-
Barış Vakfı, siyasal alanı daraltan, demokratik katılımı sınırlayan anlayış, söylem ve uygulamaların, sürecin başarıya ulaşmasını zorlaştırdığını vurguladı.
-
Vakıf, siyasetin hukuk devleti, anayasa ve yasalar çerçevesinde, demokratik doğal mecralarda akmasının, sürecin başarısının temel koşullarından biri olduğunun altını çizdi.
- Meclis'e ve iktidara sorumluluk çağrısı yapan Barış Vakfı, TMK'nın kaldırılmasından koruculuğun lağvına, ana dili hakkından İnfaz Kanunu'na kadar bir dizi öneride bulundu.
Silah yakma töreninin yıl dönümü dolayısıyla açıklama yapan Barış Vakfı, “Abdullah Öcalan’ın hukuki statüsü, çalışma ve iletişim koşulları, hukuk devleti ilkeleri doğrultusunda açık ve şeffaf bir biçimde düzenlenmelidir” dedi.
Barış Vakfı Yönetim Kurulu, Kürt meselesinin çözümü ve çatışmasızlık sürecinin kalıcı toplumsal barışa evrilmesi amacıyla "Hepimizin tarihi sorumluluğu" başlıklı bir yazılı açıklama yayımladı. Kürt sorunu bağlamında 40 yılın ardından ilk kez bu kadar uzun süre ölümlerin ve silahlı çatışmaların olmadığı kritik bir eşikten geçildiğini belirten Vakıf, çözüm ve kalıcı barış için atılması gereken adımları 15 maddede sıraladı. Demokratik bir dönüşümün sağlanması için Meclis'in en geniş uzlaşmayla devreye girmesi gerektiği ifade edilen açıklamada şu talepler öne çıkarıldı:
Rêber Apo'nun statüsü
* TBMM’de, sürecin hukuki ve kurumsal çerçevesi net bir biçimde belirlenmelidir. Sürecin bütünlüklü yol haritası, Meclis'te mümkün olan en geniş uzlaşma ve katılımla oluşturulmalıdır.
* PKK lideri Abdullah Öcalan’ın hukuki statüsü, çalışma ve iletişim koşulları, hukuk devleti ilkeleri doğrultusunda açık ve şeffaf bir biçimde düzenlenmelidir.
* Sürece katkı sunacak kişi ve kurumların hukuki güvencelerini sağlayacak özel yasal düzenlemeler yapılmalı; sivil toplum kuruluşlarının sürece etkin katılımı desteklenmelidir.
Silahsızlanma süreci
* Silahsızlanmaya ilişkin yasal düzenlemeler, Birleşmiş Milletler’in DDR (Disarmament, Demobilization and Reintegration – Silahsızlanma, Terhis ve Yeniden Entegrasyon) programının temel ilkeleri doğrultusunda hazırlanmalı; ayrımcılığa ve kayırmacılığa yol açmayacak nitelikte olmalıdır.
* Silahsızlanma süreci yalnızca güvenlik bürokrasisinin sorumluluğuna bırakılmamalıdır. Meclis tarafından yetkilendirilecek ve tarafların ortak mutabakatıyla belirlenecek bağımsız sivil gözlemcilerin veya üçüncü tarafların sürece katılımı, toplumsal güvenin güçlendirilmesi açısından önem taşımaktadır.
* Silahsızlanma programı kapsamında güvenlik sektörü ve kamu kurumlarında evrensel ilkeler ekseninde reform çalışmaları başlatılmalı; köy koruculuğu sistemi gibi silahlı çatışma döneminin yapılarının lağvedilmesi planlanmalıdır.
CMK, TMK ve İnfaz Kanunu
* Çatışma sürecinin yol açtığı mağduriyetlerin giderilmesi ve toplumsal yaraların onarılması amacıyla, geçmişle yüzleşmeyi ve onarıcı adaleti esas alan geçiş dönemi mekanizmaları oluşturulmalıdır.
* Yurt dışına çıkmak zorunda kalan ve siyasi sığınma hakkı elde eden kişilerin güvenli ve gönüllü dönüşlerini sağlayacak hukuki düzenlemeler yapılmalıdır.
* Ceza İnfaz Kanunu ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nda ayrımcı veya keyfî uygulamalara yol açan hükümler gözden geçirilmeli; temel hak ve özgürlükler ekseninde yeniden düzenlenerek yargıda ve infazda eşitlik güvence altına alınmalıdır.
* Terörle Mücadele Kanunu, evrensel insan hakları standartları doğrultusunda kapsamlı biçimde gözden geçirilmeli; uzun vadede yürürlükten kaldırılmasına yönelik reform süreci planlanmalıdır.
* Uluslararası hukukta insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilmeyen fiiller bakımından af veya ceza indirimi gibi seçenekler değerlendirilmeli; kesinleşmiş yargı kararlarının etkili biçimde uygulanması sağlanmalıdır.
* Tedavisi cezaevi koşullarında mümkün olmayan ağır hasta mahpusların tahliyesi sağlanmalı; siyasi nitelikli davalar nedeniyle özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilerin durumları hukuk devleti ve adil yargılanma ilkeleri çerçevesinde yeniden değerlendirilmeli.
* Haklarında verilen hükmün gerektirdiği infaz süresini tamamlamış mahpusların tahliyesi konusunda Ceza İnfaz Kanunu’nun eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine uygun biçimde uygulanması yasal güvence altına alınmalıdır.
Demokratik dönüşümler
* Kayyum uygulamalarına son verecek yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
* Başta ana dili hakkı olmak üzere Kürt kimliğinin tanınmasına ilişkin temel insan hakları sorunlarını ortadan kaldıracak yasal düzenlemeler yapılmalı ve bu düzenlemelerin etkili biçimde uygulanması sağlanmalıdır.
