Demokratik seçimler, demokratik toplum ve meclisler gerçeği!

  • “Toplumun örgütlenmesini sağlayacak yegâne mekanizma öz gücüyle yarattığı meclislerdir. Zaten konferansta tüm konuşmalar tam da burada birleşti. Örgütlü toplum meclislerle kurulur, çünkü meclisler örgütlenen halktır.”

MIZGÎN AKSU

 

Halkların Demokratik Partisi (HDP)’nin 4–5 Şubat tarihlerinde gerçekleştirdiği “Demokratik Cumhuriyet Konferansı”, 6 Şubat sabaha karşı yaşanan Maraş merkezli depremin yarattığı yıkım sebebiyle yeterince tartışılamadı. Şimdi seçimlere sayılı günler kala, bu yazı vesilesiyle, bir değerlendirme yapma fırsatını bulmuş olalım. İki gün süren konferansta Cumhuriyet’in yüz yıllık kuruluş dinamikleri, inşa ettiği zeminin altında hepten kalanlar, görünmez kılınanlar, ezilenler, kadınlar ve halklar konuşuldu. Cumhuriyetin kuruluş aşamasında değişen akslar ve bu siyasal/sosyal aksı takip eden “arındırma” pratikleri; inkâr, imha ve yok saymalarla devam ederek bugüne vardı. Bugün çok daha farklı veçhelerden bu süreç analiz ediliyor, eleştiriliyor ve düzeltilmeye çalışılıyor. Aslında yıkıntılar arasında bir gelecek ve demokrasi, bunların toplamında da yeni bir yaşam kurulabilir/kurtarılabilir mi çabası bu aynı zamanda.

 

Demokratik Cumhuriyet ve Açığa Çıkardığı Temel Durum

Konferansın ilk gündeminde gerek söz alanlar gerekse konu başlıkları üzerinden yapılan tartışmalar, söylemeye direkt cesaret edilenler ile dolaylı yollardan ifade edilenler tek bir çözüm yolunu işaret ediyor gibiydi. İşaret edilen bu çözüm, örgütlü toplumun varlığının demokratik bir ülke için, demokratik bir cumhuriyet için elzem olduğu gerçeğiydi. Bu çözüm önerisi gökten inmiş değildi, lakin ilk kez kendileri söylüyormuş gibi olanlar da oldu ve bu gözden kaçmadı, neyse konumuz bu değil elbette.

Konuya dönecek olursak, madem örgütlü toplumun varlığında herkes hemfikir ve her şeyin ağzında bu hakikat varsa, toplum kendini nasıl örgütlü kılacak? Kanımca bunun cevabı, deneyimlerimizden de açığa çıktığı üzere; toplumun örgütlenmesini sağlayacak yegâne mekanizma öz gücüyle yarattığı meclislerdir. Zaten konferansta tüm konuşmalar tam da burada birleşti. Örgütlü toplum meclislerle kurulur, çünkü meclisler örgütlenen halktır.

Burada çeşitli sorularla, es vererek ve sesli düşünerek gitmeye çalışacağım:

Neden meclisler, neden yatay örgütlenme şekli olarak meclisler? Buna bağlı olarak temsili demokrasi ve seçimleri bu çerçevede nereye oturtabiliriz?

Farkındayım, bu başlıkların her biri farklı ideolojileri, felsefeleri, sosyoloji ve antropolojiyi ilgilendiren başlıklar, aynı şekilde kendi içlerinde tarihsel geçmişlere sahip. Bu yazı elbette bunların tarihsel derinliğinden ya da resmi tarihte çarpıtılmış hallerine değinmeyecektir. Şimdi, şu anda yaşadıklarımızın kavramsal düzeyde yakın tarihte şekillenen anlam, siyasi ve politik belleğinin referansından yararlanacaktır.

 

Antik Yunan ve Seçimler: Yerli ve Milli Erkeğin İmtiyazı!

