Onlar 'Kahraman' kardeşler...

Dosya Haberleri —

13 Eylül 2022 Salı - 20:00

Taylan ve Sinan Cemgil Kahraman kardeşler

Taylan ve Sinan Cemgil Kahraman kardeşler

Hozan Cömert ile şehit oğulları Sinan Cemgil ve Taylan Kahraman’ı konuştuk. 

  • Sinan Cemgil Kahraman ve Taylan Kahraman kardeşler yaşamını Kürt Özgürlük Mücadelesi’ne adamış iki kahraman. Sinan Cemgil yaklaşık 4 yıl Özgür Basın'a emek verdikten sonra yönünü dağlara çevirdi. Taylan ise 15 Şubat Komplosu'nu protesto etmek için Avrupa’da bedenini ateşe vererek ölümsüzleşti. 

ERKAN GÜLBAHÇE

Kürt Özgürlük Mücadelesi'ne adanmış hayatlar... Bir ailenin birçok şehit verdiğini duyarız ama onların hikayesi bir başkadır. İki kardeşin şehadet haberinin arasında dakikalar vardır. 25 yaşında şehit düşen Sinan Cemgil Kahraman ve 21 yaşında şehit düşen Taylan Kahraman kardeşlerden bahsediyoruz. Kahraman kardeşler hayatlarını özgürlük mücadelesine adamış bir aileden geliyor. Anneleri her eylemde ulusal kıyafetleriyle en önde yerini alan Şengê, babaları ise sesiyle, müziğiyle Kürtlerin acılarını, özlemlerini, özgürlük mücadelelerini dile getiren sanatçı Hozan Cömert. Kahraman ailesi çocuklarının isimlerini koyarken tarihte kahramanlıklarıyla anılan isimleri tercih etmiş. Oğlu Taylan'ın ismine dair konuşan baba Kahraman, "O dönem Fikir Kulüpleri Federasyonu yönetiminde yer alan Taylan Özgür devrimin yolu nasıl olmalı tartışmasında, ‘devrimin yolu Kürdistan’dan geçiyor’ demişti. O dönem Peşmerge güçleri Kuzey Kürdistan da konumlanmışlardı. Taylan Özgür, ‘biz Kürdistan’a gidip Kürtlerle birlik oluşturmalıyız. Özgürlük ve demokrasiyi ancak o zaman sağlayabiliriz’ demişti. Taylan Özgür bu konuşmasından bir hafta sonra faili meçhul bir şekilde katledildi. Bildiğim kadarıyla Türk solu içerisinde Kürdistan kelimesini ilk defa Taylan Özgür telaffuz etmişti. Bundan dolayı da doğan çocuğumuzun ismini Taylan Özgür koymaya karar verdik" diyor. 

Her iki kardeş de genç yaşta mücadeleye katılır. Sinan Cemgil uzun yıllar Avrupa’da Kürt basınında çalışma yürütür, Özgür Politika Gazetesi’nin kuruluş çalışmalarında yer alır. Ancak daha sonra yönünü dağlara çeviren Sinan Cemgil 14 Eylül 1998’de yaşanan bir çatışmada 27 arkadaşıyla birlikte şehit düşer. Taylan ise 21 Aralık 1998 yılında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki komployu protesto etmek için bedenini ateşe verir. Hozan Cömert iki çocuğunun şehit düştüğü haberini bir saat arayla öğrenir. Hozan Cömert ile şehadetinin 24. yılında oğlu Sinan Cemgil'i konuşurken, diğer oğlu Taylan’ı da andık. 

Hozan Cömert

Öncelikle aile hikayenizden başlamak istiyorum. Sinan Cemgil nasıl bir aile ortamında büyüdü?

Ben Alevi kökenli olmama rağmen, babam beni Karlıova’da Sünni eğitim veren bir medreseye gönderdi. Orada eğitim aldım. Bu nedenle bende medrese kültürü hakimdi. Ancak 1960’ların sonunda kendime yakın bulduğum DEV-YOL çalışmalarına katıldım. Hem solculuk hem de medrese eğitiminden dolayı aile içerisinde farklı bir konuma sahiptim. O dönemler bir yandan dini kasideler okuyor, diğer yandan müzik ile uğraşıyordum. İlk doğan çocuğuma İslamiyet’te ezan okunmasıyla ön plana çıkmış Bilal’i Habeşi’den dolayı Bilal adını verdim. Sinan Cemgil, ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. İkinci çocuğa da Lenin ismini takmak istedim, fakat kabul edilmeyince Nurhaklarda şahadete ulaşan Sinan Cemgilleri anmak için Cemgil ismini taktık.

