdinli ilçe kırsalında çıkan bir çatışmada yaralı olarak esir alınıp cezaevine atıldı. Kısa bir süre sonra hakkında dava açılan Aytaş, 341 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılarak, Van F Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderildi. Burada iki yıl tutulduktan sonra Bitlis E Tipi Kapalı Cezaevi’ne sürgün edilen Aytaş, yaklaşık 1 yıl 6 ay sonra ise ailesinin yaşadığı yere 800 kilometre uzaklıkta bulunan Rize L Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderildi. Böylece Aytaş'ın ailesiyle yaptığı açık ve kapalı görüşler de kesildi. Özellikle ekonomik nedenlerden kaynaklı görüşe gidemeyen aile, sadece telefon üzerinden çocuklarından haber alabiliyor. 
Yaklaşık dört yıldır çocuğuyla görüşemeyen anne Meryem Aytaş, son yaptığı telefon görüşmesinde cezaevinde karşı karşıya kaldıkları baskıları anlattığını belirtti. Anne Aytaş, oğlunun kendisine "Bağlama, radyo, Kürtçe kitaplarımız alındı. Sürekli hakaret ve küfrediyorlar" dediğini paylaştı. 
Türkçe bilmedikleri için ilgili mercilere durumu anlatmakta zorlandıklarını kaydeden Aytaş, “İmkânlarımız olmadığı için görüşe gidemiyoruz. Eşim de yaşlı ve hasta. Rize'ye sürgün edildikten bugüne kadar görmedim. Birkaç kere gitmek istedim ama bana 'gelme, gardiyanlar ailelere hakaret ediyor' dedi. Dört yıldır oğlumu görmedim. Üstüne tek kişilik hücreye koymuşlar" dedib
Oğlunun yakın bir yere getirilmesi için verdikleri dilekçelerin ise kabul edilmediğini dile getiren anne Aytaş, bir süre önce de kendilerine gönderilen tebligatta oğlunun cezaevindeki yemek parasının istendiğini aktardı.

 

Katledilen tutsak yargılanıyor
        

Diyarbakır D Tipi Cezaevi'nde yaşamını yitiren ağır hasta tutsak Celal Şeker hakkında "örgüt propagandası yapmak" iddiasıyla açılan dava, şehadetinin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen devam ediyor. 
Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalp krizi geçirdikten sonra kaldırıldığı hastanede 3 Şubat 2018’de yaşamını yitiren ağır hasta tutsak Celal Şeker hakkında "örgüt propagandası yapmak" iddiasıyla açılan davanın halen devam ettiği, üç yıl sonra aile fertlerine gelen mesajla açığa çıktı. Şeker'in annesinin kullandığı telefona, 18 Aralık’ta "Muş 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/98 nolu dosyasında 24/12/2020 09.55 tarihine duruşma günü verilmiştir" mesajı geldi. 
Şeker'in ailesi, bunun üzerine davanın kimin hakkında açıldığını öğrenmek için mahkemeye gitti. Aile, adliyede kendilerine gelen mesajdaki duruşmanın Şeker hakkında açıldığını öğrendi.  
Şeker'in kız kardeşi Hatice Şeker, “Bu coğrafyada acı ve gözyaşı diğer bir kimliğimiz olmuş. Öyle ki bile bile ölümüne göz yumulan abimin acısı her gün bir şekilde derinleşiyor” şeklinde duruma tepki gösterdi. Ağabeyinin kalp yetmezliği ve diyaliz hastası olmasına rağmen tahliye edilmediğini hatırlatan kız kardeş Şeker, "Yaşamını yitiren abim hakkında mahkeme günü verilmiş. Bu trajikomik bir durumdur. Her konuda geliştiğini söyleyen sistem, nasıl oluyor da yaklaşık 3 yıl önce yaşamını yitiren abimin ismini duruşma salonlarında zikrediyor. Abimin ölümü bile adli mercilerce kabul edilmedi. Evet abim ölmedi;  yüreğimizde, zihnimizde, bilincimizde yaşıyor. Bu durum sistemin ne kadar çarpık işlediğinin de somut örneğidir" diye konuştu.  
İnsan Hakları Derneği'nin (İHD) ağır hasta tutsaklar listesinde yer alan Şeker, 2015’te tutuklanarak, Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi'ne konuldu. Şeker, kalp yetmezliği başta olmak üzere birçok hastalığa karşı uzun süre yaşam mücadelesi verdi. Şeker, hakkında “yüzde 96 ağır özür” ve “cezaevinde kalamaz” raporlarına rağmen tahliye edilmedi. Şeker için Anayasa Mahkemesi'ne (AYM) yapılan tahliye başvurusu ise “Başvurucunun sağlık hizmetlerine erişim imkanına sahip olduğu” iddiasıyla reddedildi. Şeker, 19 Ocak 2018’de tutuklu bulunduğu cezaevinde kalp krizi geçirdi. Şeker, kaldırıldığı Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 3 Şubat 2018’de yaşamını yitirdi. Şeker için AYM'ye yapılan bireysel başvurusu ise, yaşamını yitirdikten 9 ay sonra karara bağlandı. AYM, başvuruyu "dayanaktan yoksun" bularak reddetti.  

