Adı Amele, getirdiği ülkemdi!

Diaspora Haberleri —

17 Mayıs 2022 Salı - 21:00

Amele

Amele

  • Amele, 25 yıldır emek verdiği eserleriyle, Avrupa’da festivallerde, meydanlarda kurulan şenliklerde Kürdistan tarihinin bir emektarı olarak yer alıyor.

SELMA AKKAYA/PARİS

Adı Amele. Bu mücadeleye gönül vermiş, özdeşleşmiş biri. Gerisi, nereden geldi, kimdi, geçmişi bir yerde toplam tarihimizin bir parçası demek yetiyor sanki... Bugünlerde Paris’te genç Kürt nesillerin etrafında kenetlendiği 1’inci Kürt Kültür Festivali için Kürdistan’ın bir maketi ile bu heyecanın parçası olmuş bir emekçi.

Amele’nin topladıkları Kürtlerin zozan hayatının çadırı, yayık, iş aletleri, nakışları, kilimleri, bakraçları... Geçmiş hayata dair objeler ile Kürdistan’ın kültürel mozaiği işlenmiş bir saz, Alevi mezarlığı, kilisesi, camisi, surları, Êzîdî, Alevi, Sünni, Hıristiyan ama Kürt ve Kürdistan’ın özünün toplam tarihi Amele’nin topladıkları ve sanatı ile nakşettiği maketlerle salona taşınmış. 

25 yıllık emek

Amele, 25 yıldır emek verdiği eserleriyle, Avrupa’da festivallerde, meydanlarda kurulan şenliklerde Kürdistan tarihinin bir emektarı olarak yer aldığını ifade ediyor. Yolu kimi yerde Mizginler, Serhatlar ve şehit düşen diğer Kürdistan sanatçıları ile buluşmuş. Onlarla tiyatro yapmış, yol yürümüş, sanatla buluşmuş ve tüm bu özü toplayıp halka anlatmaya çalışıyor. 

“Genç kuşakların bu tarihi öğrenmesi gerekiyor” derken gözleri parlıyor.... Onunla maketler arasında yolculuğa çıktığımda, Mehmet Uzun’un şu sözleri aklıma geldi: “Kendi kökünden, izinden, toprağından kopma. Onlar bu kötü naçar hayatımızda mutluluğumuzun pınarlarıdır."  

Köy çeşmesi ardından akan gözyaşı

Sonra çadır başında duran köy çeşmesine götürüyor beni… “Bu analarımızın ağıtları, acıları, gençlerin ilk aşkları, koyunlarımızın içtiği su, hamur için taşınan su…." diye devam ederken, uzun yıllar görmediğim, hayal-meyal hatırladığım bir Kürt kadınının birkaç yıl önceki refleksi aklıma geldi. Adı Güler’di. Merhaba’dan sonra daha ben onu tanımaya çalışırken, “nasılsın” demeden yıkılıp modernize edilen köyünün çeşmesine gözyaşı döken bir kadın durdu karşımda. Bu gözyaşının içerisinde umut, özlem ve insan olana değer vardı!

Mutluluk, acı bir arada

O farkında olmasa da yüreğinin derinlikleri biliyordu. Önce köyleri yitirdik, ardından mahalleleri, sonra içinde büyüdüğümüz kentleri. Çeşmenin yıkımı sanki köklerimizin sökülmesi idi. Mezarlıkla köyü bağlayan, o çeşme, çocukluğumuzdu. Belki geçmişte suya giden kadınların tek sosyal alanıydı. Köyün haberleriydi, mutlulukları ve acılarıydı. Burada paylaşıyordu insanlar bir bakraç su alırken. 

Bir yanı köy, diğer yanı mezarlık. Ölüm ile yaşam arasında araftı sanki. Mezarlıkta biriktirdiğimiz acıları, orada elimize ve yüzümüze vurduğumuz suyla arındırır, küçük bir yokuşu tırmanıp evin yolunu tutardık. Küçükken annemizin arkasından koşturarak, sürdüğümüz davar ya da sığırın sabah yolculuğuydu. Her şeyden önce ölmüşlerimiz, öleceklerimiz ve yaşam arasında köprüydü o çeşme!