Borçla yapay zenginlik bitiyor

AKP dönemine dek toplam yaklaşık 250 milyar dolar olan dış borcun, 18 yıllık dönemde 465 milyar dolara ulaştığına dikkat çeken Prof. İzzettin Önder, iktidarın borçla yapay zenginlik inşa ettiğini, ancak artık bunun yürüyemeyeceğini söyledi.

AKP’yi iktidara getiren 2001 krizi ve o günden bugüne izlenen ekonomi politikaları kıyaslayan iktisatçı İzzettin Önder, “halk yoksullaşıp, sınıflar arası dengesizlik derinleşirken, sosyal patlamaya hazır bir toplumsal görüntüye doğru savrulduklarını” dile getirdi.

İktisatçı İzzettin Önder, AKP’yi iktidara getiren 2001 krizini ve izlenen ekonomi politikalarını, MA’dan Tolga Güney’e değerlendirdi.

 

İki temel politikası

 Prof. Önder, AKP’nin 18 yıllık iktidar döneminde., üzerinden iktidarını sürdürdüğü iki temel politikayı hatırlattı:

  • AKP’nin ürünü olamayan 2000 IMF-Derviş politikası uygulaması.
  • AKP’nin toplumun geleceğini düşünmeden, gelecek nesillerin refahından çalarak kuralsız şekilde vitrine ürün koyup oy alma ve yabancı sermayeye iş ortaklığı vererek ülkenin potansiyel birikim hızının düşürülmesi yöntemi.

Prof. Önder’e göre, her iki politika tipi de gerçek anlamda kalkınma ve halkın refahının yükseltme amacına yönelik değil. Daralma-çöküş aşamasındaki ileri ülkeler kapitalizminin reel üretici ve finansal sermaye gurubuna güvenli ve bol kazançlı piyasa sunma sistemi üzerine kurulu.

 

Para programı

 AKP’yi iktidara getiren çöküş döneminde yapılan 2000 IMF-Derviş programının omurgasının üçlü ayağa dayandırıldığını belirten Önder, birinci ayağı “para programı” olduğunu dile getirdi. Buna göre, Merkez Bankası’nın kamu kesimi açıklarının finansmanını sağlamak ve hazineye parasal kaynak bulabilmek için serbest piyasadan borçlanmaya yöneldi. Bu değişikliğin sonucunda faiz haddi yükseldi ve dış finansal kaynaklar (bıyıklı döviz de dahil) içeriye aktı. Görünürde programın amacı, enflasyonun baskılanabilmesi için kamu kesimi açıklarının, dolayısıyla da borçlanma gereksiniminin daraltılmasıydı. Bu programda liranın üç ayda bir ayarlanmak üzere dolara bağlanması sonucunda 2001’de program çöktü ve Derviş devreye girerek dalgalı kur rejimine geçildi.

 

Maliye politikası

 Programın ikinci temelini maliye politikasının oluşturduğunu ifade eden Önder’e göre bu bağlamda kamu bütçesinde artışa gidilmeden kamu kesiminin küçültülmesine ilaveten ulusal gelirin yüzde 6’sı borç faiz ödemesine aktarıldı. Bütçe hacminin küçülmesi, kamu hizmetlerinde ciddi erime getirdi. Bunun sonucunda kamu hizmetine dayanan düşük gelirli ve yoksul halk kitlesini AKP şefkatine bağlanmasına yol açtı.

Yapısal reform

 Prof. Önder’e göre programın üçüncü ayağı ise tüm ekonomiyi kapsarcasına “yapısal reform” başlığı altında piyasaların serbestleştirilmesi, ekonominin dış dünyaya denetimsiz açılması ve özelleştirme uygulamalarının geciktirilmemesi oluşturdu. Toplam 70 milyar dolarlık özelleştirme gelirlerinin yaklaşık 62 milyar dolarını AKP elde etti. Programın ekonomiyi serbestleştirme boyutunda emek kesimi büyük darbe aldı. Emeğin kuralsızlaştırılması ve esnekleştirilmesi çerçevesinde kısmi çalışma, emek kiralanması ya da prekarya uygulaması gibi emek aleyhtarı projeler yaşama geçirildi.

