• “Küçük yaşta evlilik" gibi yumuşatıcı ifadelere ya da "sorun" gibi olanı hafife alan sözlere sığınmak yerine, yaşananları tüm çarpıcılığıyla gözler önüne seriyor: Evde kapalı tutulan bir kız çocuğu, sadece karın doyurulması gereken bir ağız daha demek. Ama gelin oldu mu, değerli bir metaya dönüşüyor.
  • Kız çocuklarının uğradığı fiziksel ve ruhsal yıkım, babalarının ızdırabının yanında ikinci planda kalmakla kalmıyor, neredeyse hiç ele alınmıyor. Eğer bu haber Birleşik Krallık'taki çocuklarla ilgili olsaydı, bu şekilde teşhis edilmeleri asla söz konusu olmazdı. Çocukların onurunu koruma hakkı sınırda bitmez.

 

“Afganistan'da babalar çocuklarını satıyor!” başlığıyla dün yayımladığımız BBC haberinin rahatsız edici yönü aşikâr. Peş peşe yaşanan işgaller, onlarca yıldır süren savaş ve en son Taliban’a devredilen ülkede yaşanan yoksulluk ve sorunlar tek bir haberle anlaşılamaz. Bugün ayrıca, BBC haberindeki “çocukları satan” babaların acısını odağına koyan bakış açısını ve konuyu ele alıştaki yaklaşımı eleştiren iki yazıya yer veriyoruz.

Mic Wright* - Çiviri: Yeni Özgür Politika

Bu haberi ilk kez dün Radio 4'teki Today programında duydum. BBC'nin Güney Asya ve Afganistan muhabiri Yogita Limaye, ailelerinin geçimini sağlamak için kızlarını satmak zorunda kaldığını söyleyen Afgan erkekleriyle röportaj yapıyordu. Haberin bakış açısı, satılan kızların içine düştüğü korkunç durumdan ziyade, bu erkeklerin çektiği acıydı. Ağlayan bir adam duyduk ve bize Afganistan'da erkeklerin duygularını göstermemesinin beklendiği, bu yüzden böyle bir anın çok nadir olduğu söylendi.

Vahşete örtük ifadeler…

Kızlarını daha ergenlik çağına girmeden evlendirerek onları tecavüz dolu bir hayata ve ev içi köleliğe mahkûm eden bu babalara asıl sempatinin bizden beklendiği bir haberdi. Yazılı versiyonunda "rahatsız edici ayrıntılar içerir" uyarısı yer almasına rağmen, yaşananların vahşeti örtük ifadelerin ve sürekli çekincelerin ardına gizlenmişti. Hikâye öyle bir dille anlatılmıştı ki amaç babaları anlamaya çalışmak, kızları ise tamamen görmezden gelmekti.

Haber, Birleşmiş Milletler'e göre her dört kişiden üçünün temel ihtiyaçlarını karşılayamadığı Afganistan'da, erkeklerin bir günlük iş kapabilmek için kıyasıya yarıştığı bir pazar yeri sahnesiyle açılıyor. Ardından hikâye, "kızlarımı satmaya razıyım" diyen bir adama geçiyor. Adam yedi yaşındaki ikiz kızlarını çıkarıp muhabire gösteriyor ve şöyle diyor: "Bir kızımı satarsam, diğer çocuklarımı en az dört yıl boyunca doyurabilirim."

Tam bu noktada haber şu açıklamayı getiriyor: Kızların oğullara tercih edilmesinin kültürel sebebi, erkek çocuklarının geleceğin geçimini sağlayacak kişiler olarak görülmesi. Taliban'ın kadın ve kız çocuklarının eğitimi ile çalışma hayatına katılımına getirdiği kısıtlamalar bu eğilimi daha da güçlendirmiş.

Ne var ki bu detay, haber ilk yayımlandıktan sonra eklenmiş. Yazının altında yer alan güncelleme notunda şu ifade var: “Güncelleme: Bu yazı, Afganistan'da kız çocuklarının neden oğullardan daha sık satıldığını açıklamak üzere düzenlenmiş.”

