- “Arkadaşım gibiydi” dediği oğlu Şervan Encü’yü sağ görme umuduyla sınıra yalın ayak koşan Leyla Encü, “Roboskî’deki katliam yanlışlıkla olduysa Ankara, Cizre, Silopi, Şırnak ve Diyarbakır’daki katliamlar da yanlışlıkla mı oldu? Ölümü Kürt'e reva görüyorlar. Biz Kürt’üz ve bizler hiçbir zaman katledilmekle bitmeyeceğiz” dedi.
Roboskîli ailelerin çoğu sınırın sıfır noktasında olan Zeviya köyünden. “Koruculuk dayatmasına” karşı köylerini terk etmek zorunda kalmış. Köyler boşaltılınca her şeylerini bırakıp Ortasu ve Bêjûh köyüne yerleşmiş. Burada coğrafi koşullar nedeniyle yapacak hiçbir şeyleri olmadığından uzun yıllardır sınır ticareti yaparak geçimlerini sağlıyorlardı, ta ki katliam gerçekleşene kadar. 28 Aralık gecesi yağan karın getirdiği sessizlik içinde havalanan savaş uçaklarının sesinin kulakları yırttığı o anda 34 eve birden aynı haber geldi. Aileler sınıra akın etti. Gençler el fenerleri, battaniye ve ilk yardım malzemeleri alıp arkadaşlarını kurtarma ümidiyle yola koyuldu. Kimi kadınlar yalın ayak ağıtlarla koştu, kimileri de bekledikleri manzaranın gerçekleşmemesi umuduyla evinde dua ederek bekledi.
“Arkadaşım gibiydi” dediği oğlunu sağ görme umuduyla sınıra yalın ayak koşan annelerden biri de Leyla Encü’ydü. O günü ve adalet mücadelesini anlatmadan önce Roboskî’ye gelmeyen adaletin, Türkiye'de birçok katliamın yaşanmasına neden olduğundan söz ediyor. Roboskî Katliamı sonrasında Sur, Cizre, Nusaybin, Şırnak, Gever, Suruç, Amed ve birçok Kürt kentinde sayısız katliamların gerçekleştirildiğini hatırlatan Leyla Encü, her yaşanan katliamda akıllarına Roboskî’nin geldiğini belirtti.
Şervan’ın annesi Leyla Encü’nün evlendikten sonra 4 yıla yakın çocuğu olmaz, birçok kente gider, hastane hastane gezerler. Birkaç yıl sonra oğlu Şervan dünyaya gelir. 19 yaşındaki Şervan, lise ikiye kadar okumuş. Hayali babası gibi şoför olmakmış. Şervan’ı “çok akıllı ve cesur bir çocuktu” sözleriyle anlatan Leyla, “Arkadaşlarını çok severdi. Sanki arkadaşlarının komutanı gibiydi. Arkadaşları onsuz bir yere gitmezdi. Arkadaşları kapıya gelir, Şervan’ı çağırır öyle bir yere giderlerdi. Oğlumun sohbeti çok güzeldi” dedi.
Arkadaş gibiydik
Şervan’ın Lise ikide okulu bıraktığını ve bir katır aldığını dile getiren Leyla Encü, “Şervan, bana hep ‘ben okumayacağım, ben kardeşlerimi okutacağım’ derdi. Beraber çok güzel hayaller kurmuştuk ve onları gerçekleştirecektik. Biz anne oğuldan çok arkadaş gibiydik. Çalışmaya gidip geldiğinde parasını bana getirir, ‘bu kardeşlerim için’ derdi. Şervan o kadar emek vermişti, ben parasını harcayamıyordum. Getirdiği parayla ona 13 tane altın yaptım ve sakladım. Baharda yeni bir katır daha aldı. Oğlum çalışıp ayaklarının üzerinde durduğunda ben çok mutlu oluyordum” şeklinde konuştu.
