TTB sözünü esirgemeyecek

16 Ekim 2020 Cuma - 18:15

  • MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin ardından Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da hedef aldığı ve bir süredir iktidarın kara propagandasıyla karşı karşıya kalan TTB, haklının yanında olmaya; her alanda söz söylemeye devam edeceğini açıkladı.

 

TTB, hükümetin aksine yurttaşları doğru bilgilendirdiğini, son dönemlerde bilinçli olarak hedef gösterildiğini belirterek, ”TTB kendini güçlü görenlerin değil, haklının yanında olmaya devam edecektir” dedi. 

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, siyasi iktidar ve yandaşları tarafından hedef gösterilmelerine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Son bir haftada 9 sağlık emekçisinin koronavirüsü (Kovid-19) salgını nedeniyle hayatını kaybettiği hatırlatılan açıklamada, “Salgın sürecinde binlerce yurttaşımız gibi 50’si hekim olmak üzere 112 sağlık emekçisinin acısını yaşadık. Acımız ve üzüntümüz sonsuzdur” denildi.

Güçlünün değil, haklının yanında

 TTB’nin, hükümetin aksine yurttaşları doğru bilgilendirdiğinin vurgulandığı açıklamada, TTB’nin son dönemlerde bilinçli olarak hedef gösterildiğinin altı çizildi. Açıklamada, “Belirtmek isteriz ki; Türk Tabipleri Birliği kendini güçlü görenlerin değil haklının yanında olmuştur, olmaya devam edecektir. Kendini güçlü görenler, her yerde kendini haklı göstermeye çalışsa da artık destek bir yana tersine toplumda ciddi tepki almaktadır” diye kaydedildi.

İşkenceyle mücadele onuru

 TTB’nin 100 binin üzerinde hekimin üye olduğu mesleki ve demokratik bir kamu kurumu olduğu hatırlatılan açıklamada, şöyle devam edildi: ”26-27 Eylül 2020 tarihleri arasında demokrasinin gereği olarak genel kurul ve seçimleri yaparak seçime katılan hekimlerin yüzde 67 oyunu alarak yeni bir Merkez Konsey oluşmuştur. Merkez Konsey Başkanı seçilen Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı hekimliğinin gereği olarak bir insanlık ayıbı olan işkenceye karşı gerek ülkemiz gerekse de uluslararası alanda çalışmalar yapan bir bilim insanıdır. Hekimliğinin olmazsa olmazı işkenceyle mücadele ve insan hakları mücadelesi bir ayıp değil, her hekim için onurdur. Bu onurlu tutum TTB ve hekimlik tarihinde hep olmuştur, olacaktır.”

 Sağlıklı olma halinin siyaseti

 TTB’nin hedef gösterilmesinin nedeninin gerçekleri açıklaması olduğu ifade edilen açıklamada, şunları belirtildi: “Bugün ülkemiz sağlık ortamı vatandaşı müşteri, hastaneleri ticarethane olarak gören sağlık politikaları sonucu girmiştir. Artık sağlık alanında başta pandeminin gerçek verileri olmak üzere giderek artan eğitim ve sağlık hakkında ihlaller, tıbbi cerrahi malzeme sıkıntıları, nöbet yoğunluğu, aşırı hasta sayıları, çalışma koşulları, ekonomik sorunlar, tükenmişlik, özlük haklarımızdaki adaletsizlikler ve ek ödeme sistemindeki eşitsizlikler gibi birçok sorunumuz mevcuttur. Eğer bunları dile getirmek siyaset yapmaksa evet biz sağlıklı bireyler ve sağlıklı toplumların yani ‘sağlıklı olma halinin’ siyasetini yapacağız.”

TTB’nin çekilmek istendiği boş tartışma ortamlarının içinde olmayacağına işaret edilen açıklamada, şunlar kaydedildi: ”Bize bir şey demek isteyenler önce yanlış korona verilerinin; bunlara bağlı ölümlerin içinden çıkılmaz sağlıksız ortamının hesabını topluma vermelidir. Bizler her zaman mesleğinin yükümlülüklerini yerine getirmek için yemin etmiş hekimler olarak her canlının yaşam ve sağlık hakkından yana olacağız. Sağlık hakkının, demokrasi hakkından bağımsız olamayacağını bilerek yola devam edeceğiz. Tam da bu farkındalıkla birincil gündemimiz olan Kovid-19 pandemisinin gerek sağlık ortamına gerekse halkımıza olan yıkımını bilimsel gerçeklerle ortaya koymaya, topluma demokrasi ve sağlık hakkı gereği doğru bilgileri vermeye devam edeceğiz. Hekim sorunlarını ve yönelik çözüm önerilerimizi söylemekten vazgeçmeyeceğiz.”

Söylenecek söz çok

 Açıklamada, TTB’nin gündemine dair şunlara dikkat çekildi:

* 2020 Sayıştay raporlarında da açıklıkla belirtilen ve yıllardır söylemiş olduğumuz gerçeklikleri ortaya çıkartan şehir hastanelerine ait raporları anlatmak.

* Her geçen gün giderek artan emek sömürüsünü, ağır çalışma koşullarımızı anlatmak

* Her geçen gün nasıl tükendiğimizi, eksildiğimizi anlatmak,

* Eğitim hakkında yaşanan ihlalleri, tıp ve asistan eğitimindeki sorunları anlatmak.