Haberin orijinal başlığı ise şöyleydi: Hayatta kalmak için çocuk satmak: Afgan babalar imkânsız seçimlerle karşı karşıya. Oysa satılanlar sadece "çocuklar" değil -ki bu bile dehşet verici- satılanlar özellikle kız çocukları. Bu ayrım çok önemli.

Masrafları karşılamak içinmiş!…

İlk bahsedilen adam henüz çocuklarını satmamış olsa da, haberde ikinci bir örnek daha var: Beş yaşındaki kızını bir akrabasına satmış bir baba. Limaye'ye anlattığına göre, kızının apandisit ve karaciğerindeki kist nedeniyle ameliyat olması gerekiyormuş; o da tedavi masraflarını karşılayabilmek için kızını satmış. Çocuk on yaşına geldiğinde, bu akrabanın oğullarından biriyle evlendirilmek üzere gönderilecek.

Haber, adamın şu sözlerine yer veriyor: "Çocuğunu bu kadar küçük yaşta evlendirmek insana büyük bir kaygı veriyor. Küçük yaşta evliliklerin elbette sorunları var; ama tedavi masraflarını karşılayamadığım için 'en azından hayatta kalacak' diye düşündüm."

Haberde "küçük yaşta evlilik" ifadesi defalarca tekrarlanıyor, fakat adamın ima ettiği "sorunlar" asla açıkça anlatılmıyor. Hikâye sadece şu kadarını söylüyor: Küçük yaşta evlilik uygulaması Afganistan'da hâlâ yaygın ve Taliban yönetiminin kız çocuklarının eğitimini yasaklaması nedeniyle daha da artıyor.

Çocukların onurunu koruma hakkı…

Haber boyunca odak noktası babaların "yorgun yüzleri", "kurumuş dudakları" ve içinde bulundukları "sıkıntı ile şaşkınlık hali". Kız çocuklarının yaşadıkları acı, neye benzedikleri, ne hissettikleri ise hiç yok. Onların uğradığı fiziksel ve ruhsal yıkım, babalarının ızdırabının yanında ikinci planda kalmakla kalmıyor, neredeyse hiç ele alınmıyor.

Üstelik bu kız çocukları haberde isimleriyle anılıyor ve fotoğrafları yayımlanıyor. Eğer bu haber Birleşik Krallık'taki çocuklarla ilgili olsaydı, bu şekilde teşhis edilmeleri asla söz konusu olmazdı. Çocukların onurunu koruma hakkı sınırda bitmez. BBC'nin habercilikte çocukların kimliğinin belirtilmesine dair oldukça ayrıntılı kuralları var. Ama Afganistan'daki bu kız çocukları söz konusu olduğunda, bu kurallar sanki hiç uygulanmıyor.

Çocuktan “değerli bir metaya”…

Bu haberi, babalara odaklanmadan ve mağdur olan kız çocuklarının gerçekliğini tüm çıplaklığıyla anlatarak vermek son derece mümkün. Ocak 2024'te çocuk evliliklerine son vermek için mücadele eden Stephanie Sinclair, bu konuyu The Washington Post için ele aldı. Haberi şöyle başlıyor: İsimleri Hoşbaht, Saliha, Fevziye, Benazir, Ferzane ve Nazia, 8 ila 10 yaşlarındaki Afgan kız çocukları, evlendirilmek üzere satıldı. Çaresizlik, ailelerini onları acımasız bir yetişkinliğin içine itmek zorunda bıraktı.

