Mala Kurdan’dan Ahmet Kaya Kültür Merkezine

Dosya Haberleri —

2 Şubat 2021 Salı - 23:00

  • Kürt örgütlenmesinin Paris’teki ilk adımı, 70’lerin sonunda kurulan Mala Kurdan’dı. O günlerde Kürtleri tanıyanların sayısı çok azdı, Kürdistan’ın nerede olduğunu bilenin sayısı bile bir elin parmaklarını geçmiyordu. 40 yılı aşkın mücadele, sayısız eylem, dokunulan on binlerce insanla durum değişti: Kürtleri artık herkes tanıyor, mücadeleyi farklı halklardan insanlar destekliyor ve ‘Mala Kurdan’ bugün akademileşmeyi tartışıyor.

BARIŞ BALSEÇER

 

Fransa’nın başkenti Paris’te Kürtlerin bir araya geldiği kurumların tarihi, 1970’li yılların sonlarına uzanıyor. Paris’te kurulan ilk Kürt kurumunun adı Mala Kurdan. Kurumsallaşma süreci daha sonra Kürdistan İşçiler Birliği, Kürdistan Yurtsever Gençlik Dernekleri, Kürdistan Kültür Merkezleri ve en son ise Ahmet Kaya Kültür Merkezi olarak devam ediyor.

Paris’in 10. Bölgesinde yer alan Ahmet Kaya Kültür Merkezi, sanatsal ve kültürel çalışmaları esas alarak bir kültür-sanat akademisine dönüştü. Planlama dahilinde Mezopotamya Demokratik Kültür Sanat Hareketi’nin (TEV-ÇAND) devraldığı merkez şimdiden Kürtlerin uğrak yerine dönüşmüş durumda. Ayrıca TEV-ÇAND tarafından akademinin tüzüğü de hazırlandı. Yasal prosedürlerin sona ermesiyle Ahmet Kaya Kültür Merkezi, kültür-sanatın ve siyasi çalışmaların önemli adreslerinden birisi olacak.

Peki bugünlere gelinene kadar Kürtler, Paris’te nasıl örgütlendi, şimdi ne yapıyorlar? Bu soruyu, bu tarihe emekçilik ve tanıklık edenlere sorduk.

 

Dernekte işçiler ve öğrenciler

Kürtlerin Paris’teki dernekleşme sürecini en iyi bilenlerden biri Hasan Dersimi. Soyadından da anlaşılacağı gibi Dersimli olan Hasan Dersimi, siyasi nedenlerden dolayı 1978 yılının Ağustos ayında memleketinden ayrılmak zorunda kalmış. İlkin Almanya’ya, bir yıl sonra ise Paris’e yerleşen Dersimi, Kürtlerin kurumsal çalışmalarının tümünün içerisinde yer almış. 70’li yıllarda Paris’e göç etmiş dört parça Kürdistan’dan Kürtlerin farklı ideolojik düşüncelere sahip olsalar da bir araya gelebilmek için Mala Kurdan adıyla ilk derneklerini açtığını belirten Dersimi, derneklerde öğrenci ve işçilerin bir arada olduğunu söylüyor.

Mala Kurdan’ın ilk kongresinde de Kürdistan İşçi ve Öğrenci Birliği kurulur. Dersimi bu birlik önerisinin kendisinden geldiğini belirterek, “Onlar entelektüel, ben ise işçiydim. Bu birlik önemliydi” diyor.

Ahmet Kaya’nın vasiyeti

Kürdistan’da büyük bir direnişin ortaya çıkardığı bu ilk yıllarda Mala Kurdan’da henüz Kürdistan Özgürlük Hareketi’nden kimsenin olmadığını ifade eden Hasan Dersimi, “PKK’li arkadaşlar 79-80 arasında geldiler. İdeolojik tartışmalarla beraber ayrışmalar da başladı. Arkadaşlar aynı bölgede bir binanın 5’inci katında yer bulup kurum açtılar. Herkes oraya geçti” diyor.

