ABD ve Rusya’nın icazetiyle saldırıyor

  •  Çok net ifade edemezsek de ABD’nin onayı olmadan Türk devletinin İdlib’in bazı bölgelerinden çıkması; bunun karşılığında Rusya’nın Eyn Îsa’yı işgal saldırılarına sesiz kalması ve bölgeden çekilmesi olasılık dahilinde görünmüyor.
  •  İşgalci Türk devleti, ABD ve Rusya’dan icazet almadan tek bir adım atamaz. Saldırılar tamamen bu icazet içinde yapılıyor. ABD’den bağımsız İdlib’de adım atmayan Türk devleti, Kuzey-Doğu Suriye’deki saldırılarını da bu ikilinin icazeti içinde yapıyor.

AZİZ KÖYLÜOĞLU - QAMIŞLO

Eyn Îsa, Kuzey-Doğu Suriye’de küçük bir kasaba. Son günlerde fazlasıyla gündemde ve önümüzdeki günlerde de gündemde olacağa benziyor. Bu kasaba güç oyunlarının merkezi konumuna gelmiş durumda. Bir yandan Rusya, diğer yandan işgalci Türk devleti, Eyn Îsa üzerinden kendi gündemlerini hakim kılmaya çalışıyor. Bu bağlamda saldırılar arttı. Rusya ve Türkiye’nin gündemi farklı olsa da ortak bir amaçta birleştikleri görülüyor; Demokratik Suriye Güçleri ve Özerk Yönetim kurumlarının Eyn Îsa’dan çıkartılması. Rusya ve Türk devletinin ayrışan yanları da var. Rusya, bölgenin Suriye rejim güçlerine bırakılması isterken, işgalci Türk devleti ise işgal alanlarını genişletmeyi hedefliyor. Bu nokta da her iki devlet arasında çelişkiler oraya çıkıyor.

Neden Eyn Îsa?

Türk devleti, ABD yönetiminin onayıyla 9 Ekim 2019’da Serêkaniyê ve Girê Spî’ye bir saldırı başlatmıştı. Bu saldırıyla birlikte bölge dengelerinde önemli değişimler yaşandı. ABD güçleri bölgeden çekilirken, Rusya ve Suriye rejim güçlerine yerlerini bıraktı. Bu, hem uluslararası alanda hem de ABD’de büyük bir tartışma başlattı. Buna paralel olarak önce ABD ve Türkiye arasında işgalin durdurulmasını öngörüne bir ateşkes metni imzalandı. Aynı minvalde Rus güçlerinin bölgeye yerleşmesiyle Rusya ile işgalci Türk devleti arasında da bir anlaşma metni imzalandı. Buna göre Demokratik Suriye Güçleri (QSD) Kuzey Kürdistan sınırından 32 km güneye çekilecek ve Türk-Rus askeri güçleri 10 km alanda devriyeler atacaktı. Bu anlaşma günümüzde pratikleşmiş durumda.

Türk devleti, Eyn Îsa kasabasının da Rus ile yapılan  anlaşma çerçevesinde olduğunu ve kendilerine verilmesi gerektiğini iddia ediyor. Rusya ise bu iddiaları gündeme getirerek ve biraz da Türk devletine göz kırparak, kendi gündemini uygulamaya çalışıyor. İkili ve kirli bir oyun devreye girmiş durumda.

Temas hattında kesintisiz çatışma

Eyn Îsa, Rusya’nın gözden çıkarabileceği bir yer değil. Önemli yerleri birbirine bağlayan bir merkez. Cizîrê ile Minbic’ı; Kobanê ile Reqa’yı birbirine bağlayan bir hat. Tabi bu hatlar bunlarla sınırlı değil, aynı zaman Kuzey-Doğu Suriye’yi de Halep ve Şam’a bağlayan bir merkez durumunda. Türk devleti, Eyn Îsa merkezini işgal ederek hem M-4 yolunun doğu tarafını denetim altına almayı hedefliyor, hem de Kobanê ve Minbic üzerinde baskıyı artırmayı amaçlıyor. 

Türk devleti bölgede el yükseltmek amacıyla son bir aydır kesintisiz bir biçimde Eyn Îsa’ya saldırıyor. Saldırılar, Eyn Îsa ile sınırlı değil; Til Temir ve Zergan’ın köylerinde saldırılar rutin olarak sürüyor. Minbic ve Şehba’ya saldırılar da eşlik ediyor.  Buna paralel olarak Suriye rejim ile çeteler arasında İdlib’de günlük çatışmalar yaşanıyor. Türk devleti ve çetelerinin olduğu tüm temas hatlarında günlük çatışmalar sürüyor.

Rusya neden teşvik ediyor?

