Ölü uykusundan uyanılıyor

HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu: Ben bu yürüyüşte toplumsal muhalefet potansiyelinin vekilin önüne geçtiğini anladım. Benim için önemli olan buydu. Biz egemenlerin diliyle konuşmak ve onların dediği yerden kavramı izah etmek durumunda değiliz. Onların şiddet diye tarif ettiği şey ezilenlerin direnme hakkıdır. Şiddetle araya mesafe koy dedikleri, ezilenlerin teslimiyetidir. Çünkü bu kavram sadece Kürt sorunuyla alakalı değildir. Köylü toprağını savunduğunda karşısında jandarmanın dipçiğini görüyor. SOMA’daki işçi Ankara’ya yürümeye kalktığında karşısında polisi görüyor. Yuvo işçileri fabrikada eylem yapmaya kalktığında karşısında terörle mücadele polisini görüyor. Bir kadın hakkını aramaya çalışsa devletin zorunu görüyor. Biz zora karşı direnmeyi meşru görüyoruz. Kadını katleden katil erkekle mesafeliyiz. İşçiden yanında, patronla mesafeliyiz. Devletin zoru karşısında halktan yanayız, devletle mesafeliyiz. Savaşın tarafı devlet, saldırının kaynağı iktidar ve bize ‘şiddetle aranıza mesafe koymuyorsunuz’ diyor. Bize bunu söyleyenlerin yapması gereken ilk iş kendi şiddet aygıtlarını geri çekmeleridir. Şiddetsiz bir ortam arayanların yapacağı ilk iş, direnenlerle oturup, imkan ve olanaklarını görüşmeye açmalarıdır. Bu iktidarın sermaye yanlısı, sömürgeci, erkek baskıcı karakteri ülkedeki sorunların ana kaynağıdır. Bu karakter değişmediği sürece tekil mücadelelerinin şansı da yoktur.  Bizim için yürüyüş, fiziksel eylemden öte uzun soluklu bir hareketin başlangıç adımıdır. Bu baskı düzeninin sonlanmasına kadar da yürüteceğiz. Ülkeyi hapishaneye çevirdiler. Bu hapishanenin duvarlarını yıkmak için yürümeye başladık, yıktığımız gün de yürüyüş son erecek. Karşı koymaya başladık ve gerisini getireceğiz. Toplumsal muhalefet ölü uykusundan uyanıyor.

İki ülke gerçekliğini kavradım

HDP Merkez Yürütme Kurulu (HDP) MYK Üyesi Veli Saçılık : Onların jetleri, panzerleri var ve burada gerçekten halk var. AKP devlet, HDP halk. Arada bu net çizgi vardı. Kürt illerinde AKP sadece devlettir. Eskiden şöyle düşünürdüm; devletin Kürt sorununa yaklaşımı teorik olarak işgalciliktir. Şimdi pratik olarak, siyasal bir işgalcilikten ziyade silahla var olabilen ve hiçbir meşrutiyet alanı yaratamayan iki ülke gerçekliği biçiminde kavramaya başladım. Daha net oturdu. Normalde yüz yıl yönetmiş bir devletin çok daha köklü izler bırakmış olması gerekirken tamamen toplumdan yabancılaşmış bir yapı görüyorsunuz. Kendisini asker, polis ve memur olarak konumlandırmış ve halktan soyutlanmış, yabancılaşmış ya da kendi çıkar çevrelerini üretmiş halk içerisinde ama onun dışında meşrutiyet alanlarında hiçbir şey olamamış. Bence benim için bir stajdır Hakkari ve sonrası. İnsanlar hareket bekliyordu, HDP bir şey yapsın istiyordu. Biz ilk kıvılcımı çaktık. Bu kıvılcım bir karşılık bulmuş görünüyor. Bundan sonra da devamının geleceğini düşünüyorum. AKP için her şey artık daha zor olacak diye düşünüyorum.  Türkiye’nin en gerçek muhalefeti HDP’dir, HDP olmuştur, bunu merkezine taşımıştır ve Saray’ın bütün planlarını bozabilecek bir kavşakta durmaktadır. O yüzden araya mesafe koymak diyorlarsa biz mesafemizi koyduk. Biz faşist terörle mesafemizi koyduk. Halkların özgür, eşit mücadelesinden yanayız. Bu baskı dönemi bir şekilde bittiği gün bizim yürüyüşümüz biter ama emekçilerin yürüyüşü devrime kadar sürer. Biz bu yürüyüşü sadece kırıntıları kazanmak için değil, dünyayı kazanmak istiyoruz. Bu anlamda sadece AKP ya da MHP ile sınırlı bir karşıtlık üzerinden yürütmüyoruz. Toplumlar özgür olana kadar mücadeleyi sürdüreceğiz. Ne zaman ki faşizm biter ne zaman ki özgürlükler dünyasını kurarız o gün sokağa sadece eğlenmek için çıkarız, eylem için değil.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.