İlk derneklerin açıldığı bölgenin şu an Ahmet Kaya Kültür Merkezinin de yer aldığı Paris 10. Bölge olduğunu belirten Hasan Dersimi, Ahmet Kaya’nın vefatının bir yıl sonrasında gerçekleşen kongreyle derneğin isminin Ahmet Kaya Kültür Merkezine dönüştüğünü söylüyor. Hasan Dersimi, “Çünkü Ahmet Kaya hayattayken bir kültür merkezi kurmayı planlamıştı. Onun anısına birinci kongrede buranın ismi Ahmet Kaya Kültür Merkezine dönüştürüldü” diye anlatıyor.

Hasan Dersimi, “Yılmaz Güney’i, Cigerxwîn’i, Noureddine Zaza’yı, nükleer fizikçi Kendal Nezan’ı, Prof. Dr. İsmet Şerif Vanlı’yı, Sakine Cansız’ı gördüm” diyerek bir hafızayı tazeliyor ve devam ediyor: “Elbette hepsi değerliydi ama PKK öncesi beni en çok etkileyen kişi İsmet Şerif Vanlı’ydı. Kürdi kimliğini çok iyi yansıtan birisiydi. Avrupalılara benzememekte direnen nadir kişilerdendi. PKK’li arkadaşların duruşundaki Kürdilik beni de onlarla çalışmaya sevk etti.”

 

Kimse Kürtleri tanımazken...

Dersimi, kurumların o dönemki önemini ise şöyle ifade ediyor: “Fransa’ya geldiğimizde bizimle aynı coğrafyada yaşayan Araplara bile ‘Kürdüz’ desek “Nerede yaşıyorsunuz?” diyorlardı. Kürtleri kimse tanımıyordu. Devletsiz bir halktık ve ancak mücadele ile sesimizi duyurabilirdik.”

Bu çalışmalara elbette her yerde olduğu gibi devlet baskısı da eşlik etmiş. Hasan Dersimi’nin de oturumuna 8 yıla yakın bir süre boyunca el konulmuş, bu 8 yıl boyunca her hafta gidip imza vermek zorunda bırakılmış. Dersimi, “Onlara göre suçum sokakların huzurunu bozmakmış” diyor ve ekliyor: “Oysa ben ezilen, yok sayılan bir halkın bireyiydim. Halkımın sesi olmak zorundaydım ve bu benim demokratik hakkımdı da. Mücadele etmek elbette her yerde zordur ama mücadele edilmeden de kazanımlar elde edilemez. Bu zorlu mücadeleyle elde edilen birçok kazanım var.”

 

‘Mücadele beni genç tuttu’

Örgütlendikçe daha fazla eylem yapmaya başladıklarını ve bu eylemler sayesinde Fransızların da Kürtleri tanımaya başladığını belirten Dersimi, bugün Fransız halkının önemli bir bölümünün Kürtleri tanıdığını ve Kürt mücadelesini desteklediğini söylüyor. Dersimi’ye göre dernekleşmenin en büyük getirisi, diplomatik tanınma olanakları ve Kürtlerin uluslararası platformlarda görünür olması olmuş.

Dersimi, bir yandan geçinmek için çalışmaya da devam etmiş elbette. 34 yıl boyunca bir sendikanın gece bekçiliğini yapan, gündüzlerini ise dernekte geçiren Dersimi, “Ailemi düşünmedim, çünkü diyordum ki, benim ailem halkımdır. 61 yaşındayım, bu mücadele beni genç tuttu” diyor.

 

Yeni nesle nasıl ulaşılır?

“Elbette kurumlarımızın halkımızın taleplerini yerine getirme noktasında eksiklikleri vardır” diyen Dersimi, bunun en önemli sebebinin ise Kürdistan’ın savaş gerçekliği olduğunu ifade ediyor. Dersimi, çalışmalarda bugün gördüğü eksikleri şöyle sıralıyor: “Bizim kuşağın eksiklikleri de bulunuyor çünkü yeni nesile yer açamıyoruz. Avrupa’da yeterince kültür kadrosu da yaratamadık. Başka toplumların, halkların etkinliklerine katılmak, dayanışma içerisinde bulunmak noktasında eksikliklerimiz var. Oysa ezilenlerin her zaman dayanışma içerisinde bulunması gerekiyor.”

