Kürtlüğü sahiplenmek

Abdullah ÖCALAN Haberleri —

  • Olgusu ve sorunları, tarihsel ve kapsamlı olan Kürtlüğü sahiplenmek, bir dağın yükünü omuzlamak gibidir. PKK ve varyasyonlarını yükü omuzlama gereğiyle aracı kıldık.

* ABDULLAH ÖCALAN

İlk çağlarda Sümer, Asur, Arami, Pers ve Helen etkileri kent ve yazılı kültür eserlerine damgasını vururken, Orta Çağ'da Arapça ve Farsça dil ve kültürlerinde iz bırakmıştır. Birçok aydın, devlet adamı ve komutan, bu komşu dil ve kültürlerle rol oynamışlardır. Kürtçenin çok eski bir kökeni ve kültürel temeli olmakla birlikte, sınırlı ölçüde yazı dili olması ve devlet dili haline gelememesi, gelişme ve belge bırakmasını önlemiştir. Buna rağmen Kürt kültürü, dolaylı yollardan, yaşayan etnik varlığından ve tarihsel kalıntılardan günümüze kadar varlığını yansıtabilmiştir.

Tarım ve hayvancılık dili olması, benzer yaşam düzeninde olanların kökenini de teşkil etmekte etkili olmaktadır. Farklılaşarak Hurrilerin belirginlik kazanmasında da temel rol oynamıştır. Hint-Avrupa dil gruplarının güçlü olması, dayandıkları temelin binlerce yıl tarımsal devrimi oluşturmuş olmasından ileri gelmektedir. Böylesi bir dil kökeni olmasaydı, geniş coğrafyadaki temel kelimelerin izahı mümkün olamazdı.

Kürdistan’dan yayılmayı fiziki değil, kültürel olarak düşünmek gerekir. Tahminen 6 bin yıl önce aşiret oluşumu tam belirginlik kazanmıştır. Kürt aşiretlerinin dağ kökenli olanlarında kullanılan bazı kelimelere Hurrilerde rastlanmaktadır. Hatta tüm Hint-Avrupa dil gruplarında kullanılan murd=ölüm, jin=kadın, yaşam, ra=güneş, star=yıldız gibi çok eskiden kalma kelimeler de bu gerçekliği yansıtmaktadır. Tanrılar ve mitolojik düzen arasındaki benzerlik de dikkat çekicidir.

Kürt dili ve kültürü, kuvvetle muhtemeldir ki (birçok arkeolog bu görüşü paylaşmakta) Zagros-Toros eteklerinde neolitik devrimi ilk başlatan dil ve kültür olarak zamanla tüm Hint-Avrupa kökenli dil ve kültürlerin temelini teşkil etmiştir. M.Ö 9000’lerden itibaren Hint-Avrupa coğrafyasına doğru fiziksel olmaktan çok kültürel olarak yayıldığı tahmin edilmektedir. Kendi oluşumunu ise M.Ö 15.000-10.000 yıllarına götürebiliriz. 4. buzul döneminden çıkışla (M.Ö 20.000-15.000) birlikte alanın en otokton kültürü ve dili olarak şekillenmesi kuvvetle muhtemeldir. Kürt etnisitesi, M.Ö 6000’lerde iyice ayırt edilmektedir. İlk defa Hurriler adıyla (M.Ö 3000-2000 arasında) tarih sahnesine çıktıklarını görmekteyiz. (…)

   Kürdistan Aramice, Ermenice, Süryanice, Farsça, Arapça ve Kürtçeyi, en son Türkçeyi yaşamış bir kültür derinliğine sahiptir. Kürtler, Komagene halkı olarak göçerliğin, köylülüğün sözlü dili olarak Kürtçe lehçelerini kullanmaktadır. Yazılı kaynakları sınırlıdır ama hiç olmadığı anlamına gelmez. Özellikle Mitannilerin başkenti Waşukkani’de (bugünkü Suriye-Türkiye sınırındaki Serêkaniyê ve Amûdê kentleri) bulunan çok sayıda yazılı belge, M.Ö 1500’lerde proto-Kürtçenin yazı dili olarak kullanıldığını göstermektedir.

İslamiyet ile birlikte

Arapçanın hakimiyeti, Kürdistan’da çok etkili olmuştur. Özellikle mele/din alimi tabakasının Arapçayı ibadet dili olarak kullanma gereği bunda temel rol oynar. Ayrıca Arap yaşam tarzına özenti şehirlerde hakim olur. Kılık kıyafetten tutalım, şecere-soy belirlemeye kadar Arap gibi olmak moda değeri kazanır. Herkesin hanedanlık öykülerinde bir Arap kulpu takmak usulden sayılır. Eğitim, öğretim, moda, siyaset, diplomasi, sanat, bilim alanındaki hakimiyet, Farsça gibi güçlü bir devlet deneyimi olan dil üzerinde bile etkilidir. Yarı yarıya Arapçanın istilasına uğrar. Tüm Ortadoğulular, Arap isim ve lakaplarını takar. Bu üstünlük, ulus-devletlerin ve ulus bilincinin gelişmesine kadar yoğunca devam eder.