Katliam gecesi
Katliamdan önce Şervan ile akşam beraber oturup yemek yediklerini ve sohbet ettiklerini anımsatan Leyla Encü, şöyle devam etti: “Oğlum Cemil daha bebekti. Şervan onu çok severdi. Çocuklarıma eğer Cemil’e bir şey olursa Şervan bize çok kızar derdim. Ben o gün annemin evine uğrayacaktım, Cemil’i de kendimle götüreyim, dedim. Şervan izin vermedi, ‘yanımda kalsın’ dedi. Ben gidip geldiğimde, evde hiç kimse yoktu. Kızımı gördüm, Şervan nerede diye sordum, ‘senden sonra o da çıktı, sınıra gitti’ dedi. Ben oğlumun sınıra gideceğini bilmiyordum. Ona bugün gitmeyeceğini ve neden gittiğini sordum. Kızım da arkadaşları gidiyordu o da onlarla gitti, dedi. O gün akşam oldu biz saat 20.00’de yemek yedik ve çay içtik, oğlum Şervan gelene kadar biraz dinleneyim, sonra uyanıp onun yüklerine yardım ederim diye düşündüm. Eşim dışarı çıktı ve daha sonra içeri geldi. Bana uyan, dedi. Ben de ne olduğunu sorarken, ‘çocukların önünü kapatmışlar’ dedi. Katledildiklerini söylemedi. Bunu söylerken elimde olmadan elim ve ayağım titremeye başladı. Daha sonra eltim Nahide’nin evine gittim. Onun da çocuğu Şervan’la beraber gitmişti. Çocukların yolunu kesmişler doğru mu, diye sordum. ‘Evet, askerler yolu kesmiş ve uçaklar havada uçuyor’ dedi. Ayakkabısız bir şekilde sınıra koşmaya başladım. Biz sınıra giderken havada uçakların olduğunu görünce bir anda çığlık atıp ‘kimseyi sağ bırakmadılar’ diye haykırdım. Biz daha önce hiç böyle bir şey görmemiştik.”
Acımız hiç iyileşmeyecek
Katliamın üzerinden 10 yıl geçtiğini, ancak acılarının dinmediğini vurgulayan Encü, “Acımız hiçbir zaman iyileşmeyecek. Biz adaletin geleceği günü bekliyoruz. Çocuklarımızı katledenler yargılanmadı ve adalet sağlanmadı. Roboskî Katliamı karanlığa gömüldü. 10 yıldır gözüm adaletin geleceği yollarda” diye konuştu.
Roboskî’nin fermanıydı
Katliamdan sonra hayatlarının değiştiğini kaydeden Encü, şunları dile getirdi: “Burada yıllardır düğün olmuyordu. Biz annelerin acısı derin ve bu acı bizi kahrediyor. Acımız hiçbir zaman geçmedi ve geçmeyecek. Katiller yargılanacağı gün ancak bizim içimiz rahatlayacak. Çocuklarımızı AKP öldürdü. Yüzyılı aşkındır dedelerimiz ve babalarımız bu işi yapıyor. 2011’de bilinçli bir şekilde çocuklarımızı katlettiler. İlk bombardıman da birinci grubu, ikinci bombardımanda ise ikinci grubu bir kayanın altında kendilerini korumak için saklanırken katlettiler. Yani Roboskî’nin fermanı kesilmişti.
Devlet bombalarını Roboskî’de çocuklarımız üzerine yağdırdı. Ancak bitmedi her gün yeni bir Roboskî yaşanıyor. Roboskî’de ki katliam yanlışlıkla olduysa, Ankara, Cizre, Silopi, Şırnak ve Diyarbakır’da ki katliamlarda mı yanlışlıkla oldu? Neden ölümü Kürt'e reva görüyorlar. Biz Kürt’üz ve bizler hiçbir zaman katledilmekle bitmeyeceğiz. Bizler var olduğumuz sürece direneceğiz ve adaleti isteyeceğiz.”