“Geriye dönüp baktığımda çocuklarımızı bu mücadeleye katıp katmadığımıza bakamadık” diyen Dersimi, ekliyor: “Fransa’da yaşıyoruz, çocuklarımız Fransız okullarında eğitim alıyor. O eğitimin yanında derneklerimizde çocuklarımıza eğitimler veremedik. Dilimizi, tarihimizi öğretemedik. Oysa Önderlik yıllarca eğitim merkezlerinin kurulmasını, akademik çalışmaların yapılmasını söyledi.”

Ahmet Kaya Kültür Merkezindeki çalışmaların artık TEV-ÇAND öncülüğünde yürütülmesinden büyük mutluluk duyduğunu belirten Dersimi, “Yeni neslin çağı, internet, teknoloji çağı. Mücadelenin yeni alanlarından biri budur artık. Ben 61 yaşındayım ve benim için mücadele hala pankart tutmaktan ibaret ama yeni araçları kullanarak yeni mücadele alanları oluşturmak ise yeni neslin işi” diyor.

 

‘Bir gün gelmesem boşluk hissediyorum’

Saniye Tunç ise TEV-ÇAND’da tiyatro çalışmaları yürütüyor. Yaklaşık 15 yıl önce Fransa’ya yerleşen Tunç, İstanbul’dayken Mezopotamya Kültür Merkezinde (MKM) çalışmalar yürütmüş. Örgütlü bir birey olarak Fransa’ya geldiği anda kurumlarla iletişime geçtiğini söyleyen Saniye Tunç, başta uyum sorunları yaşadığını belirtip ekliyor: “Sanırım sanatın ve kültürel çalışmaların yansımadığı komellerimizde statüko da gelişiyor.”

“Kurumlar olmazsa olmazımız” diyen Tunç, bunun nedenini ise şöyle açıklıyor: “Burada kendi renklerimizle bir arada durabiliyoruz. Komele bir gün gelmediğimde bile bir boşluk hissediyorum. Arkadaşlarla bir gün bile bir araya gelmezsem yüreğimin üşüdüğünü hissediyorum.”

 

Kürtçe üretiyoruz

Tunç, merkezde bir buçuk yıldır düzenli olarak Kürtçe ve Fransızca derslerinin verildiği, govend derslerinin de yıllardır devam ettiği ve 45 kişilik bir govend ekibi kurdukları bilgisini veriyor. Tiyatro derslerine de başladıklarını ve beş kişilik bir tiyatro grubu kurduklarını anlatan Tunç, ayrıca iki müzik gruplarının da olduğunu söylüyor. Tunç’a göre bu çalışmalar, gençlerin merkeze olan ilgisini de artırmış durumda. Tunç, sanat üzerinden gençlerle ortak bir dil yakaladıklarını, derslerin dilinin Kürtçe olmasının da gençlerde başka bir güçlü bağ geliştirdiğini söylüyor: “Dil üretimde kullanılmadığında bir hafıza oluşturmuyor. Biz Kürtçe üretiyoruz ve bu dili kalıcı kılıyor.”

Eksiklerini de giderip kurumu güçlendirmeyi esas aldıklarını belirten Tunç, “Bu kurum bir tarihi barındırıyor. Onlarca yoldaşımızın emeği var burada. Onlarcasının ayak izleri duruyor. Sakine Cansızların, Fidan Doğanların nefesi hala burada. Buna layık olmamız gerekiyor” diyor.

