Avrupa'daki aşırı sağ yükseliş

Dünya Haberleri —

Irkçılık/protesto/foto:AFP

Irkçılık/protesto/foto:AFP

  • Aşırı sağ, demokrasinin temellerine, yani hukukun üstünlüğüne, güçler ayrılığına ve insan haklarına saygı duymuyor.

Prof. ALİ ARAYICI

Son yıllarda Avrupa'da aşırı sağcı, ırkçı ve faşist partiler, yerel, genel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde önemli bir oy artışı sağladı. Avrupa Parlamentosu (AP), 9 Haziran 2024'teki seçimlerinden sonra neredeyse dörtte bir oranında aşırı sağcı milletvekilleri tarafından oluştu. Bu tarihten beridir aşırı sağ partiler güçlenmeyi sürdürdü. Bugün bile aşırı sağcı partiler, Avrupa Birliği’ne (AB) üye ülkelerin çoğunda, yerel, genel ve devlet başkanlığı seçimlerde yükselişini sürdürüyor.

AP’ye seçilen aşırı sağcı, ırkçı ve faşist partileri üç gruba ayırmak mümkün:

* İtalyan Giorgia Meloni liderliğindeki Avrupa Muhafazakarları ve Reformcuları (78 milletvekili),

* Fransız Ulusal Birlik Partisi (RN) milletvekillerini içeren Avrupa için Vatanseverler (PE) (84 milletvekili),

* Alman AfD tarafından oluşturulan Egemen Ulusların Avrupası (25 milletvekili). 

Bu partiler, tüm Avrupa'da giderek daha önemli başarılar elde ediyor. Bu durum, Hollanda, Fransa ve Almanya için de geçerli. Bu güçlenme nasıl açıklanabilir ve en önemlisi, bu yükselişin sonuçları nelerdir? Bu siyasi kanadın iktidarda olduğu ülkelerde hak ve özgürlüklerde bir gerileme var mı? Asıl irdelenmesi gereken konular, bu soruların yanıtları üzerinde düşünmek ve çözüm yolları üretmektir.

Aşırı sağın yükselişi

Batı Avrupa ülkelerinde aşırı sağcı, ırkçı ve faşist partilerde büyük bir yükseliş var. Hollanda’da, 2006’da Geert Wilders tarafından kurulan aşırı sağcı Özgürlük Partisi (PVV), 29 Ekim'de yapılan seçimlerde önemli bir başarı elde etti. Wilders', PVV’yi ilk sıraya taşıdı. Wilders, merkez sağ partilerle kurduğu koalisyonu bozarak bir erken seçimlerin yapılmasını sağladı. Üstelik Hollanda'da aşırı sağın zaferi, Çek Cumhuriyeti'nde yeniden iktidara gelen popülist milyarder Andrej Babis'in zaferinden kısa bir süre sonra gerçekleşti. Başlangıçta merkez sağcı olan ANO partisi, ideolojik olarak aşırı sağa kaydı. Şu anda Avrupa Parlamentosu'nda (AP) Marine Le Pen'in aşırı sağcı, ırkçı Ulusal Birlik Partisi (RN) ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban'ın partisi Avrupa için Vatanseverler (PE) ile aynı grupta yer alıyor.

Böylelikle İtalya’dan Giorgia Meloni, Macaristan’dan Viktor Orbán (son seçimi kaybetti) ve Slovakya’dan milliyetçi popülist Robert Fico’nun da aralarında bulunduğu; Avrupa’daki aşırı sağcı, ırkçı ve faşist liderlerinin listesine Çek Cumhuriyeti'nden Andrej Babis de eklenmiş oldu.

İspanya’da ise aşırı sağ, önce geleneksel merkez sağın bir araya geldiği İspanyol Halk Partisi içinde bulundu, ancak 2013'te Vox partisi kuruldu. Bu parti, Halk Partisi’ne verilen oylara sahip oldu. İspanyalı sosyalist AP Milletvekili Javier Moreno Sanchez, “Avrupa’da solun (İspanyol sosyalistleri ile aşırı sol arasındaki ittifak) iktidarda olduğu, güçlü bir büyüme kaydeden, ekoloji ve cinsiyet eşitliği alanlarında yatırımlar yapan ülkelerde bile aşırı sağ ivme kazanıyor ve yükselişini sürdürüyor” diye hayıflanıyor.

AB’de, Avusturya da aşırı sağın yükselişe geçtiği bir ülke oldu. Özgürlük Partisi (FPÖ), bundan 25 yıl önce ilk kez seçimleri kazandı. Geleneksel merkez sağ ile bir koalisyon hükümeti kurdu. AP ve merkezci Renew grubunun üyesi Helmut Brandstätter, bu konuda “2019'da son kez iktidara geldiklerinde, Ibiza Gate adlı büyük bir yolsuzluk skandalı patlak verdi. Bu da muhafazakarlarla kurdukları koalisyon hükümetinin düşmesine neden oldu” diyor.