Tarihin her döneminde farklı halkların ve bu halkların farklı sınıfsal, kültürel inançları çerçevesinde demokrasi veçheleriyle toplumun yönetimine dahiliyetleri çeşitlilik gösterdi. Toplumun dinamikliği, toplumsal ilişkiler ve tarihsel aralıklarda kazanılan/kaybedilen değerler üzerine kurulurken, bu dinamikler ayrıca birçok yönetim ve idari şekillenmeyi doğuruyor. Otoriter, demokratik, monark, laissez faire, otonom vs. Antik Yunan’daki topluluklar, Karmatîler, Sovyetler, cemler, komünler, şûralar, camiler… Belki tersten Antik Mısır, Roma, Ortaçağ feodalizmi, Japonya’daki Şogunlar ve Daimyoları da düşünmek lazım. Bunlara ek olarak kölelerin özgürlük mücadelesi, tarihin farklı yapraklarında görünen farklı bağımsızlık hareketlerinin de not edilmesi gerekiyor.

Tüm bu bir araya gelişlerin temeli halkın doğrudan bir araya gelişlerinin modelidir. Halkın bir araya geldiği bu toplumsal alanlarda yaşadıkları sorunları çözdükleri, anlaşmazlıkların uzlaşıya bağlandığı ya da örgütlü akıl üzerinden direnişe evirilerek bir çözüme kavuştuğu, bilginin aktarıldığı alanlardır. İçeriği dönemin koşulları içerisinde şekillenmektedir. Önemle hatırlamak açısından; toplumsal tarihin her aşamasında toplumlar kendi değerlerine göre, kendi toplumsal sınıflanmasına ya da inançlarına göre alanlar yaratmıştır.

Söz gelimi; bugün bakınca bazı kıstaslarda, antik demokrasilerin bile gerisinde olduğumuz söylenebilir. Bu bağlamdaki en sınırlayıcı etken Antik Yunan demokrasisinin yalnızca erkek vatandaşların katılımına açık olmasıydı. Kanımca erkeklerin veya erkekliklerin “yerli ve milli” olması epey ilginç! Kadınlar, köleler ve yabancılar dahil olmak üzere diğer grupların demokrasiye katılımı sınırlıydı.

 

Bir İtiraz: Temsili Demokrasi Olarak Seçimler Nerede Başlar?

Buradan hareketle temsili demokrasi olarak seçimler tartışmasına bakmak gerekiyor. Temsili olan seçme ve seçilme hakkının uzun hak mücadeleleri sonucunda kazanıldığını bilerek ve hakkını teslim ederek yol yürümek gerekir. Aşırı sağın egemen fragmanlarında yol aldığımız güncelde, temsili demokrasi olan seçme ve seçilme hakkının herhangi müşterek bir “demokrasi” ifadesinin kırıntısını bile taşımadığını görebiliriz. İktidar mekanizmalarının toplumun her bir alanını istila etmiş iken toplumun tercih ve isteklerinin belirlenmesi sonucunda çıkan fikrin kendisine ne kadar toplumsal talep ve istek diyebileceğimiz bir muamma! Seçimlerin demokrasiyle ilişkisi halkın tüm yönetim mekanizmalarından bertaraf edilerek sandık başında oy vermeye indirgenmiş durumda. Saray siyaseti üzerinden parlamentonun tamamen pasifleştirildiği bir aşamadayız. Haliyle temsili demokrasi adıyla yarı temsili bile olmayan bir kurgu yaşıyoruz. Sadece sandığa oy atmanın kendisi demokratik bir eylem değildir. Bu eylemi demokratikleştirecek, toplumun kendisini yönetecek alanların yaratılması, eğer sandığa gitmekle ile ilgilide bir bağ kurulacaksa da sandıkta oy atma eylemine gitmeden önceki tüm sürecin kendisidir.

Demokrasi, sandığa gitmekten çok, o sandığa giden eylemselliklerin bütünüdür denilebilir, ya da en azından iddiamız bu yönlüdür.

