Tekrarında yarar olan gerçekler

Selahattin ERDEM yazdı —

17 Kasım 2020 Salı - 10:00

  • Çok tartışılan ve sonuçları merak edilen ABD seçimleri nihayet yapıldı ve Demokrat aday Biden, yeni ABD başkanı oldu. Gerçi sorumlusu da kendilerdi, ancak yine de Trump yönetimini düşürdükleri için Amerikan toplumuna teşekkür etmek gerekiyor. Dünyayı felâket gibi bir şeyden kurtardıkları için.

Kuşkusuz kadınlar ve siyahlar gibi Kürtler de Trump yönetimini hep bir garabet olarak hatırlayacaklar. Çünkü dört yıl boyunca hep Kürtlerle savaşan bir yönetim oldu demek hatalı değildir. Nitekim Başurê Kürdistan’ın yüzde 40’ı Irak’a, Rojava Kürdistan’ın yüzde 40’ı ise TC işgaline bu yönetim altında verildi. Dört yıl boyunca Trump yönetiminden aldığı desteğe dayanarak AKP-MHP faşizmi, Bakurê Kürdistan’a tarihin en ağır baskı ve katliamlarından birini yaşattı. DAİŞ’e karşı savaşılarak elde edilen kazanımlar, bu yönetim altında tekrar DAİŞ yanlıları tarafından elde edilmeye çalışıldı.

Gerçi Demokrat yönetimlerin de Kürtler açısından sicili çok fazla temiz değildir. Nitekim Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik uluslararası komplo, Demokrat Clinton yönetimi tarafından planlanmış ve pratikleştirilmiştir. Trump yönetiminin de geçen dört yıl boyunca aynı komplo planını güncelleyerek daha yaygın ve saldırgan bir biçimde hayata geçirmeye çalıştığı açık bir gerçektir. İmralı’da ağır tecrit, Kürt demokratik siyaseti üzerinde soykırım, üç parçada Kürt varlığına ve kazanımlarına yönelik saldırı, “DAİŞ’ten daha kötü” diyerek PKK’ye yönelik imha ve tasfiye operasyonları Trump yönetimi altında uygulanmıştır. Acaba Biden yönetimi geçmişten ders çıkartarak gerçekten biraz demokrat davranabilir mi? Kürtlere karşı ABD’nin yürüttüğü 22 yıllık uluslararası komplo saldırısını artık sona erdirebilir mi? Kuşkusuz net bir şey belirtemeyiz. Ancak ‘zaman gösterecek’ diyebiliriz.

Fakat ne olursa olsun Trump yönetimi düşmüştür ve kuşkusuz bu düşüşün önemli sonuçları olacaktır. En azından AKP-MHP-KDP ittifakı tarafından uygulattığı planlar bozulacak veya zayıflayacak, bu da faşist-soykırımcı zihniyet ve siyasete karşı Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesini daha güçlü geliştirmesi için daha çok imkân ve fırsat sunacaktır.

Dahası düşüş bu, bir kez başlarsa önü alınamaz ve zincirleme devam edebilir. Nitekim Trump’ın düşüşünün ilk rüzgârı bile Tayyip yönetimini derinden sarsmış ve yarattığı deprem etkisiyle Tayyip yönetiminde de çöküş sürecini hızlandırmıştır. Batan Trump gemisini ilk olarak özel temsilci Jeffrey’nin terk etmesi gibi, batmakta olan Tayyip gemisini de ilk olarak damat Berat Albayrak terk etmiştir. Kendisinin istifa etmiş olması ya da istifaya zorlanmış bulunması bu gerçeği değiştirmez. Berat Albayrak’ı istifa ettirmek Tayyip yönetimini kurtaramaz.

Hiç kuşkusuz Berat Albayrak’ı düşüşe Türkiye’de yaşanan derin ekonomik ve mali kriz götürmüştür. Nitekim söz konusu kriz artık gözle görülür ve elle tutulur bir durumdadır. Dolayısıyla ekonomik krizin ceremesini de o alanla görevli bakanın çekmesi doğaldır. Bu nedenle en önce Berat Albayrak’ın düşmüş olması anlaşılırdır. Fakat Türkiye’de yaşanan krizi sadece ekonomik kriz olarak görmek ve bu krizi de sadece yapısal nedenlere ve ekonomi yönetimine bağlamak doğru ve anlaşılır değildir.

Evet, Türkiye’deki ekonomik krizin yapısal nedenleri ve kötü yönetimden kaynaklanan boyutları vardır. Fakat güncel planda ekonomik krizin bu denli derinleşmiş olmasının nedenleri sadece bunlar değildir. Söz konusu ekonomik kriz, daha çok da Tayyip Erdoğan Yönetiminin izlediği politikalardan ve yürüttüğü savaştan kaynaklanmaktadır. Tabii en çok da PKK’ye karşı, Kürtlere karşı yürüttüğü işgal ve soykırım savaşından kaynaklanmaktadır. Nitekim Tayyip Erdoğan bu gerçeği “Bir merminin fiyatı kaç lira, biliyor musunuz?” diyerek açıkça ifade etmiştir. Fakat her nedense bu durum üzerinde fazla durulmamış ve Tayyip Erdoğan’ın yürüttüğü Kürt soykırım savaşına etkili bir biçimde karşı çıkılmamıştır.