Nasıl açıklanabilir?

Belçika’nın Sosyo-politik Araştırma ve Bilgi Merkezi’nde (CRISP) siyaset bilimci olan Benjamin Biard, “uzun süre aşırı sağa karşı bağışık olduğumuzu düşündüğümüzü” ancak bugün durumun artık böyle olmadığını belirtiyor. “Belçika’da Avrupa Parlamentosu seçimlerinde, en yüksek oyu alan, bir milyon oyu aşan tek partinin Vlaams Belang olduğunu unutmayalım” diye ekliyor. Aşırı sağ, İtalya'da iktidarda bulunuyor, Macaristan'da henüz kaybetti, ancak gelenin ne kadar aşır sağ olmadığı kuşkulu. Avrupa’da, 7 ülkenin hükümet koalisyonlarında yer alıyor. Avrupa Birliği'nde (AB), neredeyse tüm ulusal parlamentolarda temsil ediliyor. Partileri farklı olsa da ana temalar ve politikalar sabit kalıyor: Aşırı milliyetçilik, demokrat partilere karşı güvensizlik, ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve göçmenlik karşıtlığıyla besleniyor. Benjamin Biard, “Bu durum halkta da sosyo-ekonomik, kültürel ve kimliksel bir korku hissi yaratıyor” diye açıklıyor. Hatta, daha da ileri giderek “Aşırı sağ, geniş anlamıyla kriz ortamlarının desteği ile bu durumdan yola çıkarak militanları bir araya getirmeyi başaracak ama aynı zamanda seçimlerde seçmenleri de kendine çekecektir” diye ekliyor.

Fransız Ulusal Birlik Partisi (RN) milletvekili Virginie Joron’un, Avrupa’da aşırı sağcı, ırkçı partilerin yükselmesine ilişkin analizi çok ilginç. "Bu başarı, ister göçmen sorunu isterse çevresel yükümlülükler konusu olsun, Avrupa vatandaşlarının siyasetçilerle gerçeklik arasında bir kopukluk hissetmesinden kaynaklanıyor. Ayrıca sadece ‘aşırı sağ’ ifadesinin kullanılması bile, kendilerini aşırıcı hissetmeyen milyonlarca seçmenimizi öfkelendirip yükselişimizi güçlendiriyor” diyor.

İnsan haklarında gerileme

Avrupa'nın bazı ülkelerinde belirli bir siyasi istikrara sahip aşırı sağcı, ırkçı ve faşist hükümetler bulunuyor. Avusturya örneğinde olduğu gibi. Bu durum, yaklaşık üç yıldır iktidarda olan Giorgia Meloni'nin İtalyası, 2010'dan geçen hafta sonuna kadar Macaristan Başbakanı olan ve günümüzde AB'nin 27 lideri arasında en deneyimli başbakan olan Viktor Orban'ın Macaristan'ı için geçerlidir. Amnesty International gibi bazı kurumlara göre; bu siyasi istikrar, insan haklarını gerileten politikaların uygulanmasına olanak tanıyor. Amnesty International'ın Eylem Direktörü Nathalie Godard, “Macaristan, Slovakya, Polonya gibi ülkelerde, kadın, LGBT ve yabancıların hakları gibi hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği gözlemlendi. Toplum, özellikle onu hedef alan yasalarla saldırı altında. Ayrıca, gösteri yapma hakkının kısıtlanması da örnek olarak verilebilir” diyor.

Aşırı sağ, demokrasinin temellerine, yani hukukun üstünlüğüne, güçler ayrılığına ve insan haklarına saygı duymuyor. “Aşırı sağa karşı korkmamak ve gerçekten kolları sıvamak gerekir” diyen Belçika'da yayınlanan Dirençler Dergisi Direktörü Manuel Abramowicz, “Toplumumuzun uyuşturucu ve işyerlerinin kapanması sorunlarına vb. gerçek politikalarla ya da alternatiflerle yanıt vermeliyiz” diye ekliyor.

Trump'ın aşırı sağ desteği

ABD Başkanı Donald Trump ve ekibi, Avrupa siyasetine müdahale etmekten ve müttefiklerini desteklemekten çekinmiyor. Trump, aşırı sağcı, ırkçı ve faşist partileri destekleyerek AB’yi bölmek istiyor. Bu partilerin çoğunun, AB karşıtı da olduğunu bilmek gerekir. Avrupa'da, aşırı sağcı partilerin güçlenerek tek başına iktidara gelmesi veya merkez sağla iktidarı paylaşması; AB’yi kalıcı olarak istikrarsızlaştırmak suretiyle yaşanılamaz bir duruma sokabilir. Bu tehlikenin önlenmesi ve önüne geçilebilmesi için solun bileşenlerinin birleşmesi ve birlikte örgütlü hareket etmesi kaçınılmazdır. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.