 

Sanayi kesimi de destekledi

 IMF-Derviş programın uygulanmasıyla dış finansal sermayeye piyasa faizin üzerinde gelir sağlama yolunun açıldığını söyleyen Prof. Önder, aynı zamanda ithal ürünleri görece ucuzlatarak ithalatının anlamsızca yükselttiğini belirtti. İçeriden temin edilebilecek bazı sanayi girdilerin bile ithalatına gidildiğini hatırlatan Prof. Önder, şunları söyledi: “Bu acı tablo o hale geldi ki, bir an siyasi risk yaşanmasın ve kur yükselmesin diye ‘kur riski’ korkusuyla sanayi kesimi de AKP’yi ülkenin soyulması pahasına destekledi.”

AKP’yi iktidarda tuttular

Böyle bir sürecin sonunda iktidara gelen AKP’nin ilk dönemde bu politikalara olduğu gibi devam ettiğinin de altını çizen Prof. Önder, “İktidar hırsından kurtulamayan AKP, süslü AVM’ler, binalar, köprüler inşasına yöneldi” diyen Önder, yap-işlet-devret ya da kamu-özel ortaklığı şeklinde yabancı firmalara kar sömürüsü alanı olarak ekonominin açıldığını ifade etti. İktidarın şehir hastaneleriyle de devlet hazinesinin yabancı sermayeye sorumsuzca açıldığını ekleyen Önder, “Kendi ülkelerinde atıl kalan firmalar bu sistemle (belki de dış destek vadi ile hükümete bu sistemi fısıldadılar!) Türkiye’de bu tür işlere soyundu ve AKP’yi iktidarda tuttu” şeklinde konuştu.

 

Borçla yapay zenginlik işnası

 Bu politikaların acı tablosu olarak ise dış borca işaret eden Prof. Önder, AKP dönemine dek toplam yaklaşık 250 milyar dolarlık dış borç yapılmışken, son 18 yıllık dönemde 465 milyar dolarlık dış borcunun söz konusu olduğunu vurguladı. İktidarın, borçla yapay zenginlik inşa ettiğini söyleyen Prof. Önder, doların 7 lirayı geçmesiyle gerek kamu gerek özel borçların TL karşılığını anormal boyutta yükseldiğinin altını çizdi. Bu durumun fiyat artışlarına da yansıyacağını vurgulayan Önder, “Son istatistik verilerinde enflasyon yüzde 10,4 civarında gösterilmekte fakat bu oran kesinlikle inandırıcı olamaz. Halk için önemli olan pazar-mutfak enflasyonu, yani halkın cebine yansıyan gerçek fiyat artışıdır. Pazar-mutfak enflasyonu ise yüzde 20 oranının da üzerinde seyrediyor durumdadır” dedi.

Daha da kötüye gidecek

Halk yoksullaşıp, sınıflar arası dengesizlik derinleşirken sosyal patlamaya hazır bir toplumsal görüntüye doğru savrulduklarını kaydeden Önder, “Büyüme hızımıza gelince, her ne kadar iktidar yanlılarınca yıl sonu itibarıyla pozitif durumun yakalanacağı söylense de kimilerine göre yüzde 5 dolayında, kimilerine göre daha büyük oranda küçülme yaşanacaktır. Buna bağlı olarak işsizlik de, bölgesel ve alansal farklarla, nereden bakılsa yüzde 15-20 oranının altına olmayacaktır. Genç işsizler oranı yüzde 20’lerin de üzerinde gerçekleşebilir” öngörülerinde bulundu.

 

Soyulduğumuzu algılayamıyoruz

Önder, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılı ile bugünün benzerlikleri üzerinde de durdu. Bu konuda şunları söyledi: “Burjuva demokrasisi adı verilen günümüz sisteminde, bazen halkın oyunun kutsal olduğu gibi orta bilinç kalabalıklarının kanaati ile yönetilen bir ekonomi içinde kendimizi kaybediyoruz. Bazen de refah devleti ya da sosyal politikalar gibi kapitalizmin koruyucu meleğinin parıltılarına teslimiyetle soyulduğumuzu algılayamadan yaşıyoruz. Dünyanın bugünkü savrulması ileride insanlığa daha mutlu bir gelecek vaat eder manzara sergilememektedir, yeter ki insanlar durumu idrak edip, toplumları cendereye alan sermaye canavarını ve onun siyasi paryalarını değil dünyadan, hatta kainattan silip atsın.”