Elazığ’da yaşıyorduk. O dönem Elazığ’ın aşağı kesiminde yaşayan Zazalar ve Sünnileri sistem faşistleştirmişti. Yukarı tarafta yaşayan Aleviler de bu asimilasyona karşı çıkıyordu. Bu nedenle sürekli bir çatışma durumu vardı. Elazığ’ın aşağısı yukarısını komünistlikle, yukarı taraf da aşağı tarafı faşistlikle suçluyordu. Her akşam silah sesleri gelirdi. Cemgil’in çocukluğu böylesi bir ortamda geçti.

Cemgil nasıl bir çocuktu?

Sakin, içine kapanık, kimseye karışmayan bir çocuktu. Çok doğaldı, hiçbir şekilde yapmacık hareketleri yoktu. Sanki bizim ailede değil de dışardan gelen bir çocuk gibi duruyordu. Büyüklerine karşı saygılı, arkadaşlarına karşı çok dürüst davranıyordu. Hiçbir şeyi abartmazdı. Çok saf ve temiz bir çocuk olarak büyüdü. Cemgil ilkokulu, ortaokulu ve liseyi Elazığ’da okudu. 

Cemgil siyasetle ne zaman ve nasıl tanıştı?

Ben DEV-YOL içerisinde çok ciddi ve radikal çalışmalar yürütüyordum. Mücadeleme çok bağlıydım. Dinsel yaklaşımlarından dolayı biraz da farklı bir duruşum vardı. 1984 yılında silahlı mücadelenin başlamasıyla Kürdistan Özgürlük Mücadelesi'ne büyük sempati beslememe rağmen DEV-YOL içerisinde mücadeleme devam ettim. 1987 yılında Almanya’ya geldikten bir süre sonra ailemi de Almanya’ya getirdim. DEV-YOL aracılığıyla Almanya’ya gelmiştim. DEV-YOL gecelerinde sahneye çıkıyordum. Programa başlarken, Kürdistan dağlarına, Kürdistan nehirlerine ve en son Kürdistan gerillasına selamlar olsun diyor ve Kürtçe parçalar okuyordum. Bu söylem ve duruşum DEV-YOL’daki arkadaşlarımın hoşuna gitmiyordu. 

Almanya’da PKK’li arkadaşlar bizim eve gelip gidiyorlardı. Ben PKK’ye büyük sempati besliyor, ancak alkol tükettiğim için kendimi PKK’ye layık görmüyordum. Kendimi avare gibi, PKK’yi ise yüce görüyordum. Dine bakışımızdan dolayı o dönem Şengê tesettürlüydü. Ancak politik çalışmalara da katılmak istiyordu. Ben de çocuklarıma “eğer politik çalışmalar yürütmek istiyorsanız PKK saflarında yer alın” diyordum. Hiç unutmam, bir gün PKK’li Veli adında bir arkadaş bizim eve gelmişti. Oturma odasında Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya, Deniz Gezmiş, Sinan Cemgil gibi devrimcilerin fotoğraflarının yanında bizim çocukların getirdiği küçük bir tane Başkan'ın fotoğrafı vardı. Veli arkadaş espri yaparak, “şikayet olursa senin hakkında on örgüte üye olmaktan dava açılır” demişti. Ben DEV-YOL’da çalışma yürütürken çocuklarım da Kürdistan özgürlük mücadelesine gönül vermeye başladılar. 

Cemgil, Almanya’ya yeni gelmesine rağmen herkes tarafından çok sevilen, sayılan birisiydi. Siyasete atılma gibi bir isteğini görünce karşıma aldım, “Bak Cemgil, ben PKK’li değilim. Etrafında dolanıyorum. Eğer sen devrimcilik yapmak istiyorsan PKK’li ol. PKK’li olurken de bir adım at ama temiz at. İki adım birden atma. Balıklama işin içine atlama. Bilerek ve görerek adım at” dedim. 