Sinclair daha en baştan kızları odağa alıyor ve gerçeği sulandırmıyor. "Küçük yaşta evlilik" gibi yumuşatıcı ifadelere ya da "sorun" gibi olanı hafife alan sözlere sığınmak yerine, yaşananları tüm çarpıcılığıyla gözler önüne seriyor: Evde kapalı tutulan bir kız çocuğu, sadece karın doyurulması gereken bir ağız daha demek. Ama gelin oldu mu, değerli bir metaya dönüşüyor. İki bin dolarlık başlık parası, bir aileyi tam bir yıl boyunca beslemeye yetiyor. Kızlar içinse bu elbette bir kabus. Kayınpeder evinde ev işlerine mahkûm ediliyor, çoğu zaman sözlü, fiziksel ve cinsel tacize uğruyorlar; evlilik kisvesi altında kölelik. Afganistan'da ergenlik çağındaki kız çocukları arasında intihar ve depresyonun artmasına şaşmamak gerek.

Bu haber kızların hikâyelerini anlatıyor ve onların seslerine yer veriyor. Kızlar, onları satan babalarının üzüntüsüne sebep olan birer nesne olarak değil, kendi başlarına bireyler, onları sömüren bir sistemin ve onlara sırtını dönen uluslararası toplumun mağdurları olarak ele alınıyor.

Çocuk hayatını pazarlık konusu olmaz!

BBC'nin tarafsızlığını bozmadan, bir insanı satmanın, bir kız çocuğunun hayatını pazarlık konusu yapmanın hiçbir mazereti olamayacağını açıkça söylemesi kimseye bir şey kaybettirmez. "Küçük yaşta evlilik" her koşulda yanlıştır demek, empati yoksunluğu değil. BBC haberinin yaptığı gibi, "Afganistan'da evlilik sırasında oğlanın ailesinin kızın ailesine bir hediye vermesi geleneği vardır" diye sanki bundan daha doğal bir şey yokmuş gibi bahsetmek ise iğrenç bir yaklaşım.

BBC kesinlikle Afganistan'da olup bitenleri anlatmalı, ancak bu haberi ele alış biçimi, asıl odağında olması gereken kızlara haksızlık etmiştir. Bizden, satılan kızlardan çok, onları satan adamlara acımamızı istemiştir.

* Mic Wright, İngiltere merkezli bağımsız gazeteci ve medya eleştirmeni.

Kaynak: https://brokenbottleboy.substack.com/p/girls-in-afghanistan-are-being-sold

***

  • Hayır diyemeyecek kadar küçük, korkmuş ya da itaat dışında bir seçeneği olmadığı bir çocuk düşünün. Ve o çocuğun sessizliğinin “onay” sayıldığı bir hukuk sistemi. Bu, çocuk evliliği diye adlandırılamaz. Bu, çocukların cinsel istismarının hukuki bir çerçeveye sokulmasıdır.
  • Bosna’da toplu tecavüzler Lahey’de yargılandı. DAİŞ’in Êzîdîlere yönelik saldırıları soykırım olarak tanımlandı ve uluslararası askeri müdahaleye yol açtı. Apartheid Güney Afrika’sı yaptırımlar ve uluslararası baskıyla çözüldü. Afgan kadınlara ise çoğunlukla açıklamalar ve kınama metinleri kaldı.

Tecavüz evlilik adı altında yasallaştırılıyor

Shabnam Nasimi* - Çeviri: Yeni Özgür Politika

Geçtiğimiz hafta, 14 Mayıs’ta Taliban’ın Afganistan’daki mahkemelere gönderdiği bir talimatla, “bakire bir kızın sessiz kalmasının evlilik onayı sayılabileceği” bildirildi. Erkek çocuklar için sessizlik onay kabul edilmiyor; daha önce evlenmiş kadınlar için de öyle. Bu yorum yalnızca kız çocuklarına uygulanıyor.

Bunun anlamı üzerine durmak gerekiyor. Hayır diyemeyecek kadar küçük, korkmuş ya da itaat dışında bir seçeneği olmadığı bir çocuk düşünün. Ve o çocuğun sessizliğinin “onay” sayıldığı bir hukuk sistemi.

