Kara ve Akkoyunlular Türk mü? -III-

Şoreş REŞİ yazdı —

29 Haziran 2020 Pazartesi - 13:20

Beranî veya Karakoyunluların lider konumundaki aşireti ve onları siyasi bir topluluk haline getiren ünlü Kürt aşireti Şadîler (Şeddadiler)’dir. Asıl yurdu Erivan, Ani ve Dvin şehirlerinin çevresi ve Aras nehridir. Selahaddin Eyyubi’nin dedeleri ve 951’de bugünkü Azerbeycan’da Şadî devletini kurduklarını biliyoruz. Bu devletin yıkılmasından sonra aynı aşiretin 1366 yılında Beranî Devletinin temellerini attığına tanık oluyoruz. Yine aynı bölgede bulunan Qeremanî ile Reşî aşiret federasyonları ve Maraş-Malatya’daki Axaçeriler devletin belli başlı gücüdür. Devleti oluşturan güçlerin hemen hemen hepsi Kürttür. Güçlü bir devlet ve ordu kurdular. Erzurum, Musul, Suriye ve İran’ın bazı bölgelerine hakim oldular. 1387’de Timur’u yendiler. Bu güçlü devlet 1467’de kardeşleri ve aynı zamanda rakipleri olan Uzun Hasan’ın Pezkelleri tarafından ortadan kaldırılır. Birlik kuramayan Kürtler birbiriyle amansız mücadelelere giriştiler. Aynı zamanda her iki güç, bir yandan Osmanlı, Moğol, Memlük, Timur, Safeviler gibi çeşitli güçler ile de savaşınca güçten düştüler.

Horasan’dan gelen bu iki kardeş Kürt aşiret konfederasyonları arasındaki savaş, rekabet ve çekişme Beranîleri zayıflatırken, Akkoyunlu devletinin 1403 senesinde Amed merkezli olarak kurulmasına yol açar. Pezkeller Sünni Müslüman olan Kürtlerdir, ilk işleri de Beranîlere saldırmak olur. Uzunçarşılı’ya göre 1284’de, Tori’ye göre 1248-1291 yıllarında Horasan’dan Azerbeycan’a geldiler. 1480 yıllarında Amed ve Harput çevresine geldikleri biliniyor. Bu tarihin Moğol istilaları dönemine denk gelmesi önemli. Pezkellerin Horasan’dan Moğol istilaları önünden geldikleri, aynı zamanda Beranîler ile de aralarında büyük bir kinin biriktiği anlaşılıyor. Öz kardeşini öldüren liderleri Uzun Hasan; Bayındır, Avşar, Ağaçeri, Mirdesî, Sewedî, Bican, Zirkî, Musullu, Purnek, Terikî, İzzeddin Heci, Emirlu ve sonradan Qaramanî ile Şadî gibi aşiretleri etrafına alarak güçlendi.

Akkoyunlu yönetiminde ve bünyesinde Türklerin de olduğunu bazı tarihçiler anlatır, araştırılması gereken bir konu. Kanaatimce hepsi sünnileşen Kürtlerden oluşmaktaydı. Bünyesindeki aşiretlere baktığımızda günümüzde bile çoğunun aynı isimle ve Kurmancî lehçesi ile yaşadığını görürüz. Büyük bir coğrafyada yaşayan, savaşan ve çeşitli güçler ile mücadele eden bu aşiretlerden bugün Şadîleri Horasan’dan Konya Beyşehri ve Efrîn’e kadar olan bir coğrafyada bulmak mümkün. Hala Kurmancî konuşurlar. Avşarların (Sine Milî, Delikî, Atmî bz.) da bugün çeşitli adlar altında Eskişehir’den Halhal ve Horasan’a kadar dağıldığını ve Kürtçe konuştuğunu söylemek gerekir. Zirkî, Sewedî, Mirdesî, Terikî gibi aşiretler de diğerleri gibi Eskişehir’den Horasan’a kadar dağılmış ve hala dillerini konuşur. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Bu aşiretlerin bugünkü yapısından, dilinden, dağılımından da görüldüğü gibi iki devleti kuranların yine Kürt aşiretleri olduğu ispatlanıyor.

Her ikiside dönemin çok güçlü ve dünya tarihine damga vurmuş devletleri olamasına rağmen neden kalıcı devletler olarak kalmadılar? Sorusunun yanıtını da yine bu güçlerin yapısında aramak gerekir. Baştaki dini ayrılıklar, birinin Müslümanlığı kabul etmesi ve diğerinin kabul etmemesi birliklerini engellemiştir. Aynı Kürtleri daha sonra Safevi ve Osmanlı savaşlarında Şia ve Sünni taraftarlığı ile iki cephede birbiriyle savaşırken görürüz. Bunun dışındaki ikinci neden de, o günkü düşüncelerinde görmek gerekir. Beranîlerin en önemli hükümdarı olan Qara Yusûf’un bir sözü, devletin neden yıkıldığının da önemli bir nedenidir. Yusûf: ”Gönlümde taht yok, biz Türkmenler (Kürt okuyun) yazın Aladağlara, kışında Fırat’ın kıyılarına gidersek yeterlidir.” demesi o dönem neden başarılı olmadıklarının önemli bir nedenidir. Yani o gün kafalarında kalıcı bir devlet fikri yok, geçmişten ders almamış ve göçebe bir yaşamı tercih etmeleri sonlarını da beraberinde getirmiştir. Bu örneği daha önce, aynı Kürtlerin ataları Horasan’da iken, ünlü Sultan Sancar’ı yendiklerinde (1153)’de görürüz. Anlı şanlı sultanı ve tahtını (Merv) esir alırlar ama kalıcı bir devlet yerine göçebe yaşamı tercih etmişlerdi. Bu aklın sonucudur ki günümüzde de Horasan’dan Eskişehir, Efrîn ve Reqa’ya kadar dağılmışlardır.

Uzun lafın kısası, yalan tarih tekrar yazılmalıdır!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.