- DBP Eşbaşkanı Keskin Bayındır ve Amed İl Eşbaşkanı Hayrettin Altun, dört günlük gözaltının ardından uyduruk gerekçelerle tutuklandı.
Siyasi soykırım operasyonu ve rehin almalara tepki gösteren DBP Eşbaşkanı Saliha Aydeniz, "Kürt konuşmasın, siyaset yapmasın, nefes almasın istiyorlar. Size inat örgütlenmemiz büyüyecek. Sizlerin gidişinin vesilesi olacağız” diye seslendi.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 23 Aralık’ta Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Genel Merkezi ve 9 İl binasına yapılan polis baskınıyla Kürt siyaseti “KCK” adı altında 2009'da gerçekleştirilen siyasi soykırım operasyonunun yıl dönümünde hedef alındı. Diyarbakır Emniyeti’nde dört gün boyunca gözaltında tutulan DBP Eşbaşkanı Keskin Bayındır ile Amed İl Eşbaşkanı Hayrettin Altun tutuklandı, 13 DBP’li siyasetçi ise serbest bırakıldı. Parti tüzüğünün soruşturmaya konu edilmesi dikkat çekti. 2008’de Barış ve Demokrasi adıyla kurulan, 2014'te tüzük değişikliğiyle DBP adıyla demokratik siyaset çalışmalarına devam eden partinin kimler tarafından nasıl kurulduğu soruldu.
Sizi indirecek muhalefetiz
DBP, tutuklama kararı sonrası Diyarbakır Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya DBP Eşbaşkanı Saliha Aydeniz, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Berdan Öztürk, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, HDP Van Milletvekili Sezai Temelli, Amed Milletvekili Remziye Tosun, HDP Amed İl Eşbaşkanı Zeyyat Ceylan da katıldı. HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, “Ortada hiçbir şey yokken bir yetki gaspı yapıldı. Yasa dinlenmedi. Bir parti, bir il savcılığının kararıyla basılamaz. Yargıtay’ın yetkisini gasp ettiler. Yargıyı sadece bir silah olarak kullanıyorlar. DBP bu ülkede milyonlarca oyu olan bir partidir. Partimizin en büyük bileşenidir. DBP’ye şu sorular soruldu; neden basın açıklamasına katıldınız, neden röportaj verdiniz! Bir başkan basın açıklamasına katılmaz ise ne yapacak? Biz, sizi oradan indirecek olan muhalefetiz. Bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Daha da büyüyoruz ve büyüyeceğiz” dedi.
Çaresizliğin kararıdır
Daha sonra söz alan DBP Eşbaşkanı Saliha Aydeniz de savcının talimat aldığını belirterek, "Gözünün üstünde kaşın var sorularıyla arkadaşlarımız tutuklandı. Dosya bomboş, bir algı oluşturmak istediler ama bu algının altında kendileri kaldı. Verilen kararın absürt olduğunu kendileri de biliyorlar. Kaybettikçe daha çok Kürt düşmanlığı yapıyorlar. Onlara göre Kürt konuşmasın, siyaset yapmasın, nefes almasın. Size inat örgütlenmemiz büyüyecek. Sizlerin gidişinin vesilesi olacağız” şeklinde konuştu.
Açıklama, “Direne direne kazanacağız” sloganı ve alkışlarla son buldu.
BDP'den DBP'ye baskılar da devralındı
2011 genel seçimlerinde 27 milletvekili ile Meclis’e giren BDP, 2014 yerel seçimlerde ise 104 belediye kazandı. 2014'te BDP milletvekilleri HDP’ye geçerken, AKP-MHP’nin devreye koyduğu topyekun savaş konseptinin devam ettiği 11 Eylül 2016’da, DBP’li 104 belediyeden 96’sına kayyum atandı. Saldırıların ilk olmadığı DBP’ye yönelik gözaltı ve tutuklamalar hiç bitmedi. İlk olarak 6 Kasım 2016’da partinin Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, 13 Mayıs 2016’da partinin Eşbaşkanı Kamuran Yüksek, 24 Mayıs 2020’de ise partinin Eşbaşkanları Mehmet Arslan ve Gülcihan Şimşek tutuklandı. 2016'dan beri cezaevinde tutulan DBP eski Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, tutuklu bulunduğu Sincan Cezaevi’nden partisine yönelik saldırılara ilişkin MA'dan Zemo Ağgöz'ün sorularını yanıtladı. DBP’nin önemine dikkat çeken Tuncel, “Kürt ve Kurdistan halkının siyasal, toplumsal, ekonomik, kültürel sorunlarına çözüm üretmek, politikalar geliştirmek, yerel demokrasi, kadın özgürlükçü ve ekolojik bir yaşamı inşa etmek, toplumsal barışı geliştirmek için mücadele etmektedir” dedi.