 

Siyasi etik dışı

 İktidarın Ortadoğu’da at oynatan ABD ve Rusya arasında alan kapma siyaseti ile siyasi etik dışı görüntü sergilediğini belirten Prof. İzzettin Önder, şunları ekledi: “Hiçbir siyasi iktidarın yapmadığını AKP de yapmamakta ısrar ederek, terör olarak nitelenen olguya siyasi ve insan hakları gözlüğünden bakma cesaretini gösteremeden Ortadoğu halkına acı çektirilmektedir. Umalım, kafamızı kumdan çıkartıp, kapitalizm belasından ve onun tüm canavarlarından kurtularak, insanlık refah bulur”

İSTANBUL


Zamda Avrupa lideri

AB istatistik kurumu Eurostat’ın Avrupa’da elektrik ve doğalgaza gelen zam oranlarını derlediği verilere göre doğalgaz ve elektriğe en çok zam Türkiye’de geldi.

Eurostat, 2019’da hanehalkının kullandığı elektrik ve doğalgaza gelen zamları ülke ülke derledi. Verilere göre doğalgaza da elektriğe de en çok zam Türkiye’de geldi. Avrupa ülkeleri içinde en pahalı elektriği kullanan ülke de Türkiye oldu.

Eurostat aynı zamanda ülkelerin satınalma güçlerine kıyasla doğalgaz ve elektrik faturalarının fiyatlarını da tespit etti. Satın alma gücü paritesine göre en fahiş elektrik faturası yine Türkiye’de ödeniyor.

Türkiye’de elektriğe yüzde 20,2, doğalgaza ise yüzde 24,5 oranında zam geldi. Elektriğin en pahalı olduğu ülke de 29,2 euro ile yine Türkiye.


Kayıt dışı 9 milyon açlığa mahkum

Kayıt dışı çalıştırılırken salgında işsiz kalan 9 milyon işçi, günlük 39.24 liralık nakit destekten de mahrum kaldı.

Salgın nedeniyle işyerleri kapandığı ya da ücretsiz izne gönderildikleri için patronlarının maaş ödemediği işçiler İşsizlik Sigortası Fonu’ndan işsizlik maaşı, kısa çalışma ödeneği veya nakit desteği alırken, kayıt dışı çalıştırılan 9 milyon kişi, 39.24 liralık nakit desteğinden bile mahrum kaldı.

CHP Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş, halen Türkiye’de 9 milyonun üzerinde işçinin kayıt dışı çalıştırıldığını, bu işçilerin salgın ortamında her türlü haktan mahrum bırakıldığını söyledi. Demirtaş, Aile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yanıtlanmasını istediği önergesinde, kayıt dışı istihdamın; işçilerin hiçbir şekilde kayıtlarda gösterilmemesi, çalıştıkları sürenin sadece bir kısmının kayıtlarda gösterilmesi, prime esas kazançlarının eksik gösterilmesi ile hem çalışma sürelerinin hem de prime esas kazançlarının eksik gösterilmesi şeklinde dört farklı yöntemle uygulandığını hatırlattı.

Yüzde 36 kayıt dışı

Kayıt dışı istihdamın son dönemde yüzde 36 gibi çok büyük oranlara çıktığına dikkat çeken Demirtaş, “Ocak 2020 itibarıyla her 3 çalışandan 1’i, yani yaklaşık 9 milyon işçi kayıt dışı çalışmaktadır” dedi. Kayıt dışı çalıştırılan işçilerin işten çıkartıldıklarında işsizlik sigortası ve kısa çalışma ödeneği gibi haklardan yararlanamadıklarını, salgın döneminde işini kaybeden milyonlarca kayıtsız işçinin adeta yokluğun içine düştüğünü belirten Demirtaş, “Milyonlarca işçinin mağduriyetini gidermek için ne gibi önlemler alacaksınız?” diye sordu.

