DEM Parti Hukuk Komisyonu Eşsözcüsü Öztürk Türkdoğan: Yasa ile birlikte hem devlet hem de siyasi iktidar, sosyolojik, hukuki ve kültürel olarak var olan Kürt sorunuyla yüzleşmek zorunda kalacak

  • İlk defa asgari ve ilkesel düzeyde mutabakatlar sağlanarak, siyasi zeminde bulunan siyasi partilerin görüşmeleri sonucunda oluşturulmuş ve hazırlanmış bir yasa teklifi var.
  • Uygulandıkça mutabakat alanı genişleyecek. Alan genişledikçe yeni ihtiyaçlar ortaya çıkacak ve yeni ihtiyaçlar ortaya çıktıkça da yeni yasal düzenlemeler yapılacak.
  • Bu, dinamik bir süreç. Pozitif barışa geçişle birlikte toplumsal barış ve demokratikleşme adımları gelecek. Bu adımlardan sonra da nihai olarak anayasa gündeme gelecek.

AZİZ ORUÇ / İSTANBUL

Bizzat kanun teklifini sunan AKP Grup Başkanı Abdullah Güler'in “Abdullah Öcalan gazetecilerle görüşebilecek. Daha fazla insanla temas kurabilecek” dediğini hatırlatan DEM Parti Eşbaşkan Yardımcısı Öztürk Türkdoğan, "Yasanın kabul edilmesiyle birlikte bir Üst Kurul oluşacak. Bunun alt komisyonları oluşacak ve özellikle yasanın uygulanması noktasında çeşitli mekanizmalar kurulacağı için Sayın Öcalan’ın özgür çalışma koşullarına kavuşması noktasında ilerlemeler olacağı kanaatindeyim" dedi.

‘Çerçeve yasa’ olarak adlandırılan "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi", yaklaşık 360 milletvekilinin imzasıyla Meclis Başkanlığına sunuldu. Adalet Komisyonu'nda görüşülmeye başlanan ve kısa süre içinde Genel Kurul gündemine gelmesi beklenen teklif, çatışma sürecinin hukuki sonuçlarının yönetilmesi, soruşturma ve davaların ertelenmesi ile toplumsal bütünleşmeye ilişkin yeni bir çerçeve oluşturmayı hedefliyor. DEM Parti Hukuk ve İnsan Haklarından Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı Öztürk Türkdoğan, teklifi "barışa geçişin ilk hukuki zemini" olarak nitelendirirken, düzenlemenin kapsamını, eksik bıraktığı demokratikleşme başlıklarını ve uygulanması halinde ortaya çıkabilecek siyasi ve toplumsal sonuçları değerlendirdi.

Adalet Komisyonu'nda görüşülmeye başlanan yasa teklifini, önceki yasal düzenlemelerden ayıran nedir?

Bu yasa, önemli bir ilk niteliğinde. Bugüne kadar Türkiye’de devletle çatışma bağlamında çıkarılan ilk yasa, 1985 tarihlidir. 1985’ten bu yana çok sayıda yasa çıkarıldı. 6551 sayılı Kanun, çerçeve kanun niteliğindeydi. Onu saymazsak diğer yasaların özellikleri, hep tek taraflı hazırlanmış ve bir pişmanlığa dayalı olarak oluşturulmuş yasalardı. İlk defa belli konularda asgari ve ilkesel düzeyde mutabakatlar sağlanarak, siyasi zeminde bulunan siyasi partilerin görüşmeleri sonucunda oluşturulmuş ve hazırlanmış bir yasa teklifiyle karşı karşıyayız. Bu açıdan önemlidir ve son sürecin önemli özelliklerinden bir tanesidir.

Meclis Komisyonu, bu yılın Şubat ayında raporunu açıkladı ve böyle bir 'çerçeve yasa'ya ihtiyaç olduğunu ortaya koydu. Bu 'çerçeve yasa'nın hazırlıkları, elbette biraz uzun sürdü fakat şimdi, Komisyon raporunda belirtildiği gibi bir 'çerçeve yasa' çıkmış durumda. Bunu bir barış yasası gibi ele almak gerekiyor. Elbette çok fazla eksiği ortaya çıkacak. Yasanın genel gerekçesinde de belirtildiği gibi, bu eksiklikler uygulama yapıldıkça ortaya çıkacak ve yasayla kurulmuş kurul, bütün bunları değerlendirerek yeni yasal düzenlemeler yapılmasını isteyecek. Süreç bu şekilde ilerleyecek.

Yasanın kapsamı ve uygulamada çözüm bekleyen temel konular neler?