DBP’nin mücadele alanı
Tuncel, DBP’nin mücadele alanına dair şunları söyledi: “DBP, Kürt halkının dil, kimlik ve kültür hakları etrafında öz örgütlüğünü geliştirmesi, varlığını koruması ve kendi kaderini belirlemesi açısından öz/özerk yönetimin sağlanmasının hem Kürt sorununun çözümünü sağlayacağı hem de Türkiye'yi demokratikleştireceğini savunmakta ve bunun için mücadele etmektedir.”
AKP-MHP Ergenekon İttifakı'nın, siyasal, ekonomik, kültürel olarak Kürt varlığı adına ne varsa ortadan kaldırarak, Türk-İslamcı bir rejim inşa etmek istediğini; Kürtlerin kurduğu siyasi parti, dernek ve kurumları da bu politikanın önünde engel olarak gördüğünü hatırlatan Tuncel, son siyasi soykırım operasyonunun da bundan bağımsız olmadığını söyledi.
'Kürt kökenli Türk' projesi
İktidarın, son dönem yürüttükleri politikalarla Kürtleri kendi olmaktan çıkarmak, kendine yabancılaştırmak, ‘Kürt kökenli Türkler’ haline getirmek istediğini vurgulayan Tuncel, "Bunun için de hem içeride hem dışarıda Kürtlere karşı amansız saldırıyor” dedi. İktidarın, Kürt halkının siyaset yapmasını, yönetimlerde yer almasını, kamusal alanda var olmasını engelleme politikası yürüttüğünü belirten Tuncel, “İşe girenlerden adli sicil ya da arşiv kaydı istenmesi, Kürtlerin kitlesel olarak kriminalize edilmesidir. Yaşamanın tek yolu iktidar politikalarına biat etmek olarak gösteriliyor. Kürt halkının kamusal alanda, medyada görünürlüğü ortadan kaldırılıyor. Bu politikalarını süreklileştirmek için de Kürt siyasi hareketine, demokratik siyasete sürekli operasyonlar yapıyor” şeklinde konuştu.
Tarihi seçimi de bilinçli
DBP’ye yönelik saldırının 24 Aralık 2009’da “KCK” adı altında yapılan operasyonun tarihine denk gelmesinin bilinçli bir politika olduğuna işaret eden Tuncel, şunları söyledi: “İktidar açısından Kürt sorununa yaklaşım değişmedi. Tekçi, otoriter, faşizan bir rejimin inşası için gerekli olan düşman olarak da en elverişli konumda Kürtleri görmektedir. Kürt siyasetine, kadınlarına, kurumları ve dostlarına yönelik sistematik olarak yürütülen gözaltı ve tutuklamalar da bu politikanın bir sonucudur. DEP’i kapatan zihniyet, bugün de HDP'yi kapatmak için uğraşıyor. Kobanê Davası, HDP'ye yönelik kapatma davası, TJA ve DBP’ye yönelik saldırılar, bir plan dahilindedir. Esas amaç; Kürt demokratik siyasetini tasfiye etmek. Biz bir halk hareketiyiz. Demokratik siyaset kurumları, halkın bağrından çıkmış ve halkımızın eşitlik, özgürlük, demokrasi, barış ve adalet taleplerini karşılamak, ekonomik refahını sağlamak için mücadele araçlarıdır. Gözaltı, tutuklamalar, kurumlarımızın kapatılması mücadelemizi engellemek için şöyle dursun, öfkemizi büyütmektedir, mücadele azmimizi güçlendirmektedir.” AMED/ANKARA