 

Meclisler Işığında HDK’yi Yeniden Çağırmak!

Buradan tekrar meclislere dönerek Halkların Demokratik Kongresi (HDK) örneğine değinmek istiyorum.
Doğrudan demokrasi olan meclisler modeli olmadan seçimler neye yarar?

Doğrudan demokrasi için HDK, doğrudan yönetim için Meclisler somut bir gerçeklik olarak önümüzdedir.

HDK’nin 2.maddesinde, kongrenin tanımı şöyle yapılıyor.

“Kongre, tüm ezilenlerin ve sömürülenlerin; dışlanan ve yok sayılan bütün halkların ve inanç topluluklarının, kadınların, işçilerin, emekçilerin, köylülerin, gençlerin, işsizlerin, emeklilerin, yaşlıların, engellilerin, LGBTİ+’ların, göçmenlerin, yaşam alanları tahrip edilenlerin; aydın, yazar, sanatçı ve bilim insanları ile bütün bu kesimlerle mücadele yürüten güçlerin her türden baskı, sömürü ve ayrımcılığı ortadan kaldırmak ve insan onuruna yaraşır bir yaşam kurmak üzere bir araya geldiği ortak bir dayanışma ve mücadele zeminidir”.(*)

Adına şimdi meclisler dediğimiz model ilk değil. Yukarıda tarihte farklı toplumların kendilerini ve yaşamlarını örgütleme modelleri olarak sıraladığımız birçok alan yarattıklarına değinmiştik. Şimdi ise bizler buna “meclisler” diyoruz. Meclis modeliyle örgütlenmenin biçimi ezilenlerin tarihiyle, deneyimi ve bilgisiyle şekillendi.

Yine HDK’nin programında, 16.madde de şu ifadeler yer alır:

“Demokrasiyi temsili meclisle sınırlı görmeyen Kongremiz, halkın tartışma, örgütlenme ve karar mekanizmalarına katılımının önündeki tüm engellerin kaldırılmasını, her düzeyde halk denetiminin geliştirilmesini savunur. Kongremiz, demokrasinin kazanılmasının, ezilenlerin siyasetin öznesi haline gelmesinin temel aracı olarak meclisleri görür. Kongremiz, İlçe-İl ve Bölge Halk Meclisleri gibi örgütlenmelerle, halkı siyasetin öznesi haline getirmek için mücadele eder. Halkların ihtiyaç duyduğu çeşitli yönetim biçimlerini ve özerklik modellerini geliştirmenin zeminini yaratır”. (**)

Meclislerin odağında yürütülen tartışmaların, halkın katılımını doğrudan bir şekilde sağlayacağına ve temsili demokrasi açısından düşünürsek, demokrasinin demokratikleştirilebileceğine ilişkin bu ifadeler bugünün ruhuna ve bizlere alternatif yollar sunması açısından oldukça değerli. Rotamızı çevireceğimiz yer burası olmalı.

 

Sonuç Niyetine

Bugün modern dünyadaki “kapitalist modernite”nin yol açtığı sorunlara karşı örgütlenme, direnme için önerilen strateji olan “Demokratik Modernite”, bir örgütlülük ve yeniden inşa modelidir. Meclisler felsefesinin en iyi hayat bulacağı ve bu aşamada üzerinden de temsili demokrasi/seçim bağlamının daha işlevsel olacağını söylemek mümkün.

Meclisler ile insanların özgürlüklerini savunduğu, toplumsal eşitliği sağladığı ve sahici bir örgütlenme şansı verdiği unutulmamalıdır. Yeni bir dile, direniş diyalektiğine ve mücadele tarzına ihtiyaç var diyorsak, tarihsel deneyimlerden yola çıkarak, “meclisler” üzerinden demokratik toplum hakikatine eğilmeliyiz.

 

*HDK Tüzük: https://halklarindemokratikkongresi.net/hdk/tuzuk/1747

**HDK Program https://www.halklarindemokratikkongresi.net/hdk/program/1746

 

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.