Bu yasa, PKK/KCK örgütü ve bu örgütle bağlantılı oluşumlarla sınırlı bir yasa. Örgüt kurucularından destekleyici propaganda yapanlara kadar kapsamı var fakat erteleme hükümleri bakımından çeşitli istisnalar getiren bir yasa. "Kasten öldürme" suçları istisna edilmiş. Yine 2005'ten önceki ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet suçları ertelemeden istisna edilmiş. Yasayla oluşturulan kurulun, yasa uygulandıkça yeni değerlendirmeler yapacağını ve yeni kararlar alabileceğini düzenliyor. Kararlarla çözülemeyen sorunların da gerekirse yasal düzenlemeler yapılarak, yani yasal düzenleme talebinde bulunularak çözülebileceği ortaya konuluyor. Bu bakımdan yasanın önemli bir içeriği var. Ssosyolojik olarak da baktığımız zaman çok ciddi sayıda insanın soruşturma ve kovuşturmasının erteleneceği öngörülüyor. Bu oldukça önemli. Bu, ciddi bir siyasi iklim değişikliğine sebep olacak. Bunu enine boyuna değerlendirmek gerekiyor.

Yasanın eksik kaldığını düşündüğünüz başlıklar hangileri?

Tabii ki yasada eksikler çok fazla. Demokratik entegrasyonla ilgili maddeler yok. Örneğin KHK’lıların durumu yok. Demokratik siyasetin daha iyi yapılabilmesine dair birçok konu eksik. Biliyorsunuz, Meclis Komisyonu Raporu’nun 7. bölümü demokratikleşmeyle ilgiliydi. Demokratikleşmeye dair ihtiyaçlar yasa uygulandıkça ortaya çıkacak. Bu konuda hayat kendisini dayatacak. Artık şiddet ortadan kalktı, örgüt tamamen feshedildi ve bu durum resmiyete bindi, hapishanelerden tahliyeler oldu, diasporadan insanlar geldi. Kürt sorununu ise çözmedik. Kürt sorununun çözümü noktasında demokratik siyaset kanallarının açılması, düşünceyi ifade özgürlüğünün sağlanması, örgütlenme özgürlüğünün gerçekleşmesi ve çözümün ilerletilmesi gerekecek. Hayat ve koşullar, yeni ihtiyaçları ortaya çıkaracak. Bu yeni ihtiyaçlar da yeni yasalarla giderilmiş olacak. Biraz böyle bakmak gerekiyor.

Yasa kapsamında Milli Güvenlik Kurulu’nun rolü nasıl değerlendirilmeli?

Şimdi şöyle düşünelim; şu anda Milli Güvenlik Kurulu’nun yapısına baktığınız zaman, siyasi iktidarın yürüttüğü süreçle zaten iç içe olduğunu görüyorsunuz. İnsanların aklına hep eski Milli Güvenlik Kurulu geliyor. Oysa şu anda sivil bakan sayısı asker sayısından daha fazla Milli Güvenlik Kurulu’nda. Dolayısıyla siyasi iktidarın temsiliyetinin tam olarak sağlandığı bir Milli Güvenlik Kurulu yapısı var Türkiye’de. Böyle olunca zaten bir süreç ilerlemiş ki bu yasa bu noktaya gelmiş. Yani bu yasa teklifi bu noktaya gelmişse demek ki sahada bazı gelişmeler yaşanmış, ilerlemeler kaydedilmiş ve böyle bir yasa teklifine, böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmuş. Kaldı ki Türkiye’nin yerleşik uygulamasında da Milli Güvenlik Kurulu’nun tavsiyeleriyle örgüt listeleri güncelleniyor ve yenileniyor. Dolayısıyla mutlaka bir MGK kararının aranıyor olması, Türkiye’nin kendi işleyişine uygun bir düzenleme fakat buna yaklaşılmış ki böyle bir yasa gündeme gelmiş. Biraz böyle düşünmek gerekiyor.

Siyasi yasaklar da tartışma konusu. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Siyasi yasak meselesi, sadece kesinleşmiş mahkumiyeti olanlar bakımından uygulanacak. Zaten mevcut uygulama da bu şekilde. Soruşturması ve davası devam edenlerle ilgili şu anda siyasi yasak yok. Bu kanunda da böyle bir şey yok. Erteleme kapsamında soruşturması ve kovuşturması, yani davası ertelenenler bakımından da herhangi bir siyasi yasak söz konusu değil. Tam tersine, şu anda insanlar “Benim davam var, ceza alabilirim, cezam hızla kesinleşebilir” düşüncesiyle hareket ediyor. Biz bunu yerel seçimlerde yaşadık. Birçok kayyum atanan belediye eşbaşkanı arkadaşımızın durumuna bakarsanız, davalarının hızlandırıldığını, hemen ceza verildiğini ve ardından kayyum atamalarına başlandığını görürsünüz. Bu psikolojiyle birçok insan kendisini geri çekiyordu, demokratik siyasete girmek istemiyordu. Bu erteleme yasasıyla birlikte soruşturmaların ve davaların ertelendiği bir ortamda zaten siyasi yasak da olmayacağı için daha fazla insanın demokratik siyasal yaşama katılmak için istekli olacağını düşünüyorum. Kendini sınırlayan yasal zemin ortadan kalkacaktır. Bunun böyle pozitif bir etkisi olacaktır.

