Ne yapma (ma) lı?

Sezai TEMELLİ yazdı —

1 Aralık 2021 Çarşamba - 23:30

  • Kimin Cumhurbaşkanı olacağı konusunda tüm enerjisini tüketenlerin, ittifak taktikleriyle siyaseti bloke edenlerin Türkiye ve Ortadoğu halklarına karşı vebali büyük olacaktır.

Tükenmiş bir iktidarın ömrü neden hala sonlanmıyor? Yanıtı merakla aranan soru bu olsa gerek…

Yaşadığımız bu büyük çöküşü bugün sadece ekonomik krizle izah etmek mümkün değil. Küresel sistemin yaşadığı ekonomik krizle ‘Türkiye Krizi’nin ayrışmasını bu çöküş halinde aramamız gerekiyor.

Küresel sistemin krizde olduğu bir gerçek. Bu krizin Türkiye üzerinde etkileri de doğal olarak söz konusu. Ama bundan öte Türkiye krizi küresel krizden iktidar blokunun tercihleri özelinde ayrışmakta, kriz adeta büyük bir çöküşe dönüşmektedir.

Türkiye krizi bu anlamıyla öncelikle politik bir krizdir ve bu krizin çözümü de kuşkusuz politik mücadele ile mümkün olacaktır.

Son yedi yıllık dönemde tarihsel vesayet rejiminin şefçi otoriter bir sistem içinde restore edilme sürecini yaşadık.

Bu sürecin dayandığı iki belirgin politik hat vardı. Biri Kürt düşmanlığı ekseninde savaş politikaları ve bu politikalara dayalı yeni sermaye yapılanması, diğeri de rant odaklı aşırı emek ve doğa sömürüsüne dayalı ekonomik çevrim.

İkincisi aynı zamanda politik olarak yoksulluğun yönetilmesi, sınıfın baskılanmasıydı. Her iki hattın ancak faşizmin kurumsallaşmasıyla ayakta duracağını artık hepimiz biliyoruz.

Tecridden OHAL’e, Kayyumlardan siyasi kumpas davalarına kadar tüm devlet aygıtlarıyla demokratik siyaseti tasfiye etme peşinde olan iktidar, 2023 hedefi koduyla hala bu çarpık toplum mühendisliğini sürdürme peşinde.

Evdeki hesabın çarşıya uymama hali olarak ortaya çıkan bu çoklu kriz döngüsü, beraberinde giderek derinleşen ekonomik buhran yaratmaya devam ediyor.

Faiz, döviz kurları ve enflasyon tartışmaları özelinde kendisini gösteren kriz göstergeleri aslında siyasi krizin tezahüründen başka bir şey değil.

Küresel sistemde en riskli ülke konumunda olan Türkiye’nin hala zırva ekonomi politikalarıyla boğuştuğunu izliyoruz.

“Faiz neden enflasyon sonuçtur”, “ekonomik kurtuluş savaşı” gibi her kelamı akıl dışılık taşıyan bir ekonomi söylemi sistemin kendi bekası adına yarattığı rasyonalitesidir ve son MGK kararlarıyla bu durum kendisini teşhir etmiştir.

Oysa bugün tüm kriz dinamiklerini ekonomiye indirgeyen ve krizden çıkış reçetesi üretmekle kendi ufkunu sınırlayan toplumsal ve siyasi muhalefet politik krizin aşılmasına yönelik bir hamle maalesef geliştirememektedir.

İktidarın dayattığı söylem döngüsü içinde krizden çıkış reçetesini ekonomik yol göstericilikte arayan bu anlayış siyasi ve toplumsal krize bir çözüm getiremediği gibi, sürecin sonlanmasını da geciktirmekte, iktidarın bekası adına olası riskleri yükseltmektedir.

Asgari ücretin ne kadar olacağını, kurların düşmesi için ne yapılacağını, Merkez Bankasının rasyonel faiz politikasının ne olacağını tartışmak, burjuva siyasetinin sınırlarına sıkışan bir muhalefet anlayışını yeniden üretmekten öteye geçemiyor.

Burjuva siyasetinin temel referansı olan birikim sürecini çözümlemeksizin iktidar değişiminin ve sistem dönüşümünün yaratılması pek mümkün olmasa gerek.

Halbuki içinden geçtiğimiz süreç tarihsel olarak önemli olanakları yaratmaya devam ediyor. Krizin elverişliliğinden hareketle faşizme karşı bütünlüklü bir mücadelenin örgütlenmesi, büyük bir dönüşümün kapısının aralanması adına toplumsal ve siyasi muhalefetin cesaretle inisiyatif alması zamanlarındayız.

Her türlü hukuksuzluğun, zorbalığın, şiddet ve baskının hâkim olduğu bir dönemde ne yapmalı sorusunun yanıtını üretmek yerine, adeta ne yapmamalı listesini oluşturmak gaflete işaret etmektedir.

Kimin Cumhurbaşkanı olacağı konusunda tüm enerjisini tüketenlerin, ittifak taktikleriyle siyaseti bloke edenlerin Türkiye ve Ortadoğu halklarına karşı vebali büyük olacaktır.

Oysa direnişi büyütmek, yaygınlaştırmak, tüm toplumun mutabakatını sağlayacak bir toplumsal grevi örgütleme zamanıdır.

Toplumsal üretimden gelen gücüyle vesayet rejimine ve faşist sisteme karşı dönüşümü sağlamanın ilk adımı direnişin ortaklaşmasından geçmektedir. Toplumsal genel grev bu ortaklaşmayı sağlayacak en önemli adım olarak görülmektedir.

Bu bir türlü hayata geçirilemeyen demokrasi ittifakının da önünü açacaktır. İttifak pazarlıkçı koalisyon aklıyla değil, yeni bir kurucu aklın izinde biçimlenmek zorundadır. Direniş ve mücadele yol göstericidir…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.