Kadın mücadelesi umut verici

Kadın Haberleri —

11 Eylül 2020 Cuma - 18:00

  • “Erkek egemenliği sadece aile içinde, evde ya da sokakta taciz, tecavüz, fiziksel, ekonomik, psikolojik şiddet olarak tezahür eden bir şey değil, bütün bir sisteme yayılan bir politikadır. Mücadele de bu kapsamda yürütülmeli. Güçlüyüz ve bu sistemi değiştireceğiz.” 

Kadına yönelik şiddet ve kadın katliamları Türkiye’deki mevcut gündemlerin başında geliyor. Şiddeti önlemek için Anayasa’da yer alan 6284 sayılı yasa ve Türkiye’nin uzun süre ilk imzacısı olmakla övündüğü İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmaması hem şiddetin artmasına hem de cezasızlık haline dönüşüyor. Uzun yıllardır yasaların uygulanması talebine AKP, sözleşmeden çekilme gündemiyle yanıt verdi. Kadınlar ise uzun zamandır Türkiye’nin dört bir tarafından “Haklarımızdan da hayatımızdan da vazgeçmeyeceğiz” diyerek sokaklara çıktı. 
Kadın mücadelesi, AKP’nin hedefindeki İstanbul Sözleşmesi, arkasına devlet gücünü alan faillere uygulanan cezasızlık politikası ile ilgili Mezopotamya Ajansı’ndan Zemo Ağgöz’ün sorularını yanıtlayan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Kürdistan’da kadınlara yönelen şiddetin daha özel bir şekilde bir tür asimilasyon ve savaş politikası olarak tezahür ettiğini, buna karşı topyekün bir mücadelenin örgütlenmesi gerektiğini söyledi.

Şiddet sisteme yayılan bir politika

Erkek egemenliğinin sadece aile içinde, evde ya da sokakta taciz, tecavüz, fiziksel, ekonomik, psikolojik şiddet olarak tezahür eden bir şey değil, bütün bir sisteme yayılan bir politika olduğunu ifade eden Filiz Kerestecioğlu, “Bunun içerisinde militarizm de var, ekonomik politika da var. Çünkü bütçeyi neye ve nasıl ayırdığınız çok önemli. Kadınlardan yana, toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçe yapıyor musunuz? Hayır, bunu yıllardır yapmıyorlar. Seçme seçilme hakkı bile çok sonradan elde edilen bir hak ki bu kadınları yurttaş olarak da görmemeyi getiren bir durumdu. Şimdi de ikinci cins olarak görme politikası devam ediyor. Bunda bazı dini yaklaşımların da büyük bir etkisi var. Burada da yine kadınları ‘dizayn’ etme ve ‘makbul’ kadın görme ve gösterme çabası var. Ama biz kadınlar ‘makbul’ kadın tanımına sığmıyoruz. Bunu reddediyoruz. Karşı çıkışlar yükseldikçe, şiddet politikaları da kadınlara yöneliyor. Yargının da buna hizmet ettiğini açıkça söylemek gerekiyor. Sistem sorunu dediğim şey, askeri ile, polisi ile yargısı ile iktidarı ile kamu personeli ile bir bütün” diye konuştu.
 
Güncel örneği Musa Orhan

Yukarıda işaret ettiği duruma en güncel örnek olarak, devlet gücünü arkasına alarak Êlih’te İpek Er’e tecavüz eden Türk askeri Musa Orhan’ın durumunu örnek veren Kerestecioğlu, şunları söyledi: “O da iktidarın silahlı gücünü temsil ediyor. Özellikle bölgede… Buna benzer örnekler 1980-1990’larda da görüldü. Bölgedeki Kürt kadınlar özelinde o dönemlere benzer bir politikaya dönüş olduğunu görüyoruz. Türkiye genelinde bütün kadınlara yönelen şiddetin, bölgede daha özel bir şekilde bir tür asimilasyon ve savaş politikası olarak tezahür ettiğini ve gözümüzün önünde yaşandığını gördük. Musa Orhan, bir kadını ölüme sürükledi ama ifadesinde bununla ilgili herhangi bir soru sorulmamış. Musa Orhan, yaptığı açıklamalarda da ‘ben yaparım, başkalarına da yaptım, arkamda olanlar var’ diyor. İşte o arkasında olanlar iktidar ve devlet güçleri. Musa Orhan, onun silahlı gücünü bu kadar fütursuzca kullanan bir temsilci aslında. Onun gibi başka temsilciler de olabiliyor. Mesela Gülistan Doku’ya ne olduğunu hala bilemiyoruz. Zaynal Abakarov yargı önüne çıkarılmıyor. Ama Gülistan’ın bulunması için eylem yapan kardeşi ve annesi gözaltına alınıyor. Musa Orhan da devletin silahlı gücünü temsil ediyordu ve bu gücü açıkça ifade ediyor, kadının ölümüne sebep oluyor ve hemen arkasından gelen o üçgen içerisinde yargı da onu koruyor. Yıllardır söylediğimiz ‘erkek vuruyor, yargı koruyor’ sloganı gerçekliği aslında Musa Orhan’ın durumunu ortaya çıkarıyor. Bu gerçekten hepimizde çok büyük isyan duyguları yaratıyor, bizi açıkça kışkırtıyorlar. Bunları kabul etmiyoruz.”
 