2005 öncesi ve sonrası şeklindeki ayrımın temel gerekçesi nedir? Kimler bu kapsamın içinde, kimler dışında kalıyor?

Bu, Ceza Yasası’ndaki ayrımdan kaynaklanıyor. Eski Ceza Kanunu’nda örgüt faaliyeti kapsamında ne kadar çok suç işlenirse işlensin, en ağır ceza üzerinden tek ceza veriliyordu. Yeni Ceza Kanunu yürürlüğe girdikten sonra kasten öldürme suçlarından ayrıca ceza veriliyor. Yani bu ayrımı ortaya koymak için 2005 sınırı konulmuş. Kasten öldürme suçu istisna edildiği için bu nedenle orada bir zaman sınırı da yok. Bunun teknik bir düzenleme olduğunu söyleyebilirim.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik doğrudan bir düzenleme bulunmaması ve 'umut hakkı'nın yasada açık biçimde yer almaması nasıl değerlendirilmeli?

Bizzat kanun teklifini sunan AKP Grup Başkanı Sayın Abdullah Güler bir soru üzerine “Abdullah Öcalan gazetecilerle görüşebilecek. Daha fazla insanla temas kurabilecek” dedi. Yani aslında bu yasanın kabul edilmesiyle birlikte bir Üst Kurul oluşacak. Bunun alt komisyonları oluşacak ve özellikle yasanın uygulanması noktasında çeşitli mekanizmalar kurulacağı için Sayın Öcalan’ın özgür çalışma koşullarına kavuşması noktasında ilerlemeler olacağı kanaatindeyim. Bu konuda söylenebilecek çok şey var ama şimdilik bunları belirteyim. AKP Grup Başkanı Sayın Güler’in bir soruya verdiği cevap bile aslında gelişmelerin pozitif yönde olacağını gösteriyor.

Yasa yürürlüğe girdikten sonra ilk olarak hangi somut adımların atılmasını bekliyorsunuz?

Yasa uygulanmaya başladığında özellikle bu soruşturmaların hızlıca durdurulduğunu, erteleme kararlarının verildiğini ve yine devam eden davaların özellikle erteleme yoluyla durdurulduğunu göreceğiz. Hapishanelerden ilk etapta 3 binin üzerinde, yaklaşık 3 bin 800-900 insanın tahliye edildiğini göreceğiz. Adalet Bakanlığının verdiği bilgilere göre 4 bin 800 civarında tutuklu ve hükümlü var. Bunlardan yaklaşık 900’ü şimdilik tahliye olmayacak, ancak geri kalanının tahliye edildiği bir ortamla karşılaşacağız. Yine özellikle mekanizmalar çalışmaya başladığında diasporadan insanların yavaş yavaş geldiğine tanıklık edeceğiz. Silah bırakan gerillaların da bu mekanizma dahilinde gelerek toplumsal yaşama dahil olduklarını göreceğiz. Birdenbire Kürt halkında bir hava değişecek, yani bir siyasi iklim değişikliği yaşanacak.

Yasaya yönelik itirazlar ve “eksik” olduğu yönündeki eleştiriler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu, bir erteleme kanunu. Bu kanunlar uygulandıkça eksiklikler ortaya çıkar ve bunlar ileride giderilebilir. Dolayısıyla ana çerçeve, ana fikir ve ana ilke ekseninde, asgari mutabakatlarla oluşturulmuş bir kanun teklifi söz konusu. Uygulandıkça mutabakat alanı genişleyecek. Alan genişledikçe yeni ihtiyaçlar ortaya çıkacak ve yeni ihtiyaçlar ortaya çıktıkça da yeni yasal düzenlemeler yapılacak. Bu dinamik bir süreç. Bunu biraz böyle görmek gerekiyor. Şimdiden bir yıl sonra konuşacağımız konuyu şimdiden konuşmamak gerekir. Süreç bu şekilde gelişecek.

Yasanın uygulanmaya başlamasıyla birlikte toplumun farklı kesimlerine ve sivil toplum kuruluşlarına ne gibi görev ve sorumluluklar düşecek?

