- Gülistan Doku, Rojwelat Kızmaz, Rojin Kabaiş ve daha birçok kadının katilleri cezalandırılmalı. Bu cinayetlerin neden işlendiği ve Kürt kızlarının neden hedef alındığı bilince çıkarılmalı. Kadın cinayetleri sadece politik değil, aynı zamanda ideolojiktir.
- Kürdistan’da özel savaş saldırıları, Kürt kadınları üzerinden planlı ve bilinçli bir biçimde yürütülmektedir. Soykırım saldırılarıyla bitirilemeyen Kürt halkı, özel savaş yöntemleriyle hedef alınmakta ve kadın şahsında imha edilmek istenmektedir.
ÖZGÜR SERHED
Kürdistan’da özgürlük mücadelesinin gelişmesiyle birlikte kadın olgusuyla ilgili her gelişme, temel bir yaşam gündemi haline gelmiştir. Mücadelenin Kürt coğrafyasında boy vermesi en başından itibaren kadınlar arasında büyük bir umutla karşılanmış; bir kurtuluş yolu olarak kabul edilerek güçlü bir sahiplenme gelişmiştir. Kürdistan’da kadınlar için çok keskin olan feodal anlayışlara rağmen, Apocu grup içerisinde Heval Saragibi öncü kadrolar yer almış; giderek kadınlar arasında kadroluk, militanlık, gerillacılık ve sempatizanlık gibi her alanda mücadeleyi sahiplenme üst düzeyde yaşanmıştır. Feodal ve egemen erkek gericiliğinin bu denli belirgin olduğu bir coğrafyada, kadınların özgürlük mücadelesini tüm benlikleriyle sahiplenmelerinin önemli gerekçeleri ve elbette bu sahiplenmenin tarihsel sonuçları olmuştur.
Saldırıların temel hedefi
Medeniyetler beşiği olarak kabul edilen Mezopotamya coğrafyasının ana kucağı, ülkemiz Kürdistan’dır. Bu sebeple Kürdistan; tarih boyunca bu coğrafyadan gelmiş geçmiş tüm halkların uğrak yeri ve soluklanma mekanı olmuştur. İlk toplumsallaşma, yani bir anlamda ilk insanlaşma bu mekanlarda gelişmiş; kadın, toplumun "ana tanrıçası" olma rolünü bu topraklarda edinmiştir. Kürtlerin ana ve ataları olan toplumsal kimlikler, ulusal ve mekansal vasıflarını burada kazanmış; kadınlık-tanrıçalık ve Kürtlük olguları toplumların öncü kimlikleri haline gelmiştir. Bugün bile kırıntıları üzerinden yaşadığımız toplumsallık, bu coğrafyada kadınlar tarafından oluşturulmuş; tarih boyunca yaşam kültürü olarak korunmuş ve geliştirilmiştir. Ancak bu kültür, ana tanrıça değerlerinden uzaklaşmış "kastik katil" tarafından yolundan saptırılmıştır. Ne yazık ki bu coğrafya, tarihin sıfır noktası rolünü oynadığı gibi, tersten bir etkiyle aşağı gidişin de başlangıç noktası olmuştur. Bu topraklar için yapılan “Kutsalın ve Lanetin Mekanı” tarifi, bu anlamda tam yerine oturmaktadır.
Böylesi bir tarihin sahibi olan kadının kaybediş ve gerileyiş serüveni de buralarda başlar. Dolayısıyla kadının kaybedişi, toplumun kaybedişi haline gelir. Bu zincir, günümüze dek uzanır. Kürdistan’da Kürtlük ve kadınlık mücadelesi iç içe geçmiş; kendi farkına varan kadınların mücadelesi, halkın mücadelesine öncülük eder hale gelmiştir. Bu nedenle imha ve inkâr saldırılarının temel hedefi de en başta Kürt kadınları olmuştur. Kürt kadınları; feodal, egemen ve zorba erkek yaklaşımlarına karşı uzun yıllara yayılan köklü bir mücadele geleneğini oluşturmuştur.