Cesaretlerini kırmalıyız

HDP’li vekil, kayyumlarla belediyelerdeki teşkilatlanmayı dağıtıp, bu politikalarına karşı çıkan kadın ve çocuk merkezlerini kapattıklarını hatırlatarak, “Bu da bölgede kadınların gücünü kırmak için yapılan politikaydı. Buradan cesaret bularak da ‘nasıl olsa orada onları koruyacak, kollayacak bir sistem yok’ diyerek, diğer yandan da herkesi cezaevlerine doldurarak bu politikayı yürütmeye çalışıyorlar. Ama biz gerçekten güçlüyüz ve bu sistem değişecek. Bizim bu cesareti kırmamız gerekiyor. Güçlü olduğumuzu her fırsatta haykırmamız ve göstermemiz gerekiyor.
 
Toplum gibi AKP de Sözleşme’yi bilmiyor

Kerestecioğlu, AKP/MHP iktidarının İstanbul Sözleşmesini hedef almasındaki amacına yönelik muhabirin sorusuna karşılık, AKP’nin sözleşmeden çekileceğini düşünmediğini, zira kadınların bu konudaki mücadelesinin çok güçlü olduğunu söyledi.
Öte yandan toplumun büyük çoğunluğunun sözleşmeden haberinin olmadığını belirten Kerestecioğlu, devamla, “Muhalefetin de burada kendisinde bir sorumluluk bulması gerekiyor. Daha fazla anlatabilir, daha fazla yaygınlaşmasını sağlayabilirdik. Etkin uygulanması için daha çok ısrarcı olabilirdik. Bugün sadece İstanbul Sözleşmesi değil toplumsal cinsiyet rolleri de bilinmiyor. Toplumsal cinsiyet rolleri dediğimiz şey kadın, erkek LGBTİ+’ların biyolojik cinsiyet rolü dışında toplumda onlara atfedilen roller. Biz buna karşı çıkıyoruz. Herkesin eşit olduğunu ve eşit yurttaşlar olarak dünyada var olduğumuzu ifade diyoruz. İstanbul Sözleşmesi’nde karşı çıktıkları şeylerden biri bu. Bu nedenle kendi kendilerine kavramlar üretiyorlar. ‘Toplumsal cinsiyet adaleti’ falan diyorlar. Kendi imzaladıkları şeyin ne olduğuna da bakmamışlar. Kendileri de bilmiyor. Sözleşme aslında sadece kadınlar ve LGBTİ+’ları değil, her yurttaşın şiddete uğramasına karşı çıkan ve bununla ilgili çözümler getiren bir sözleşme. İstanbul Sözleşmesi’nden LGBTİ kavramını çıkardılar diyelim, ne olacak? Onlar şiddete uğradığında engellemeyecek misiniz? İşte şimdi kavram olarak bulmaya çalıştıkları çözüm sanırım bu” diye konuştu.
 
Kadınlar ve gençler el atmalı

Türkiye’de hem kurumsallaşma hem de sokakta aktif olarak mücadele etme anlamında artık yüzbinlere yayılan kadın mücadelesinin bugün çok iyi ve umut verici bir noktada olduğunu vurgulayan HDP Milletvekili, “21’inci yüzyıl kadınların yüzyılı olacak. Göstergeler buna doğru. Bu kadar berbat yönetilen bir dünyada, bu kadar ayrımcı, ekolojik dengesi sarsılmış, erkek egemen, militarist, savaşçı politikaların körüklendiği dünyaya kadınların ve gençlerin el atması gerekiyor. Bu dünyayı değiştirmemiz gerekiyor” dedi.
HDP Kadın Meclisi olarak önümüzdeki dönemde çalışmalarını sürdüreceklerini söyleyen Kerestecioğlu, “Bütün Türkiye’yi bekleyen ekonomik kriz, savaş ve kadın düşmanlığı politikaları karşısında kadınları daha fazla mücadele ve sorumluluk bekliyor. Ama bugüne kadar yılmadığımız gibi HDP olarak yine yılmayacağız. En büyük dileğim artık cezaevlerine olan kadın arkadaşlarımızı aramızda görebilmek, onlarla kucaklaşabilmek. Bunun için muhalefetin daha güçlü, direngen ve ortaklaşarak davranması, mücadele yürütmesi gerektiğini düşünüyorum. Topyekün bir mücadele örgütlememiz ve büyütmemiz gerekiyor” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

HABER MERKEZİ

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.