Bu, çocuk evliliği diye adlandırılamaz. Bu, çocukların cinsel istismarının hukuki bir çerçeveye sokulmasıdır. Yumuşatılmış ifadeler, yaşananların üzerini örtmekten başka bir işe yaramıyor. Eğer bir çocuk “evet” diyemiyor ve “hayır” dememesi “evet” sayılıyorsa, buna hâlâ evlilik demek mümkün değil. Evlilik, iki yetişkinin özgür iradesine dayanır. Geriye kalan şey, yetişkin bir erkeğin bir çocuğa yönelik istismarı.

Normalleştirme eğilimi…

Geçtiğimiz yıl temmuz ayında Afganistan’ın güneyinde altı yaşındaki bir kız çocuğunun babası tarafından bir yetişkin erkeğe satıldığına dair haberler ortaya çıktı. Çocuğun ismi bilinmiyor. Taliban’ın müdahalesi ise yalnızca “dokuz yaşına kadar ona dokunulmaması” yönünde bir uyarıdan ibaretti. Ne bir dava açıldı, ne kayıt tutuldu, ne de çocuğu korumaya yönelik bir adım atıldı. Bugün o çocuğun nerede olduğu bilinmiyor; yeni düzenleme ise tam da bu tür durumları normalleştirme eğiliminde.

Bu münferit bir olay da değil. Şehrak-e Sebz bölgesinde faaliyet gösteren Too Young To Wed ("evlenmek için çok küçük") örgütü, görüştükleri ailelerin yaklaşık yüzde 40’ının kız çocuklarını ekonomik nedenlerle sattığını tespit etti. Sadece Herat’ta 2022’nin ilk altı ayında 630 intihar girişimi kaydedildi; bunların önemli bir kısmı zorla evliliklerle bağlantılıydı. Her gün bir ya da iki Afgan kadının intihara sürüklendiği belirtiliyor.

Taliban’a göre evlilik yaşı “ergenlik”tir; Afgan kız çocuklarında bu yaşın dokuz, hatta daha küçük olabileceği kabul ediliyor. Düzenlemelerde, “ergenlikten sonra” evliliğin iptal edilebileceği ifade ediliyor. Bu da şu anlama geliyor: Çocuk, fiilen evliliğe zorlanabilir; ancak ilk adet döneminden sonra bunun geriye dönük iptali için başvuru yapılabilir. Düzenlemenin adı “Evlilikten Ayrılma İlkeleri”. Bu sistemde çocuğun satılmasına izin veren kişiler aile büyükleri; denetlemesi gereken yargı ise aynı rejim tarafından atanıyor. Kapalı bir döngü kurulmuş durumda.

Çocuklara yönelik cinsel istismar…

Sonuç olarak, çocuklara yönelik cinsel istismar fiilen sürdürülüyor. Bu, metaforik bir ifade değil. Çocuk bedenleri, kendilerinden çok daha yaşlı erkeklerle evlilik adı altında ilişkilendiriliyor ve çoğu zaman hamilelik ve doğumla sonuçlanan ağır sağlık riskleri ortaya çıkıyor. Afganistan’da 15–19 yaş arası kız çocuklarındaki ölümlerin yaklaşık üçte biri gebelikle bağlantılı. Anne ölüm oranı dünyanın en yüksek seviyeleri arasında: 100 bin doğumda 521 ölüm. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’na göre binlerce kadın obstetrik fistül ile yaşıyor; bu vakaların önemli bir kısmı 16 yaşından önce evlendirilen kız çocuklarında görülüyor.

Çocuk evliliği oranları yıllar içinde düşüş eğilimindeydi; ancak bu tür düzenlemeler bu eğilimi tersine çevirme riski taşıyor.

