AYM başvuruları çeviriyor

  • Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru yollarını açması üzerinden geçen 8 yılda, yapılan 272 bin 672 başvurudan 212 bini “kabul edilemez” bulundu.

 

Türkiye’de 1961 Anayasası ile kurulan Anayasa Mahkemesi’nde (AYM) bireysel başvuru yolunun açılması üzerinden 8 yıl geçti. 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan Türkiye Anayasa değişikliği referandumunun kabul edilmesiyle birlikte 23 Eylül 2012’de bireysel başvuru yapma yolu açıldı. Avrupa Birliği’ne (AB) uyum sürecinde yapılan bu değişiklikle, anayasal güvence altında olan temel hak ve hürriyetlerine yönelik yaşanacak ihlaller için hak arama merci olarak gösterildi.

Her ne kadar AYM, özgürlük ve temel haklar konusunda birçok emsal karara imza atsa da, yapılan yargılamalarda söz konusu devletin korunması olduğunda ise verdiği kararlar yerel mahkemeleri aratmadı. Temel hak ve özgürlükler yönünden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) giden dava dosyalarını azaltmak için başlatılan bireysel başvuru yöntemi de AİHM önüne giden dava sayılarında azalmaya neden olmadı.

AYM’ye, 8 yılda 272 bin 672 kişi başvurdu. AYM’nin kendi yayınladığı istatistiklerden derlediğimiz verilere göre, yapılan başvurulardan 236 bin 407’si sonuçlandırıldı. 36 bin 265 dosya AYM’de karar verilmesi için bekliyor. Yapılan başvurularda “kabul edilemez” olarak karar verilen dosyaların sayısı ise 212 bin 675.

Sokağa çıkma yasakları döneminde AYM’ye bireysel başvuruda bulunan ve Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) davalarını takip eden Avukat Nuray Özdoğan, şunları söyledi: “2015 yasaklar dönemindeki ağır hak ihlalleri için avukatlar olarak, Anayasa Mahkemesi’ne başvuru dışında görüşme teşebbüslerimiz de oldu. Yazılı veya sözlü bize iletilen ‘bir savaş var devletin önceliği güvenliği sağlamak ve korumak’ oldu. Yargı bunu dediği anda bir askerden, validen, hükümet yetkilisinden farkı kalmaz. Başvurularımız sırasında bizler yaşamı tehdit altında olan müvekkillerimiz için basit bir tedbir kararının yaşamları kurtarabileceğini anlatmaya çalışırken, AYM biz avukatlara yazılı olarak tehditvari bir soru listesi yolladı. Devletin savcısı görevini üstlendi.“

İktidarın yargı üzerindeki baskılarının sonuç verdiğini ifade eden Özdoğan, bugün gelinen tabloda ise siyasi organların egemenlerin kolu gibi hareket eden bir yargı olduğu eleştirisinde bulundu. Bunun en şeffaf örneğinin HDP’li siyasetçilerin yargılamalarında görüldüğünü kaydeden Özdoğan,  “Bu faşizmin kurumsallaşmaya başlamasıyla ilgilidir. Temelini devletin kuruluş felsefesini korumaktan alan yargının varacağı sonuç başka bir yer olamazdı. Bazen bazı durumlarda verilen hukuka uygun kararlar, hukuk varmış gibi bir algıyı yaratmaya da yetmiyor. Herkes için amasız fakatsız evrensel insan haklarının korunmasına dair bir devlet politikası olmadığı sürece Türkiye’de yüksek yargının ayrımcı kararlarını görmeye devam edeceğiz. Devletten bağımsızlaşmayan yargıyla varılacak bir yer yoktur” şeklinde konuştu. MA/ANKARA

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.