 

‘Örgütlü olmanın önemini burada anladım’

 

Yaklaşık bir yıl önce Van’dan Paris’e gelen TEV-ÇAND sanatçılarından Deniz Yavuncu da merkezin çalışmalarını yürütenlerden. Örgütlü bir birey olarak Paris’e gelir gelmez kurumla iletişime geçtiğini belirten Yavuncu, “Açıkçası örgütlü olmanın önemini diasporada daha iyi anladım” diyor. “Üretememek beni boşluğa sürükler” diyen Yavuncu, devam ediyor: “Öte yandan ezilen bir halkın bireyiyim, bunun sorumluluğunu taşıyorum. Dolayısıyla kurumlarla iletişime geçmek her açıdan önemli bir zorunluluktu benim için.”

Kültür sanat alanında büyük bir boşluk olduğunu düşünen Yavuncu, bunu aşmak için tek tek kurslar da değil, bir akademi açabilmek gerektiğini söylüyor. Bu çalışmanın önemini ise Yavuncu, şu sözlerle anlatıyor: “Sistem dilimizi, kültürümüzü yasaklıyor ya da içini boşaltmaya çalışıyor. Bugün işgal altında olan Efrîn’de de bunu görüyoruz, Kuzey Kürdistan’da da. Kültür, sanat, edebiyat, bir halkın tarihsel hafızası ve kimliğidir. Düşman onu yok etmeye çalışıyor. Dili yasak olan bir halkız ve dil, dengbejlerin stranlarıyla, govendlerimizle, masallarımızla bugüne kadar taşındı. Şimdi sıra bizde. Bizler de gelecek nesile bu kültürü akademik çalışmalarla taşımak zorundayız. Asimilasyona karşı köprü vazifesi görüyoruz.”

 

‘Komelsizlik derin yalnızlığa sürükleyebilir’

Ronahi Çiçeklidal, TEV-ÇAND’ın müzik grubunda yer alan 23 yaşındaki genç bir Kürt kadını. İstanbul’dan 9 yaşında Fransa’ya gelmiş. Marsilya’da Hukuk Fakültesinden mezun olduktan sonra yaklaşık 3 ay önce Paris’e yerleşmiş.

Çiçeklidal, komellerin önemini şöyle anlatıyor: “İstanbul’a veya Kürdistan’daki akrabalarımın yanına gidince beni yabancı görüyorlar. Burada da yabancıyım. Kendimi ait hissettiğim tek yer komeller oluyor her zaman. Burada kimse beni yabancı olarak görmüyor. Bu açıdan komeller biz gençler için önemli. Komel ülkem benim.”

 

‘Hep bir eksiklik…’

Kimlik arayışının birkaç yıl önceye kadar daha da derinleştiğini söyleyen Ronahî, “Anadilim Kürtçeyi bile yeterince bilmediğimi fark ettim” diyor ama Fransızcada da, dili akademik düzeyde iyi kullanmasına rağmen, hep bir eksiklik hissediyor. Komelde Kürtçesini geliştirdikten sonra ise kendini iyi hissetmeye başlıyor.

Ronahî, devam ediyor: “Biz çok parçaya bölünmüş bir halkız. Buna bir de mülteciliğimiz ekleniyor. Fransızlarla temas kurmak da bizim için çok zor. Dolayısıyla da komeller ve orada kurulan bağlar da olmasa bunaltıcı bir yalnızlığa sürüklenme olasılığı çok yüksek. Hatta kaybolmak, içten bile değil.”

TEV-ÇAND’da erbane çalan Ronahî, Paris’teki bütün gençleri de bu çalışmalara davet ediyor.

 

 

‘Kültürünü unutan arafta yaşar’

Merkezdeki bir başka genç, Zelal Allak. TEV-ÇAND’a bağlı bir müzik grubunda keman çalan Allak, “Hafızasını, kültürünü unutmuş bir gençlik burada arafta yaşar” diyor.

Paris’te okuyan çok fazla Kürt genci olduğunu söyleyen Allak, devam ediyor: “Ama toplumsallaşamamış bir gençlik, diyebilirim. Çoğunluğu Fransa gibi ülkelerdeki bireysel yaşamı baz alarak yaşıyor. Bu gençlerle iletişim kurmamız gerekiyor. Elbette savaş gerçekliğimizi göz ardı etmiyorum ama sadece bu gerçeklik üzerinden ilişki kurulduğunda maalesef çoğu genç sürecin dışında kalmayı tercih ediyor. Bu gençlik toplumsal bir kimlik edinebilmiş, kendini topluma eklemleyebilmiş değil.”