Bütün bu adımların, şiddetin ve çatışmanın temel nedenlerini ortadan kaldırmayı hedefleyen kapsamlı bir perspektifle hayata geçirilmesi; Kürt sorununun demokratik siyaset ve hukuk zemininde ele alınmasına katkı sunması gerektiğini belirten Barış Vakfı, şunları vurguladı: "Silahlı çatışmanın sona ermesiyle başlayan sürecin, toplumsal barışın güçlenmesini sağlayacak demokratik dönüşümlerle desteklenmesi büyük önem taşımaktadır. Siyasal alanı daraltan, demokratik katılımı sınırlayan anlayış, söylem ve uygulamalar, sürecin başarıya ulaşmasını zorlaştırmaktadır. Siyasetin hukuk devleti, anayasa ve yasalar çerçevesinde, demokratik doğal mecralarda akması sürecin başarısının temel koşullarından biridir. Böylesine kapsamlı bir sorunun çözümünde, olağanüstü uygulamaları kalıcı hale getirmek yerine, yeni sorunlar üretmeyecek ve derinleştirmeyecek demokratik yöntemler benimsenmelidir."
Hep birlikte sorumluluk
Barış Vakfı Yönetim Kurulu, demokratik katılımı ve siyasal alanı daraltan uygulamaların süreci zora soktuğuna dikkat çekerek, açıklamasını şu çağrıyla sonlandırdı: "Umudu büyütmek ve ortak geleceğimizi hukuksal güvence altına almak için hep birlikte sorumluluk alma ve harekete geçmenin zamanıdır. Tarihin akışı herkesi göreve çağırıyor."
Hangi hukukla karşılaşacaklar?
Kürt meselesinin bütünlüklü ele alınması gerektiğini belirten DEM Parti Milletvekili Serhat Eren, 'çerçeve yasa' tartışmalarına işaret ederek, “Silah bırakanların hangi hukukla karşılaşacaklarını bilmeleri lazım” dedi.
'Çerçeve yasa' tartışmaları sürüyor. MA'dan Ömer Güngör'e konuşan DEM Parti Amed Milletvekili Serhat Eren, kamuoyunda algı oluşturma amaçlı haberler servis edildiğini belirterek, "Somut hukuksal düzenlemeler üzerinden konuşmalıyız" dedi. Artık sözün yerine hukukun geçmesi gereken bir döneme girildiğini belirten Eren, "Cumhuriyet’in 2. yüzyılında Kürt meselesinin hangi demokratik zeminde çözüleceği, hangi hukuk anlayışıyla kalıcı hale geleceği ve ortak geleceğin hangi hukuki esaslar üzerinden inşa edileceğiyle karşı karşıyayız. Yüzyıllık bir meseleye aynı tarihsel sorumlulukla yaklaşmak zorundayız” diye konuştu.
Sürecin anayasası gibi
Demokratik toplum sürecinin anayasası niteliğinde bir yasal düzenlemenin gerekliliğini vurgulayan Eren, şunları söyledi: "Demokratik temel değerleri belirleyen, yarın ihtiyaç duyulması durumunda referans alınacak bir hukuksal düzenlemeden söz ediyorum. Dolayısıyla öncelikle silah bırakanların hangi hukukla karşılaşacaklarını; demokratik siyasal yaşama katılmaları durumunda hangi hukuksal güvencelere sahip olacaklarının bilinmesi gerekiyor. Demokratik siyasal yaşama katılanların geleceklerinin de güvence altına alındığı bir yasal düzenlemeden bahsediyoruz.”
Silah bırakmanın ötesi
Silah bırakmanın tek başına kalıcı barışı sağlayamayacağının altını çizen Eren, çatışmalı zemini doğuran hukuksal ve siyasal sorunların çözülmemesi halinde şiddetin biçim değiştirerek devam edeceğini belirtti. Eren, “Meseleye sadece güvenlikçi perspektiften yaklaşmak, kategorize etmek son derece sorunludur. Bu, Kürt meselesinin çözümsüzlüğünde ısrar eden zihniyetin kendisidir. Şimdi silahların bırakıldığı, demokratik siyasetin esas alındığı bir dönemde ‘gelin ama siyaset yapmayın’ demek, 42 yıl önceki zihniyetin devamıdır” şeklinde konuştu.
Rêber Apo ile görüşmelerin kesintiye uğratılmasını eleştiren Eren, diyalog ve müzakerenin süreklilik gerektirdiğini vurguladı.
Bütünlük ele alınmalı
Eren, Türk Ceza Kanunu (TCK) ve Terörle Mücadele Kanunu’ndaki (TMK) kısıtlayıcı hükümlerin kaldırılmasının bu düzenlemenin içinde yer alması gerektiğini ifade etti. Kayyum uygulamalarıyla seçme ve seçilme hakkını ortadan kaldırdığını söyleyen Eren, söz konusu uygulamalara son verecek yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğine işaret etti. Meselenin bütünlüklü ele alınmaması halinde kalıcı çözümün mümkün olmayacağını belirten Eren, “PKK’ye katılan herkesin, zindandakilerin, yurt dışındakilerin tamamının toplumsal ve siyasal yaşama katılımı sağlanmadan meseleyi kategorize etmek gerçekçi değildir. Bütünlüklü ve kapsayıcı yaklaşmazsanız, Çehov’un dediği gibi duvardaki silah bir gün patlar” uyarısında bulundu.
Eren, sürecin tıkanmayacağını, ancak Türkiye’nin eli güçlendikçe taleplerin minimize edilme riskinin olduğunu belirtti. HABER MERKEZİ