Nitekim şimdi de benzer yaklaşımın devam ettiği gözlenmektedir. Çünkü yaşanan krizi doğuran gerçeğin, yani Kürtlere karşı yürütülen savaş siyasetinin ve bu siyasetin sahibi olan Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli’nin üzerine gidilmemekte, sanki ekonomik kriz sadece ekonomi yönetiminden kaynaklanmış gibi Berat Albayrak’ın üzerine gidilmektedir. Berat Albayrak istifa ettirilerek ekonomik krizin önlenebileceği yalan havası topluma verilmeye çalışılmaktadır. Böylece toplum kandırılmak istenmektedir.

Neden aydınlar ve muhalif siyasetçiler gerçeği olduğu gibi topluma yeterince götürmezler, bu durum anlaşılır gibi değildir. Halbuki bu konuda gerçekleri bas bas bağırmak gerekiyor. Türkiye’nin yaşadığı ekonomik kriz sadece yapısal nedenlerden ve ekonominin kötü yönetilmesinden kaynaklanmamaktadır. Esas olarak izlenen Kürt, kadın ve halk düşmanı politikalardan ve yürütülen Kürt soykırım savaşından kaynaklanmaktadır. Söz konusu bu politika ve savaşın sorumlusu da AKP-MHP ittifakı ve Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli’dir. Dolayısıyla Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli yönetimden düşürülmedikçe ekonomik kriz ortadan kalkmaz ve sona ermez. Çünkü onu doğuran Kürt düşmanı siyaset ve savaş sona ermez. O halde yapılması gereken Berat Albayrak’ın nasıl düşürüldüğünü tartışarak zaman öldürmek değil, Tayyip Erdoğan’ı iktidardan düşürmek için ne gerekiyorsa onu yapmaktır.

Şimdi biraz da Kürt cephesine gelelim ve bazılarının ısrarla “KDP ile PKK arasındaki birakujî” dediği olaylar üzerinde duralım. Bu konuda gerçekleri haykıran önemli bir kesim var, fakat ortamı yönlendirmek için yeterli değiller. Çünkü ısrarla ortada bir “Birakujî olduğunu” söyleyen ve en iyisi “Biz tarafsızız” diyen kesimler bulunuyor. Halbuki gerçek burada çok daha açık ve nettir: Öncesini bir yana bırakırsak, AKP-MHP yönetimindeki TC Devleti ile PKK 24 Temmuz 2015 tarihinden bu yana kesintisiz olarak savaşmakta, yine 20 Ocak 2018 tarihinden bu yana Rojava Kürdistan özgürlük güçleri TC işgaline karşı direnmekte, işte söz konusu bu savaşta mevcut KDP yönetimi PKK ve Rojava Kürtleri yanında değil, AKP-MHP ittifakının yönettiği faşist-soykırımcı TC’nin yanında yer almaktadır.

Evet bir savaş var; ama bu PKK-KDP arasında değil, PKK-TC arasındadır; böyle bir savaş ortamında KDP gidip TC’nin yanında yer almakta ve “TC’ye karşı savaşı bırak” diyerek PKK’ye karşı savaş ilan etmektedir. Kuşkusuz KDP’yi böyle yapmaya da TC Devleti ve dış güçler zorlamaktadır. Nitekim daha çatışma bile başlamadan, küçük bir mayın patlayınca hemen ABD ve Fransa Yönetimleri sanki hazır kıta bekler gibi PKK’yi kınayan açıklamalar yapmışlardır. Bunun bir teşvik ve zorlama olduğu açık değil midir? KDP’yi PKK’ye karşı savaşa söz konusu bu güçlerin yönelttiği ortada değil midir? Oysa aynı ABD ve TC 2017 Ekiminde Irak Devletini Kerkük üzerine sürmüşler ve KDP’ye de “Irak’a karşı savaşma” demişlerdi. Dikkat edelim, KDP’ye “Irak’a karşı savaşma” diyen güçler, şimdi de “PKK’ye karşı savaş” diyorlar ve KDP’yi savaşa zorluyorlar.

Savaşmadan Kerkük’ü Irak’a bırakan KDP, şimdi AKP-MHP faşizminin yanında PKK’ye karşı savaşıyor. Irak’a “Kerkük ve Germiyan’dan çık” diyemeyen KDP, şimdi PKK’ye “Medya Savunma Alanlarından çık” diyebiliyor. Neden? Çünkü ABD, Fransa ve TC öyle istiyor da ondan! Peki ortada bir KDP-PKK savaşı, yani birakujî var mı? Soykırımcı TC’ye karşı Kürt varlığı ve özgürlüğü için savaşan PKK’ye karşı soykırımcı düşmanın yanında yer alınabilir mi? Soykırımcı TC’nin yanında duran KDP ile özgürlük savaşı veren PKK arasında tarafsız olunabilir mi? Demek ki gerçekçi olmalıyız; yurtseverliği, işbirlikçiliği ve ihaneti doğru tanımlamalı ve asla bulandırmamalıyız.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.