Kapitalizm ile birlikte

Kapitalist sistemin yaygınlaşması, ulus-devletin biçimlenmesi, Kürt kültürü ve dili üzerindeki asimilasyon sürecini daha da yoğunlaştırdı. Arapça ve Farsça baskısına, Türkçenin yükselen baskısı da eklendi. İlk ve ortaçağlarda etnisite bünyesinde varlığını koruyan Kürt dili ve kültürü, bilim ve tekniğin artan olanaklarını resmi dil ve kültür olarak kullanan üç hâkim dil ve kültürün etkisi altında iyice ezildi, eritildi. Orta Çağ'da bile birçok edebi eser (Ehmedê Xanî, Mem û Zîn gibi) veren Kürt dili ve kültüründe siyasi baskının da etkisi ile gittikçe daralma yaşandı. Kürtlük, dil ve kültür olarak kuşkulu hale dönüştürüldü. Suç konusu oldu. Giderek Kürt olmak kriminalize edildi. Burjuvazinin suç-hapishane pratiğinin en aşırı bir biçimi ile karşı karşıya kalındı. Kürt olgusu ve ona dayalı sorunsallık, en tehlikeli suçlar kategorisine sokuldu. Her üç ulus-devlette dil ve kültürü aşan, tüm varlığı üzerinde bir eritme, uzaklaştırma, hakim dil ve kültüre bağlama kampanyası bütün şiddetiyle yürütüldü. Kürtçe ana dil eğitimi dahil, tüm eğitim okullarına kavuşma yasaklandı. Kürt ve Kürtçe her bakımdan modernizm kapsamı dışına çıkarıldı. En basit Kürtçe müzik, gazete, kitap yayını ‘Kürtçülük’ sayılarak siyasi suç kapsamına alındı. (…)

Kapitalizmin üçüncü küreselleşme hamlesi, yerelliğin yükselen değer haline gelmesi, teknolojinin (radyo, TV) dil yasaklarını anlamsız kılması, yurt dışı faaliyet imkanları, Kürt ve Kürtçenin biraz alan bulmasına, kendine gelmesine katkıda bulundu. Tabii bu olgunun temelinde çağdaş direniş gerçeğinin de belirleyici bir etkisi oldu. Ulusal demokratik direniş, beraberinde Kürt kimliğini, dil ve kültürünü, kendine güveni getirdi. Asimilasyonu yaratan iktidar zoru karşısında savunmacı direniş, ulusal dil ve kültürün yeniden doğuşuna ebelik etti. (…)

Toplumsal yüklerin ağırlığı

Kürtler, tarihsel ve toplumsal gerçekliklerine de uygun olarak, demokratik ulus inşacılığına güçlü bir biçimde yönelmiştir. Zaten inanmadıkları ve etkisine de zoraki olarak girdikleri ulus-devlet tanrısından zihnen kurtulmakla kaybetmemişler; ağır bir yükten, hem de kendilerini imhanın eşiğine getiren bir yükten kurtulmuşlardır. Buna karşı demokratik ulus olma imkânını kazanmışlardır. Kıymeti ne denli bilinirse o denli değerli olan bir kazanımdır bu. (…)

Olgusu ve sorunları, böylesine tarihsel ve kapsamlı olan Kürtlüğü sahiplenmek, bir dağın yükünü omuzlamak gibi bir şeydir. PKK ve varyasyonlarını yükü omuzlama gereğiyle aracı kıldık. Toplumsal yükler kolay sırtlanmaz. Hele bu yükler soykırım kıskacındaysa aracı ve kurtuluşçu çabaların sahiplerinin ne denli riskli yaşayacakları da anlaşılır. PKK ve türevleri, hem sorunlu bir olgu olarak Kürt yerelliğini hem de aynı sorunlu olgunun evrensellikteki karşılığının ne olduğunu hakikat olarak ifade etmektedir. Kendilerini Kürt hakikatinin başlıca sözcüsü ve eylemcisi olarak ilan etmektedirler. Artık Kürt olgusu ve hakikatinin ifadesi olarak PKK ve türevleri böylece diyalektik bir yolculuğa başlamış olmaktadır. Olgu-bilinç (hakikat) gerçeklik kazanınca, diyalektik oluşum dediğimiz süreç veya kurtuluş hareketinin kendisi ortaya çıkar.

* Abdullah Öcalan Sosyal Bilim Akademisi tarafından derlendi.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.