 

Talepleri meşrudur

MATUHAY-DER, İstanbul Tabip Odası ile Görülmüştür İnisiyatifi, tutsakların taleplerinin meşru olduğunu belirterek, yetkililerin ses vermesini istedi. 
Marmara Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (MATUHAY-DER) Eşbaşkanı Hüsnü Taş, eylemle birlikte cezaevinde ciddi hak ihlalinin yaşanmaya başladığını kaydetti. Birçok ailenin cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin kendilerine başvurduğunu belirten Taş, özellikle eylemle birlikte koğuşlarda aramaların artığını aktardı. Silivri 5 No'lu L Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutulan Muhammed Abay’ın ailesini arayarak, aramalar sırasında İlhan Erdem, Yakup Şahin ve Nimet Enüçük'ün radyolarına el konulduğu bilgisini verdiğini belirten Taş, “Bizzat cezaevi kantinin tutuklulara parayla sattığı radyoları suç unsuru yaparak 3 tutukluya 11 günlük hücre cezası verilmiş. Ayrıca dilekçelere hiçbir şekilde cevap verilmiyor. Keyfi bir şekilde yapılıyor bunlar. Eylemi sabote etmeye çalışıyorlar” dedi. 
Açlık grevi eylemi nedeniyle birçok cezaevinde benzer uygulamaların yaşandığını dile getiren Taş, yapılan bu baskınların hukuksuz olduğunu vurguladı. Hükümetin taleplerine cevap olmasını söyleyen Taş, "Yoksa bedeli çok ağır olur ve hükümet de altından kalkamaz. Bu aşamaya gelmemesi için bir an önce bir çözüm bulunması lazım” diye konuştu. 
 
Kimse yaşamını yitirmesin
 
Görülmüştür İnisiyatifi kurucusu Adil Okay da tutsakların taleplerinin meşru olduğunu belirterek, daha önceki açlık grevi eylemlerinde taleplerin karşılamaması üzerine yaşamını yitirenlere dikkat çekti. Okay, şunları söyledi: “Devletin tüm yurttaşlarına ve tutuklulara eşit davranması gerekiyor. Biz ölüm orucuna dönüşmesini ve kimsenin yaşamını yitirmesini istemiyoruz. Yetkililerin, açlık grevinde bulunan tutukluların meşru taleplerini ve seslerini duyması gerekir. Özel olarak Kürtlere karşı her alanda bir yönelim var. Siyasal iktidar barış yerine savaş narası atıyor. Topyekun saldırılara karşı topyekun mücadele etmek gerekiyor.” 

Yetkililer dikkate almalı

İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu da açlık grevlerine ses verilmesini isteyerek, açlık grevine katılanlarının sağlık durumlarından endişeli olduklarını söyledi. Küçükosmanoğlu, "Biz yaşamdan yanayız. Temel ilkemiz budur. Aynı zamanda kişinin kendisi için verdiği karar saygı gösterme gibi temel bir değerimiz var. Cezaevlerinde bu eylemleri yapan kişilerin sağlık kontrollerinin düzenli olarak yapılması, hekimleri ile görüştürülmesi, alması gereken sıvı, tuz, şeker ve vitamin takviyelerinin düzenli ve uygun miktarda yapılmasının sağlanması gerekiyor” dedi.
Salgına rağmen cezaevlerinde kapasitelerinin çok üstünde tutuklunun kaldığını ifade eden Küçükosmanoğlu, havalandırmaların yetersiz, temizlik ve hijyen malzemelerinin ise yeterli sayıda verilmemesi, bunun üzerine başlayan açlık grevlerinin büyük risk teşkil ettiğini ifade etti. Küçükosmanoğlu,  şunları ekledi: “Bu durumlar salgının yayılmasına zemin hazırlıyor. Bir açlık grevcisi için bu risk daha da artıyor. Ek olarak önemli bir soruna yol açabilir. Bunların yaşanmaması için yetkililerin tutukluların taleplerini dinlemesi gerekiyor. Hukuka ve insan haklarına uygun bu talepler karşılanmalı.”  AMED

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.