Cemgil bir süre PKK’li arkadaşlara destek oldu. Kendi çapında çalışmalar yürüttü. Daha sonra da PKK’ye katılacağını söyledi.

Cemgil'in katılma karasını ailece nasıl karşıladınız?

Olağanüstü bir heyecanla karşılamıştım. Gurur duymuştum. Şengê heval sevinçten ağlamış ve Cemgil’in gözlerinde öpmüştü. Katılma kararını çok büyük bir sevinçle karşılaştık. Annesi ile çok farklı bir ilişkisi vardı zaten. Anne oğul ilişkisini de aşan yoldaşlık arkadaşlık bağları geliştirmişti. 

Cemgil’in ülkeye gitme kararını verdiği süreçte neler yaşadınız? O dönemde kardeşi Taylan neler yapıyordu?

Cemgil 4 yıl boyunca Avrupa’da Sexwebun ve Özgür Politika gazetesinde çalışma yürüttü. 1996 yılında ülkeye gitme kararı aldı. 

Taylan ise 12-13 yaşlarından itibaren eylem ve etkinliklere gidiyordu. Küçük olmasına rağmen çok aktif bir çocuktu. 12 yaşındayken okulda sürekli slogan atıyordu. Okuldaki Türk çocuklarına karşı PKK bayrağını açmıştı. 14 yaşındayken eğitime gitmek istedi. Yaş itibari ile küçük olduğu için göndermek istemedik. Bizim Müzik Akademisi’ne götürerek müzik çalışmalarında yer almasını istedik. Arkadaşlar bir gün Taylan’ı geri getirdi. Taylan ağlayarak akademide kalmak istemediğini ve eğitime gitmek istediğini belirtti. Çok zorlayınca göndermek zorunda kaldık ve eğitime gitti. Ancak bazı sağlık sorunlarından dolayı hastanede kalmak zorunda kaldı. Açıkça demek gerekirse Türk kültürü, yeni tanıştığı Alman kültürü ve Kürt kültürü arasında bocaladı adeta ringde üç boksörle mücadele etmek zorunda kaldı. Ve bu anlamda çok zorlandı.

Cemgil ülkeye gittikten sonra iletişim kurabildiniz mi?

Cemgil ülkeye gittikten sonra iki sene akademide kaldı. Başkan'ın birkaç kitabını redakte etti. Bu süreçte Şengê de ülkeye giderek bir süre Cemgil ile birlikte kaldı. Ancak 1998 yılında Cemgil’in dayatmasıyla cepheye gönderildi. Yine cepheye giderken Şenge heval tarafından uğurlandı. Şenge heval o süreci, “sınıra gittik arkadaşlar hemen geçilmesi gerektiğini belirtince 50’ye yakın arkadaş vardı hepsini tek tek öpme zamanım olmadığı için Sinan’ı da öpmedim orada anne olarak bir tek ben vardım. Eğer Cemgil’i öpmüş olsaydım diğer arkadaşlara saygısızlık olacaktı. Cemgil’e dedim ki, “daha çok mücadele edeceksin, başarılı çalışmalar yapacaksın işte o zaman seni alnının ortasından öpeceğim” diyerek yolcu etiğini anlattı. 

Cemgil ve Taylan'ın şehadet haberlerini ne zaman aldınız?

Brüksel’deki televizyona gittim. Arkadaşlar yukarda beni beklediğini söylediler. Yukarı çıktım Şahin Cilo ve Kani Yılmaz beni kapıda karşıladı. Biraz sohbetten sonra Cemgil’in şehit düştüğünü haber verdiler. Kısa bir sohbetin ardından aşağı indim. O sırada kadın bir arkadaş yanıma yaklaşarak benimle konuşmak istediğini söyledi. Bir odaya gittik, bana Taylan’ın Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki komployu protesto etmek için kendisini yaktığını ve şehit düştüğünü söylediler. Bir anda iki şehit haberi ile sarsıldım.

Taylan hastanede kalıyordu. 21 Aralık’ta hastaneden ayrılarak hazırlıklarını yapıyor ve bir parka gidiyor. Yanında Önderliğin ve birkaç şehit arkadaşın fotoğrafını ve PKK bayrağını götürüyor. Onları etrafına dizdikten sonra üzerine benzin dökerek kendini yakıyor ve eylemini gerçekleştiriyor. 

