Kaybetme bir devlet geleneğidir

  • Gözaltında kayıplara karşı yıllardır verilen mücadeleyi hem hukukçu hem de insan hakları savunucusu kimliğiyle en iyi bilen isimlerden biri olan İHD Eşbaşkanı Eren Keskin, kaybetmenin bir devlet geleneği olduğunu söyledi.

SAFİYE ALAĞAŞ / JINNEWS/İSTANBUL

Türkiye’de 1990’lı yılları faili meçhul katliamların en çok yaşandığı dönem oldu. Kaybedilmelerin tarihi ise daha eskilere dayanıyor ve bugüne kadar da bir devlet politikası olarak hayata geçirildi. 17-31 Mayıs Gözaltında Kayıplara Karşı Uluslararası Mücadele Haftası içinde, hem hukukçu hem de insan hakları mücadelesindeki rolü ile kayıplar gerçeğini yakından takip eden İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Eren Keskin ile konuştuk.

Teşkilatı Mahsusa’dan beri

 Yaşadığımız coğrafyada gözaltında kayıp etme yönteminin 1915 Ermeni Soykırımı, Süryani ve Hristiyan haklarına yönelik başlatılan soykırım süreçleri ile birlikte görüldüğünü söyleyen Keskin, “Bu Teşkilatı Mahsusa yapılanması tarafından meydana getirilen, özel teşkilat tarafından işlenen suçlardı. İşlenen bu suçlar kapsamında birçok insanın hala cenazesinin nerede olduğu bilinmiyor. Muhalifleri kayıp etme politikası, soykırım sürecinde açık olarak ortaya çıkan bir politikadır. Zaman içinde dönem dönem uygulanmıştır. En yoğun olarak uygulandığı dönemler 1990’lar dönemi oldu. 1990’lar dönemi devlet aklı bu suçları işlettirdi. Buna ister JİTEM, ister kontrgerilla, ister derin devlet diyelim. Görünmez ama varlığını son derece hissettiren bir yapı. Teşkilatı Mahsusa geleneğinden alıyor. Muhalif olan insanlara büyük çoğunlukla Kürtlere ve sosyalist kesimlere yönelik olarak gözaltında kayıp etme politikasını uygulamaya başladı” diye konuştu

 

Önemli aktörleri iktidarın yanında 

 90’lı dönemlerde gözaltında kaybettirme politikasının önemli aktörlerinin bugünkü iktidarın yanında yer aldığını hatırlatan Keskin, Bugün yine Teşkilatı Mahsusa geleneğini hatırlatan görüntülerin yayınlandığını dile getirdi. Keskin, “Özellikle Ülkü Ocakları, Alperen Ocakları ve SADAT eliyle örgütlenmiş bir takım yapılanmalar devletin dışındaki bir takım silahlı gruplar özgürce sosyal medyadan kendilerini ifade ederek korku salmaya çalışıyorlar. Açıkça insanları televizyon yayınlarında öldürmekle, asmakla, kesmekle tehdit edebiliyorlar ve onlara hiçbir şey olmuyor. Şiddetin devlet eliyle bu kadar meşrulaştırıldığı bir dönemde dilerim kayıp etme politikası yeniden ağırlığını hissettirmez ama böyle bir tehlikenin varlığını düşünüyorum” dedi.

BM’nin sözleşmesi imzalanmıyor

 Gözaltında kayıp etme, yok etme ve korkutma politikasının bir devlet politikası olduğunu vurgulayan Keskin, şöyle devam etti: “Devlet politikası olduğu için de Türkiye Cumhuriyeti, Birleşmiş Milletler (BM)  Gözaltında Kayıp Etmelere Karşı Sözleşmeye imza atmadı. Bu imzayı atsa zaman aşımı işlemeyecek. Türkiye zaman aşımı uyguluyor ve 20 yıl sonra bu dosyaların hepsi ortadan kaldırılıyor. Bu politika, bir korkutma politikası olarak da sürüyor.”

Cumartesi Anneleri

İHD’de yapılan toplantılar sonucunda Cumartesi Anneleri olarak bir oluşum ortaya çıktığını; 1995’ten beri Cumartesi Anneleri’nin bu coğrafyanın en meşru sivil itaatsizlik eylemi olarak kabul edildiğini anımsatan Keskin, ”Şimdi o beyaz Torosların bütün şoförleri AKP’nin yanındalar. Yani devletin içinde derin devlet-AKP uzlaşmasına gidildi. Tayyip Erdoğan Cumartesi Anneleri’ni kabul etti, hatta Berfo Ana’ya söz verdi ama sözler tutulmadı. O dönemin bütün aktörleri şu anda iktidarın yanında yer alıyor. Tüm engellemelere rağmen bu mücadele bence çok başarıya ulaştı. Çünkü bizim coğrafyamızdaki kayıplar gerçeğini bütün dünyaya duyurduk” şeklinde konuştu.   

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.