Bugüne kadar iktidarın "terörle mücadele ve şiddetle mücadele" söyleminin artık bu yasayla birlikte bir dayanağı kalmayacak. Dolayısıyla artık Türkiye’de hem devlet hem de siyasi iktidar, sosyolojik, hukuki ve kültürel olarak var olan Kürt sorunuyla yüzleşmek zorunda kalacak;

* Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yollarla çözümü noktasında adımlar atmak durumunda kalacak.

* Demokratik siyaset alanı genişleyecek.

* Diğer çevreler de hele böyle bir dönemde, örneğin Kürtçenin, yani Kürtlerin kendi ana dilini kullanması konusundaki engellemelerini ve çekincelerini gözden geçirecektir. Kürt halkı kendi ana dilini kamusal alanda kullanmak istiyor.

* Yine yerel demokrasiyle ilgili çekincelerin artık bir anlamı kalmayacak.

* Bakın, PKK’nin kendini feshettiğinin Milli Güvenlik Kurulu kararıyla yayınlanmasından sonra bu gerekçeyle kayyum uygulaması devam ettirilebilir mi? Ettirilemez. Artık ortada bir örgüt yok, bir şiddet yok. Nasıl devam ettirilebilir? Dolayısıyla kayyum uygulamalarının doğal olarak ortadan kaldırılması gerekecek.

* Örneğin Kürtçenin kullanımı önündeki fiili engeller ortadan kalkacak ve insanlar demokratik zeminde, daha fazla demokratik siyaset yoluyla sorunlarını dile getirip demokratik bir anayasa isteyecekler. Kürt sorununun nihai çözümü ancak demokratik bir anayasa ile söz konusu olabilir. Yani oraya giden yolun önü bir şekilde açılacak.

Tabii ki bu zamanla olacak. İnsanların hemen şimdiden “İşte bu yasa şunu getirdi, bunu getirmiyor” şeklinde değerlendirmeler yapmaması gerekiyor.

Yani bu konuda aceleci davranılmaması gerektiğini söylüyorsunuz…

Dünya üzerindeki çatışma çözümü örneklerine baktığımız zaman bunu hep anlatırım: Bu yasayla negatif barıştan pozitif barışa geçiyoruz. Pozitif barışa geçişle birlikte toplumsal barış ve demokratikleşme adımları gelecek. Bu adımlardan sonra da nihai olarak anayasa gündeme gelecek. Türkiye yeni bir anayasa yapmak zorundadır. Sadece Kürt sorununu çözme bağlamında değil, birçok temel sorununu çözme noktasında da yeni ve demokratik bir anayasa yapmak zorunda kalacak. Elbette zamanla olacaktır. Hemen üç ay veya 6 ay sonrasını kastetmiyorum. Diğer ülkelerin deneyimlerine baktığımız zaman da benzer süreçlerin yaşandığını görüyoruz. Bu bakımdan demokratik siyasetin önü açılacaktır. Karşıtlık, şovenizm ve terörle mücadele söylemi üzerinden siyaset yapma dönemi ve siyaset yapma anlayışı doğal olarak azalacaktır. Artık toplumda karşılık bulmayacaktır. Bugün bazı milliyetçi partilerin, süreç karşıtı olan bazı milliyetçi partilerin açıklamalarına baktım, gülmemek için kendimi zor tuttum. Gerçeği söylemiyorlar, halka gerçeği anlatmıyorlar. Bu yaklaşım artık halk nezdinde karşılık bulmayacak. Bakın, bir buçuk yıldan, neredeyse iki yıldan beri hiç kimse yaşamını yitirmiyor. Bu çok kıymetli bir şey.

***

Etkileneceklerin sayısı yüz binleri bulacak

* Halen tahminen, Bakanlık verileri değişebilir ama on binlerce gizli soruşturma dosyası erteleme kapsamına alınacak. Bu on binlerce gizli soruşturma dosyasında belki de 100 bine yakın insan soruşturuluyor. Bunlar duracak.

* Yaklaşık 40-50 bin civarında devam eden dava var. Bunların çok büyük bir kısmı erteleme kapsamına girecek. Burada yargılanan on binlerce insan var.

* Diasporada, sürgünde yaşamak zorunda kalan on binlerce insan bulunuyor.

* Yine gerillalar bakımından düşündüğümüzde binlerce gerillanın olduğunu söyleyebiliriz.

* Hapishanelerde bulunanlardan ilk etapta 3 bin 800-3 bin 900 kişinin infaz ertelemesi yoluyla tahliye edileceği bir süreç yaşanacak.