Ünal Demirtaş, önergesinde toplumun dezavantajlı kesimini oluşturan kayıt dışı çalışanların eğitim seviyesi düşük ve mesleki eğitimi olmayan, çocuk ve genç, kadın ve geçici koruma kapsamında olan sığınmacı ve kaçak göçmen işçiler olduğunu belirterek, şunları söyledi:

  • Oysa bu işçiler, kamunun koruma mekanizmalarına en fazla ihtiyaç duyan işçilerdir. Kayıt dışı istihdamın en yoğun olduğu sektörlerde ciddi bir denetimsizlik ve kuralsızlık egemendir.
  • Bu işçiler Anayasa’nın ve İş Kanunu’nun kendilerine tanıdığı hiçbir haktan yararlanamamakta ve kanunlarla korunamamaktadırlar.
  • Özellikle tarım ve orman, tekstil ve mobilya gibi sektörlerde kayıt dışı çalışanlar, asgari ücretin altında, günde 12-14 saat, hafta tatilleri, ulusal bayram ve genel tatiller dahil izinsiz, iş güvencesiz, tazminatsız, sigortasız çalıştırılmaktadır. Emeklilik hakkından mahrum bırakılmaktadır.

 

Tek adamın iki yılık göstergeleri

Erdoğan’ın “24’ünde şu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra faizle şunla bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz” demesinin üzerinden yaklaşık iki yıl geçti. BirGün’den Ozan Gündoğdu’nun derlediği resmi kaynakların verileriyle iki yıllık garklar şöyle:

  • Döviz kurları: Dolar kuru yüzde 56, euro kuru yüzde 44,6, gram altın ise yüzde 106 yükseldi.
  • Merkez Bankası rezervi: Merkez’in brüt döviz rezervleri yüzde 34, net döviz rezervleri ise yüzde 21,4 oranında eridi.
  • Kamu kesimi borçları: Kamu iç borcu yüzde 39 (840,6 milyar), kamu dış borcu ise yüzde 57,5 (601,4 milyar) oranında arttı.
  • Özel kesim borçları: Tüketici kredileri borcu yüzde 21,8, bireysel kredi kartı borcu yüzde 20, ticari kredi ve kredi kartları borcu ise yüzde 23,3 oranında arttı.
  • İşsizlik: İşsiz sayısı yüzde 31,5 oranında artarken, en az 2 milyon kişi işinden oldu. İşsizlik oranı 3,6 puan yükseldi.
  • Açlık ve yoksulluk sınırı: Enflasyonla beraber açlık ve yoksulluk sınırı yüzde 38 oranında yükseldi. Yoksulluk sınırı: 7 bin 733 TL. Açlık sınırı ise 2 bin 374 TL.

En yoksulun payı yüzde 6.1

Nüfusun en zengin yüzde 20’lik kesiminin geliri en yoksul yüzde 20’lik kesiminin gelirinin 7,8 katı. Toplam gelirin yüzde 47,6’sına nüfusun en zengin yüzde 20’si sahip. Buna karşılık toplam gelirin yüzde 6,1’ini ise nüfusun en yoksul yüzde 20’si bölüşüyor.

‘Fazlasıyla yeterli’ mi?

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Çarşamba günü uluslararası yatırımcılarla yaptığı görüşmede, Merkez Bankası döviz rezervlerinin ‘fazlasıyla yeterli’ olduğunu söylemişti, ancak durumun böyle olmadığı görülüyor.

Türkiye’nin dış varlıkların toplamı 616 milyar TL’den 503 milyar TL’lik  döviz yükümlülükleri çıkarıldığında 113 milyar TL’lik net rezervler kalıyor. Dolar karşılığı ise 15,9 milyar dolar. Şubat 2020 itibarıyla Türkiye’nin 122 milyar dolar kısa vadeli borcuna karşılık kasasında sadece 15,9 milyar doları vardı. 29,6 milyar dolar swap yolu ile alınmış döviz de dikkate alındığında 11 milyar dolar ekside demektir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.