* Yok edilmeye çalışılan mesleki onurumuzu ve etik değerlerimizi savunmak

* Öğrencisinden akademisyenine, aile hekiminden uzmanına, intörnünden asistanına kadar hekimlerin yaşadıkları sorunları ve bunlara karşı çözüm önerilerimizi sunmak.

TTB, açıklamasında şunu bir kez daha hatırlattı: ”Sağlık sadece hastalığın ve sakatlığın olmayışı deği, aynı zamanda fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir. Bu bilinçle toplumun, hekimlerin sağlığı için her alanda söz söylemeye devam edeceğiz.”

Ne pahasına olursa olsun

 Açıklamanın sonunda hekimlerin ve toplumun sağlık hakkı mücadelesi için seçilmiş Merkez Konseyi üyeleri olarak şu söz verildi: ”Öncelikle meslektaşlarımız ve Türkiye kamuoyuna, yaşadığımız topraklarda, sağlığımıza, emeğimize ve demokrasimize ne pahasına olursa olsun sahip çıkacağımıza söz veriyoruz.”  ANKARA

 

Fincancı talimat almaz

TİHV, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Prof. Şebnem Korur Fincancı’yı hedef almasının uluslararası hukuk ve yasalar açısından suç olduğunu belirterek, Fincancı’nın gerçek bir hak savunucusu olduğunu vurguladı.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın TİHV ve TTB Merkez Konsey Başkanı Şebnem Korur Fincancı’yı hedef almasına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, “Sayın Cumhurbaşkanı, ‘terör örgütünden birini TTB’nin başına koydular’ deyince, doğal ve haklı olarak üzerimize alındık. Zira demokratik ve meşru seçimle TTB Merkez Konseyi Başkanı olan Prof. Dr. R. Şebnem Korur Fincancı, herhangi bir terör örgütünün değil, dünya çapında saygınlığı olan vakfımızın yıllardır başkanlığını yapmaktadır” denildi.

Hak savunucuları talimat almaz

 İnsan hakkı savunucularının hiçbir ayrım gözetmeksizin insan haklarının herkes için evrensel olduğu ilkesinden yola çıkarak, hak ihlallerine karşı mücadele ettiğinin vurgulandığı açıklamada, şunlar belirtildi: “Bu mücadelenin temel ilkeleri ise şiddetsizlik ve bağımsızlıktır. Bağımsızlık ilkesi, insan hakları mücadelesi açısından çok önemlidir. Çünkü Türkiye’nin de altına imza attığı tüm insan hakları belge ve sözleşmelere içkin olan evrensel bir gerçek vardır: uluslararası toplumun insan haklarını korumakla yükümlü kıldığı devletlerin aynı zamanda baş ihlalci olduğu gerçeği. Bu gerçeği hiçbir zaman akıllarından çıkarmayan insan hakları savunucuları, çalışmalarını herhangi bir hükümetten ya da başkaca bir siyasal otoriteden, insan hakları ihlallerine adı karışmış kişi veya kuruluşlardan hiçbir şekilde talimat almadan yürütürler.”

Açıklamada, hedef gösterilen Prof. Fincancı ile ilgili şunlar vurgulandı: ”Şiddetsizlik ve bağımsızlık dahil insan hakları savunuculuğunun evrensel ilkelerini içselleştiren gerçek bir hak savunucusu olduğu için yıllardır vakfımızın başkanıdır. Bilimsel birikimi ve uzmanlığı sadece tıp alanında değil, insan hakları alanında da dünya çapında kabul ve saygı görmektedir. O nedenledir ki uluslararası toplum, Bosna’da toplu mezarların açılması ve Avrupa’nın göbeğinde yaşanan soykırım gibi bir utancın ortaya çıkarılmasında sorumluluk almasını istemiştir. O nedenledir ki, Ortadoğu trajedisinin yaşandığı Filistin ve İsrail’de işkenceye maruz kalan binlerce Filistinlinin, Bahreyn’de işkence sonucu yaşamını yitiren gencin sesi olabilmiştir. O nedenledir ki, AİHM işkencenin belgelenmesi ve raporlanması için sevgili başkanımızın yazarlarından biri olduğu İstanbul Protokolü’nü devletlere ısrarla işaret etmektedir.

Evet, Mavi Marmara gemisinde yaşanan ihlallerin belgeleyicisi olmak, Abu Gharib’de işkence görenlerin hayata tutunmalarını sağlamak, dünyanın neresinde olursa olsun hakikati ama sadece hakikati savunmak sağlam bir ahlaki ve ilkesel duruşu ve mutlak anlamda bağımsız olmayı gerektirir.

TİHV, 30 yıldır mücadele eden, uluslararası tanınırlığı ve saygınlığı olan, bağımsız bir insan hakları kuruluşudur. Prof. Dr. R. Şebnem Korur Fincancı da saygın ve bağımsız bir bilim insanı ve insan hakları savunucu olarak TİHV’in başkanıdır.

 Sayın Cumhurbaşkanı’nın sarf ettiği kabul edilemez ifadeler, hem sevgili başkanımızın hem de vakfımızın insan hakları savunuculuğu faaliyetlerini engellemeye yönelik tehdit ve baskı niteliğindedir. Yani uluslararası hukuk ve yasalarımız açısından suçtur. Gereği için ilgili makamları göreve davet ediyoruz.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.