Kültür sanat çalışmalarının bu gençlere ulaşmak için etkili olabileceğini düşünen Allak’a göre yeni araçlar geliştirmek şart ve akademileşme bu sürecin yanıtı olabilir.

 

‘Dönüşüm gerekiyor’

Paris Halk Meclisleri Eşbaşkanı Necmettin Demiralp ise 21 yıldır Avrupa’da yaşıyor. 65 yaşında olan Demiralp, Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya’da toplamda 2 yıl kaldıktan sonra Fransa’ya gelmiş. Geldiği gibi Paris’teki Kürt derneği ile iletişime geçen Necmettin Demiralp, 80’lerden önce Kürt halkının verdiği mücadelenin içerisinde yer alan biri olarak nereye gittiyse halkıyla yan yana gelmeyi ve birlikte mücadele etmeyi esas alan biri. Demiralp, “Mülteci olmamın nedeni de bu mücadelede yer almamdır” diyor.

Avrupa ülkelerinin kısmi de olsa demokratik değerleri baz aldığını, dolayısıyla Kürt halkının legal alanlarda mücadele etmesinin temel zemininin bulunduğunu ifade eden Demiralp, bu anlamda diasporadaki Kürtlerin kurumlarla iletişime geçmesinin önemli olduğunu belirtiyor.

“Elbette burada yeni bir yaşam kurulması gerekiyor. Zaman içerisinde kurumlarla iletişim halinde olan insanlar mecburiyetler söz konusu olup çalışmaya başlıyorlar. Sistemin çarkları içerisinde eriyip giden yüzlerce insan söz konusu” diyen Necmettin Demiralp, ayrıca Kürt halkının bir savaş gerçekliğinin olduğunu belirtiyor. Demiralp ekliyor: “Kırk yılı aşan bir mücadele ve insanlarımız sürekli bu mücadeleyi yürütüyor. Biriken yorgunluk, insanları kendi hayatlarını devam ettirmede başka arayışlara da yönlendiriyor. Bu gerçeklikleri göz ardı etmemek gerektiğini düşünüyorum.”

Paris’in büyük bir kent olduğunu ifade eden Demiralp, mültecilerin kentin merkezinde değil kenar semtlerde yaşamak zorunda kaldığına, doğal olarak gelişen bu durumların giderek toplumu birbirinden uzaklaştırdığına dikkat çekiyor. Demiralp, “İnsanlarımız mücadeleye bağlı ama mücadele etrafında birikmekte, mücadele ile ilişkilenmekte bu faktörlerin etkilerini de görebiliyoruz” diyor.

 

‘Dönüşmezsek kaybederiz’

Değişen hayat koşullarını göz önünde bulundurarak kurumların yapılanmasını tekrar ele almak gerektiğini ifade eden Demiralp, gelişen iletişim araçlarını aktif şekilde kullanıp insanların ihtiyaçlarına yönelik çözümler üreterek toplumu bir araya yeniden getirmenin mümkün olduğunu dile getiriyor. Demiralp, “Bana göre bunları yapamazsak insanlarımızın çoğunu kaybetmemiz içten bile değil” diyerek kaygısını dile getiriyor.

Kürt Özgürlük Hareketi’nin Kürt halkını önemli yerlere getirdiğinin altını çizen Demiralp, devam ediyor: “Ama mevcut anlayışla komelleri ileri taşımamız mümkün değil.” Bir dönüşümün gerekli olduğunu belirten Demiralp’in çözüm önerisi, derneklerin eğitim merkezlerine, sosyal, siyasal ve kültürel merkezlere dönüştürülmesi. Kürtlerin Avrupa’da halen Kürtçe eğitim alma olanaklarının da kısıtlı olduğuna dikkat çeken Demiralp, bu konuda derneklerin rol oynaması, halkın da daha talepkar olması gerektiğini söylüyor.

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.