2 bin 500 tutsak katıldı

- Türk cezaevlerindeki süresiz-dönüşümlü açlık grevi eylemi, 40. gününde devam ediyor. Şimdiye kadar 130 cezaevinde sürdürülen eyleme, 2 bin 500’e yakın tutsak katıldı.
Tutsak yakınları, siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin kendileriyle birlikte hareket edip eylemi sahiplenmesini istedi.
PKK ve PAJK’lı tutsakların, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması için 27 Kasım’da başlattıkları açlık grevi, 40. gününde 8. grupla devam ediyor. Eylemi yarın 9. grup devralacak.
Kandıra 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Selman Çetiner ile en son geçen hafta telefonla görüşen ağabeyi İsa Çetiner, “Tüm dünyanın gözü önünde bir suç işleniyor. Tecrit ağır bir suçtur. Kürt halkına dönük soykırım politikalarını sürdüren bir iktidar var. Kürt halkının resmen yok olmasını istiyor. Öcalan’ın üzerindeki tecridin burada belirleyici olduğu açıktır. Tutsaklar da bu bilinçle eyleme başladı; yani hem özgürlük hem barış için. Biz de olarak bu ihtiyacı görüyoruz ve bu taleplerin bizim taleplerimiz olduğunu söylüyoruz” dedi.
Çetiner, siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin de ailelerle birlikte hareket edip eylemi sahiplenmesi çağrısında bulundu.
Bedenleriyle eylem yapıyorlar
Tarsus 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan ve açlık grevinin ilk grubunda yer alan İdris Değirmenci’nin ablası Kezban Dal da Öcalan’a yönelik tecridin bugün herkese uygulandığını ve buna son verilmesini istediklerini söyledi. Tutsakların ciddi baskı ve hak ihlalleriyle karşı karşıya olduğunu vurgulayan Dal, “Ellerinde bir tek bedenleri var. Onu da açlık grevine yatırıyorlar” dedi.
Hem tecrit hem de baskıların temel nedeninin Kürt sorunu olduğunu ifade eden Dal, şunları ekledi: “Kürtleri varlık olarak istemiyorlar, yok etmek istiyorlar. Ya da kendi elinin altında görmek istiyorlar. Ancak biz de var olduğumuzu söylüyoruz. Bunu söyleyince de baskı, gözaltı ve tutuklama diyorlar. Bunlara karşı bu güne kadar varlığımızı inkar etmedik, etmeyeceğiz de. Tutuklansak da varız, çünkü Kürt’üz ve haklarımızın peşindeyiz.” AMED
Üretmeleri istenmiyor
Gebze Cezaevi’nde koğuşlara yapılan baskında yıllarca emek verdikleri birikim ve çalışmalarına el konulduğunu belirten Hatice A.,”Üretmeyeceksiniz mesajı veriliyor” dedi.
Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan Hatice A., 27 Kasım 2020’de koğuşlarına yapılan baskında yaşadıklarıyla ilgili “Kadın mahpusların hayatı talan edildi” başlıklı bir mektup kaleme aldı ve İHD Eşbaşkanı Eren Keskin’e gönderdi.
Eren Keskin’e yazma nedenin cezaevinde yaşatılan baskı ve zulmün herkese anlatılması olduğuna yer veren Hatice A., “Bulunduğum cezaevinde 27 Kasım 2020 tarihinde talan-gasp tarzında bir arama gerçekleştirildi. Bu arama sadece siyasi tutuklu kadınların odalarında yapıldı. 14 kişilik odaya 20-30 civarında gardiyan arama gerekçesiyle doluştu. Maskesiz içeride arama yaptılar. Ayakkabılarıyla yataklarımıza bastılar. Tüm eşyalarımızı ortalığa savurdular. Hepimizin dolabına girdiler. İç çamaşırlarımıza kadar aradılar” diye kaydetti.
Taş kesilin, deniliyor
Aramada tüm yazımsal çalışmaları ve eşyalarının poşetlere doldurulup götürüldüğünü yazan Hatice A., şöyle devam etti: “Not edebileceğimiz bir defter dahi bırakılmadı. Burada 30 yıldır ceza almış arkadaşlarımız var. En yenimiz 1-2 yıllık. Kitaplardan aldığımız alıntılar, not ettiğimiz defterler, deneme, anı, roman, şiir, öykü gibi yazım çalışmalarımız; hiç kimseye okutamadığımız günlüklerimiz, kaşeli mektuplarımız, boş defterlerimiz, mektup pullarımız, zarflarımız, aile fotoğraflarımız, manzara resimlerimiz, sıralayamayacağım alakalı-alakasız her şeyi alıp götürdüler. Açıkça bu tarz aramalarla bize okumayacaksınız, araştırmayacaksınız, yazmayacaksınız ve üretmeyeceksiniz, mesajı veriliyor. Taş kesilin, diyorlar. Bunca haksızlıkların yaşatıldığı dünyada insan taş kesilemez ki, açıkçası düşünen ve üreten kadınlardan korktukları için böyle saldırıyorlar.”
15 defteri alındı
Kendisinin de yazılı olan 15 defterine el konulduğunu aktaran Hatice A., şunları belirtti: “Bu defterlerde benim 13-14 yıllık emeğim vardı. Bunca yıl okuduğum kitaplardan aldığım notlar, şiir, öykü denemelerim, günlüğüm benim için manevi olarak değerli olan çalışmalarımı alıp götürdüler. Bizleri duygusal ve düşünsel anlamda koparmak; umutsuzluğa kapılıp pes etmemizi istiyorlar. Yalnız olmadığımızı biliyoruz.”
Babası için yazdıkları da
Hatice A., kendi hayatından bir kesiti de mektupta şöyle aktardı: “2007 yılında bir trafik kazası sonucu babamı kaybettim. Belki biraz klişe olacak ama babam benim kahramanımdı. Onun eşsiz emekleriyle sizleri tanıdım. Direnmeyi ve mücadele etmeyi öğrendim. Babam her gözaltında (1990’lı yılların başında bir ayı aşkın işkence de kalıyordu. Bırakıldığında da yıllarca yataktan kalkamıyordu. Bu işkenceden annem de ben de çocuk yaşta olmama rağmen nasibimizi aldık. Bütün bunlardan dolayı 14 yaşında başka bir tercihim olmadığından (bugün olduğu gibi) mücadele hayatını tercih ettim. 30 yıl sonra neredeyse aynı ve daha ağır şeylere tanık oluyorum. Duygusal anlamda kabullenmekte zorlansam da (Yıllar sonra babamın öldüğünü zindanda öğrendim. Çocukluğumdan sonra onu hiç görmedim) ona dair, kendime dair bir çalışmaya başlamıştım. 30 yıl önce gözaltına alıp götürülen babamdı, şimdi de ona dair yazdıklarım benden alınıp götürüldü. Daha bitiremediğim babama dair yazım çalışmam da bu talan aramasında götürüldü. Yine görüşte ailemle çektiğim fotoğraflar götürüldü.”
İstesek de unutamayız
Hatice A.,mektubunu şu sözleriyle noktaladı: “Sanırım bizlerin hafızasını da yok etmek istiyorlar. Ama yıllardır Kürtler olarak yaşadıklarımız ve bizlere yaşatılanlar beyinlerimize ve ruhumuza öyle kazınmış ki istesek de unutamayız. Yaptıkları her uygulama ve yaklaşımları da unutturmuyor. Bu uygulamalarla tüm yaptıklarını hatırlatıyorlar. Bu nedenle unutmamız da imkansız. Bu yüzden öfkemiz hiç dinmiyor, hiç soğumuyor.”