Özel savaşın odağı
Kürdistan’da özel savaş saldırıları, Kürt kadınları üzerinden planlı ve bilinçli bir biçimde yürütülmektedir. Soykırım saldırılarıyla bitirilemeyen Kürt halkı, özel savaş yöntemleriyle hedef alınmakta ve toplumumuz kadın şahsında imha edilmek istenmektedir. Asimilasyon, başkalaştırma, fuhuş ve uyuşturucu yoluyla yozlaştırma, tecavüz ile iradesiz kılma bu yöntemlerden bazılarıdır. Hedef, çocuklara karşı işlenen suçlarla toplumda kaos yaratarak temelden sonuç almaktır. Fakat artık Kürt halkı bu yöntemlere karşı uyanık ve kesintisiz bir mücadele içerisindedir. Yine de bu durum, soykırımcı ve katliamcı çete devletin uygulamalarından geri adım attığı anlamına gelmiyor. Özellikle Kürt kadınlarının sürekli bilinçli, tetikte ve öz savunma refleksiyle yaşaması bir zorunluluk halindedir.
Her gün yeni kadın cinayetlerinin yaşanması, Kürt kadınlarının üniformasız çeteler tarafından kaybedilmesi, katledilmesi veya tecavüzle intihara sürüklenmesi bu mekanizmanın devrede olduğunun kanıtıdır. Bunun bir an bile unutulması, kadınların yaşamını yitirmesine; ailelerin ise bir ömür bu katilin dehşetiyle yaşamasına sebep oluyor. Kürt kızları aşk, sevgi ve evlilik gibi kandırmacalarla asker ve polislerle ilişkilendirilmekte; katiline aşık olacak duruma getirilerek katledilmektedir. Bu tür ilişkilerde bulunmasa dahi, öz savunmasız yaşayan birçok genç kadın okullarda, sokaklarda veya iş yerlerinde katledilmekte; çoğu zaman bu cinayetler "intihar" iddiasıyla gizlenmektedir.
Gündeme gelmesi tesadüf değil
Kadın cinayetleri konusunda durum gittikçe kötüleşirken, bazı davalar özel savaş kapsamında olduğu için ayrıca dikkat çekicidir. Rojin Kabaiş, Gülistan Doku ve Rojwelat Kızmaz davaları bunlardan bazılarıdır. Gülistan Doku’nun akıbeti yıllardır gizlenirken, bugün neden yeniden gündeme getirildiği merak konusu. Gülistan’ın peşine düşen arkadaşı Rojwelat Kızmaz da benzer bir biçimde katledildi. Failler apaçık ortadayken devlet korumasına alındı, ancak son süreçte devlet içi çekişmelerin sonucu olarak bazı bilgiler sızdırıldı. Faillerin bulunması ve cezalandırılması tüm kadınların ortak talebidir.
Bu davanın şimdi gündeme gelmesi tesadüf değil. Özgürlüklerini Önder Apo’nun özgürlüğü ile birleştiren Kürt kadınlarının mücadelesine ve Önder Apo’nun kadın öncülüğünde geliştirmek istediği Barış ve Demokratik Toplum sürecine bir cevap olarak okunmalı. Devletin adım atması yönündeki baskıların arttığı bir süreçte, bu tür meselelerin rastgele gündeme getirilmediğini biliyoruz. Bizler bu katliamcı devleti iyi tanıyoruz; hiçbir adımın hesapsız atılmayacak kadar olgunlaşmış bir mücadeleye sahibiz.
Özsavunma temelli yaşam
Gülistan Doku, Rojwelat Kızmaz, Rojin Kabaiş ve daha birçok kadının katilleri cezalandırılmalı. Ancak bu cinayetlerin neden işlendiği ve Kürt kızlarının neden hedef alındığı bilince çıkarılmalı. Kadın cinayetleri sadece politik değil, aynı zamanda ideolojiktir. Toplumun kadın üzerinden düşürülmeye çalışılması, erkek zihniyetinin binlerce yıldır yürüttüğü sistemli bir ideolojik saldırıdır. Önderliğimizin belirttiği gibi: “Stratejik düşünmek, sırttaki hançeri çıkarmaya öncelik vermektir.” Biz kadınlar için en temel görev; bizi şiddet sarmalında tutan o hançeri sırtımızdan çıkarmaktır. Bu da ancak daha örgütlü, özsavunma bilincine sahip bir mücadeleyle mümkün. Kadınları özgür yaşatacak olan, özsavunma temelinde örgütlenmiş bir yaşamdır; aksi takdirde her yer kadınlar için bir cinayet mahalli olmaya devam edecektir.