Kara ve Akkoyunlular Türk mü? -II-

Şoreş REŞİ yazdı —

Geçen yazıda Oğuzların Kürt olduğunu ve Oğuz isminin Kürt beyi Buğduz’dan uyarlandığını yazdım. ‘Neşri Tarihi’ne göre Buğduz’un dedesi Balcas. Ölünce yerine büyük oğlu Kara Han geçer. Hz. Muhammed döneminde yaşadığı biliniyor. Bölge halkları bir heyet oluşturarak peygamberi ziyarete gider. Kürt aşiretlerini temsilen Buğduz Han da heyetle gider. Buğduz Han çok iri-yarı, haşin bakışlı, çatal kaşlı, rapt û zapt edilmeyen, asık suratlı biriymiş. Hz Muhammed “Sen hangi ırktansın?” diye sorunca, O ‘Ben Kürt’üm’ der. Bu görüşme ile ilgili birçok spekülasyon mevcut… İşte bu dönemden sonra o bölgede yaşayan Kürtler arasında bazı sorunların yaşandığı anlaşılıyor. Genç araştırmacılarımızın bu noktayı aydınlatması durumunda Kürt tarihinin önemli bir halkası açığa çıkmış olacak.

Kaynaklara göre Kara Han eski bir Asya dinine inanırdı. Bunun ne olduğunu bilmiyoruz ama büyük bir ihtimalle Zerdüştlüktür. Oğlu Oxuz Han babasının dinini sevmez, ona karşı çıkar ve sonunda babası ile savaşır. Bu savaşların birinde Kara Han ölür. Kara Han ölünce Oğuz Han ve beraberindekiler oradan göçüp gider. İşte bu savaşın ve ayrılığın Ak ve Karakoyunluların ilk oluşum evresi olduğuna inanıyorum. Horasanlı bir gezgin, bu Oğuzların halife Mehdi (775-785) döneminde müslüman olduklarını yazar. Ama bunun daha erken olduğunu sanıyorum.

Ak ve Karakoyunluların aynı soydan ve Kürt olduklarının bir diğer kanıtı da Berani hükümdarı Qere Yusuf’un Uzun Hasan’a yazdığı şu satırlardır: ”İkimizde aynı kökenden geliyoruz, bunun için birbirimize karşı mücadele etmeyelim. İkimizde Anadolu’daki düşmanlarımıza (Osmanlı, Timur, Memlük ve Çağataylar) yönelelim. Sen Suriye ve Anadolu’ya saldır, ben de Moğollara!” demesi yeterince açıklayıcıdır.

‘Camüit-Tevarih’e göre her iki hanedanın fiziği Türkler gibiydi ama Mavera-ü Nehire geldiklerinde Tacik ve Farslara benzediler. Türklerin fiziği Moğollara benzediğine göre kısa bir zamanda bu değişimin hiçde inandırıcı olmadığı, gülünç olduğu ve onların Kürtlüğü için ilginç bir başka ispat olduğu ortada.

Bu ispatla bağlantılı, O bölgedeki birçok mıntıka isminin ve direk Kürtler ile anılan isimlerin de işin başka yönlü ispatıdır. Bazıları şöyle: orada yaşayanlara ‘Kurdan’, Kürt şehrine de ‘Şehri Kurd’ denilirdi. Bölgede bulunan bir kanala ‘Arqi Kurd’ ismi verilirken, Herat yakınlarındaki bir kasabaya ‘Kurd Neşin’ gibi Kürt ve Kürtçe ile alakalı isim verildiğini önemle belirtmek gerekir.

Daha fazla araştırma gerektiren o dönemki Oğuz (-Kürt) iç savaşının sonuçları çok acı olur ve bunun sancılarını günümüz de bile içimizde yaşarız. Çünkü o dönem bir bölünmeden söz edilebilinir. Müslüman olanlar ile Zerdüştüler arasında olma ihtimali olan bölünme, günümüzde Şia, Sersor, Êzîdî, Yarsan ve Sünni şeklinde devam etmektedir. Bu bölünmenin muhtemel temeli İslam dinini kabul etme ve etmeme üzerinde oluşurken, Türk egemenliğinde kalma veya orayı terketme de bir diğer neden olduğunu düşünüyorum. Veya her ikisidir. İşte bu durum Kürtler arası hatta baba-oğul arası bir savaşa neden olur ve sonrası olan parçalanmalar zinciri de birbirini takip ederek günümüze kadar gelir. Bu dönemden sonra, Türk tarihçileri İslamı kabul edenlere ak, etmeyipte eski dinlerinde kalanlara da Karakoyunlu ismini vermiştir. Adlandırma yapılırken bütün yönler göz önünde bulundurulmuştur. D.Avcıoğlu’nun: “Karakoyunlular Ehli Hak dinine mensuptu” demesi boşuna değildir.

Aral Gölü merkez veya büyük Horasan’daki bu aşiretler veya Oğuz olarak adlandırılanlardan bir kesimin 800 yılların başlarında Muş, Ahlat, Erciş, Bedlîs ve Malazgirt çevresinde görürüz. Tarihçiler buraya “Beran Ülkesi” anlamında “Warê Beran” der. Bazılarıda ‘Taloriye’ derken gelenlere Mamokan ismi de verilir ki Mahmudi ismi ile aynıdır. Geldikleri yere kendi isimlerini vermeleri önemli.

Tarihi kayıtlar, 900 yıllarda Beranilerin bu bölgeden Musul’a kadar olan alanı yazlık-kışlık olarak kullandıklarını yazar. Bu nedenle, Mahmudi Kürt aşiret konfederasyonu içinde Berani ve Bala Berani (yüksek) isimli iki Kürt aşireti Musul çevresinde görülür.   kaynaklar da bunların 1284-1292 yılları arasında Asya içlerinden Fırat ve Dicle’nin yukarı bölgesine geldiklerini bildirir.

Devamı haftaya.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.