Rusya, Suriye’deki stratejisini rejim güçlerinin tam hakimiyeti üzerine kurmuş durumda. Bunun için zaman zaman duraksamalar yaşasa da her fırsatı buna çevirmek istiyor. İşgalci Türk devletinin bölgeye yönelik saldırılarını da fırsata çevirmek ve bunu farklı pazarlık konularına dönüştürmek istiyor. Bunların başında İdlib geliyor. En son yapılan Moskova anlaşmasına göre Türk devletine bağlı çetelerin M-4 yolunun kuzey ve güneyinden 10 km çekilmeleri öngörülüyordu. Şimdiye kadar bu olmuş değil. Geçmişte yapılan devriyelerin de son zamanlarda aynı sıklıkla yapılmadığını görüyoruz. Rusya, İdlib üzerinden Türkiye’yi sıkıştırırken, Türkiye buna bağlı olarak Eyn Îsa’yı gündeme getiriyor. Bu da yeni Efrîn senaryosunun hayata geçirilmek istendiğini akla getiriyor. İdlib üzerinde yürütülen pazarlıkların sadece Türk devletiyle alakalı olmadığını ABD’nin eski Suriye Özel temsilcisi James Jeffrey’nin yaptığı açıklamalarla öğreniyoruz. Jeffrey, Suriye rejiminin yakın zamanda İdlib’e girmeyeceğini, NATO’nun yardımıyla Türkiye’nin buna izin vermeyeceğini belirtiyor. Bu açıklamadan da anlaşıldığı gibi Türkiye, İdlib konusunda söz sahibi tek devlet değil. Çok net ifade edemezsek de ABD’nin onayı olmadan Türk devletinin İdlib’in bazı bölgelerinden çekilmesi; bunun karşılığında Rusya’nın Eyn Îsa’yı işgal saldırılarına sesiz kalması ve bölgeden çekilmesi olasılık dahilinde görünmüyor.

Rusya ölümü gösteriyor

Rusya’nın stratejik hesabı, Suriye rejiminin tüm Suriye topraklarında tam hakimiyetini sağlama üzerine oluşturulmuş. Bu strateji bağlamında zaman zaman saldırı politikası, zaman zaman uzlaşma politikasına gidiyor. İdlib’de olduğu gibi Türk devletiyle böyle bir politikayı esas aldı. Hem saldırı hem uzlaşmayı iç içe uyguladı. Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelikte benzer bir politikayı uyguluyor. Suriye rejimi üzerinden Özerk Yönetim ve QSD’ye sopa göstermeyi kendisi için yararlı görmeyen Rusya, sopa olmaya istekli Türk devleti ve çetelerini kullanmayı tercih ediyor. Bu saldırılarla Özerk Yönetim’e 'bölgeyi rejime teslim edin yoksa Türk devleti daha fazla saldıracak ve ben bir şey yapamam' demeye getiriyor. Bir anlamda ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışıyor.

İşgal, Rusya’nın çıkarına mı?

Suriye rejimi ve ortağı Rusya, Türkiye’nin saldırılarından kendilerine ne pay düşüceği hesabı içerisindeler. Görünen o ki; Rusya’nın Türk işgal alanlarının genişlemesinde çıkarları olmayacak. Tam tersine gelinen aşamada Türk devletinin işgal alanlarının daraltması hesabı daha fazla gündemde. Bu açıdan bakıldığında bir Efrîn senaryosunun tekrarlamasının olasılığı az görünüyor. Efrîn’de toprağa karşılık toprak üzerinden bir anlaşma yapılmıştı. Tabi burada S-400 füze sisteminin alımı da etkili olmuştu. Rusya, Efrîn üzerinden Türk devletini askeri açıdan kendisine bağlamaya çalışırken, diğer yandan Suriye rejiminin başkentine tehdit olan Guta bölgesindeki çetelerin tasfiyesini Türk devletinin eliyle başarmıştı. Tabi şu an bu şartların hiçbir yok. Türkiye S-400 alımı sonrası ABD ile yaşadığı gerginlikten çıkma derdinde ve yeni bir sistem alması zor. Öbür taraftan toprağa karşı toprak vermek İdlib üzerinden imkansız görünüyor. Bu açıdan bakıldığında Eyn Îsa’da Türk işgaline izin vermek Rusya’nın çıkarına değil.

ABD de Rusya kadar sorumlu

İşgalci Türk devleti, ABD ve Rusya’dan icazet almadan tek bir adım atamaz. Saldırılar tamamen bu icazet içinde yapılıyor. ABD’den bağımsız İdlib’de tek adım atmayan Türk devleti, Kuzey-Doğu Suriye’deki saldırılarını da bu ikilinin verdiği icazet içinde yapıyor. Rusya’ya göre; QSD ne kadar zayıflarsa daha fazla kendisine, yani bir anlamda Suriye rejimine yanaşacak. ABD ise bu saldırılara sesiz kalıp Rusya’yı öne sürerek kendini sorumluluktan kurtarma derdinde. Bu bağlamda Jeffrey göre; Rusya, Suriye’de bataklığa saplanmış durumda. ABD, bu durumu ne kadar derinleştirebilirse  kendisi açısından başarı olarak görüyor. Gerçekte ise bir taraf olarak ABD bu saldırıları durdurmakla sorumlu. Şu an bu sorunluluğunu yerine getirmiyor, tam tersi derinleşmesini bekliyor.

QSD direndikçe sonuç alacak

Ne işgalci Türk devletinin dayatmaları ne Rusya’nın ayak oyunları ne de ABD’nin sessizliği QSD’nin saldırılar karşısında direncini kırabilir. QSD saldırıları kırdıkça, hem Rusya’nın hem de Türk devletinin planlarını boşa çıkarıyor. Bu noktada halkın desteği önemli. Halkın desteğini arkasına alan QSD, daha da ciddi direniyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.