BM açıklamaları ve gelişen sessizlik…

Yaşananlar, Taliban’ın 2021’de yeniden iktidara dönüşünün uluslararası toplum tarafından “yönetilebilir bir durum” olarak kabul edilmesinin sonucudur. Kız çocukları altıncı sınıftan sonra eğitimden dışlanıyor. Kadınlar üniversitelerden, kamusal alanlardan, spor salonlarından, kuaförlerden ve sivil toplum faaliyetlerinden sistematik olarak çıkarılıyor. Hukuk sistemi içinde, eşe yönelik şiddeti belirli ölçülerde meşrulaştıran düzenlemeler de bulunuyor. Her yeni kararın ardından bir Birleşmiş Milletler açıklaması geliyor ve ardından sessizlik.

1998’de Afganistan’da çocuk evliliği oranı yaklaşık yüzde 46 iken, 2023’e kadar bu oran yüzde 29’a gerilemişti. 14 Mayıs’taki düzenlemeler, bu kazanımları geri çevirebilecek nitelikte görülüyor.

Zarmina’nın hikâyesi bu tabloyu hatırlatıyor. 1999’da Kabil Olimpiyat Stadyumu’nda, Taliban tarafından 30 bin kişinin önünde infaz edilen 35 yaşındaki bir kadındı. Yıllarca kendisini ve çocuklarını döven eşini öldürmekle suçlanmıştı. İkiz bebekleriyle birlikte yargısız biçimde hapse atılmıştı. İnfazdan hemen önce ailesinin yaptığı af talebi reddedildi; Taliban, infazın zaten duyurulduğunu söyleyerek geri adım atmadı. Afganistan Devrimci Kadınlar Birliği (RAWA), bu infazı gizlice kaydetti. O görüntüler bir dönemin sembolü oldu ve “bir daha olmayacak” denildi.

Taliban “tanınabilir bir gerçeklik” mi?

Bugün ise aynı yapılar, aynı hukuk anlayışıyla yeniden iktidarda.

Ve uluslararası toplum bunu büyük ölçüde “tanınabilir bir gerçeklik” olarak kabul etmiş görünüyor. 2025’te Rusya Taliban yönetimini tanıyan ilk ülke olurken, Çin, BAE, Özbekistan, Türkiye ve Pakistan ilişkilerini güçlendirdi. Birleşmiş Milletler Afganistan’ın koltuğunu hâlâ askıda tutuyor. Aynı dönemde Uluslararası Ceza Mahkemesi, cinsiyete dayalı baskılar nedeniyle Taliban liderleri hakkında insanlığa karşı suç kapsamında yakalama kararı çıkardı.

İngiltere’nin Afganistan özel temsilcisi Richard Lindsay’in Doha’da Taliban yetkilileriyle kadın haklarını görüştüğü bir toplantıda hiçbir kadın temsilci bulunmuyordu. Aynı süreçte Afganistan’da benzer nitelikte yeni bir düzenleme daha yürürlüğe girdi.

Tarihsel karşılaştırmalar genellikle çarpıcıdır: Bosna’da toplu tecavüzler Lahey’de yargılandı. DAİŞ’in Êzîdîlere yönelik saldırıları soykırım olarak tanımlandı ve uluslararası askeri müdahaleye yol açtı. Apartheid Güney Afrika’sı yaptırımlar ve uluslararası baskıyla çözüldü. Afgan kadınlara ise çoğunlukla açıklamalar ve kınama metinleri kaldı.

“Afganlar neden ayağa kalkmıyor?” sorusu sıkça soruluyor. Ancak asıl soru şudur: Hangi koşullarda, nasıl bir imkânla? Direnişlerin çoğu tarihsel olarak dış destek, güvenli alan ve örgütlenme kapasitesi ile mümkün olmuştur. Afgan kadınlar bugün bunların hiçbirine sahip olmadan, ağır ekonomik baskı, hareket kısıtlamaları ve sürekli şiddet tehdidi altında yaşamaktadır.

Shabnam Nasimi, Afgan kadın ve kız çocuklarına destek veren FAWN (Friends of Afghan Women Network) kurucu ortaklarından.

https://www.independent.co.uk/world/child-marriage-afghanistan-taliban-girls-b2979544.html