Bir saat içerisinde iki çocuğunuzun şehadet haberini aldınız. O anda neler yaşadınız, neler hissettiniz?

O anda bütün hayatım gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçti. Ve kendime “bütün hayatım boyunca onlara nasıl yaklaştım? Bir eksikliğim oldu mu? Şehitlere karşı görevimi yerine getirdim mi?” diye sordum. Bu soruları hala da kendime soruyorum.

O şehadetleri, Kürdistan özgürlük mücadelesi içerisinde şehit düşen onbinlerce gerilladan yalnızca iki tanesi olarak gördüm. 

Cemgil, 27 arkadaşıyla birlikte şehit düştükleri yerde defnedilmişlerdi. Taylan’ı ise Heval Şengê’nin isteği üzerine ülkeye götürerek aile mezarlığımıza defnettik. Cenaze merasimi kitlesel gerçekleşti. Şengê heval, Cemgil’in naaşını da Hozat’a götürmek istedi. Ancak getiremedik. Taylan’ın mezarının yanına Cemgil için de bir anıt yaptık, üzerinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a ait “tarih günümüzde gizli ve biz tarihin başlangıcında gizliyiz” yazıyor.

Bu mücadelenin bir sanatçısı olarak heval dediğiniz iki oğlunuzu şehit verdiniz. Son olarak neler söylemek istersiniz?

Ben birçok aile gibi iki çocuğumu şehit verdim. Bugün yaratılan bu değerler şehitlerimizin sayesindedir. Burada da şehitlerimize, önderimize ve mücadeleye olan bağlılığımı belirtmek istiyorum. Yaratılan değerlere baktığında mücadelenin gereklerini yerine getirme noktasında kendimi sürekli sorguluyorum. 37 yıllık mücadele sürecinde hep halkın arasındaydım. Halkın evinde kaldım. Bundan sonra da bu halka ve bu mücadeleye layık olmak için çalışacağım. Bütün davam budur.

***

Sinan ve saklambaç oyunu

ŞENGÊ KAHRAMAN

Rojbaş dağlar, rojbaş dağların arzeleri, melekleri… 

Bugün yine gönlünüze konuğum. Bugün yine gönlümün konuğusunuz. Bu gazetenin okurları bilirler ki hazan sadece doğanın döngüsünde bir mevsim değildir benim için. Gönlümün hazanıdır aynı zamanda bu aylar. Sinan’ın ardından Taylan’ın şehit düştüğü ömrümün hazanıdır bu aylar. 

Bu gazetenin okurları yine bilirler ki her yıldönümünde dilim döndüğünce anlatmaya çalışırım onları. Onları değil sadece, bugün hala dağ başlarında direnen yoldaşlarını, kızlarımız ve oğullarımızı. 

Çünkü size verdiğim bir söz vardı, her şeye rağmen bu sözü tutmaya çalıştım. Yaptığımız o sözleşmeye sadığım. 

Seni çok özlüyorum Sinan. Belki fiziki olarak aramızda değilsiniz ama ruhen, manen her an her yerde sizinleyim. Yanımdasın, yüreğimdesin. Gittiğim her yerde tüm anılarımın ortağısın. Artık tek kişilik yaşam değil benimkisi. 3 kişilik bir yaşam. Sen ve Taylan’la birlikte. Baktığım her şeye sizinle bakıyor, sizin gözünüzle görüyor, sizinle yaşıyor, sizlerle gülüyorum. Sizden gelen ve size dair her şey beni mutlu ediyor. Hayallerinizi düşünüyorum. Gerçekleşenleri gördükçe onurlanıyor, gururlanıyorum bir daha. Sözleşmemizi hatırlıyorum hep. 

Önderlik sahasında, Parti Merkez Okulu’nda bir grup arkadaşla oturmuştuk. Kamelya dediğimiz, bir halkın kaderini çizen o çözümlemelerin yapıldığı yerde. Sohbet ediyorduk arkadaşlarla. Her arkadaşın bir hayali, her arkadaşın kafasında devrime dair projeleri vardı. Avrupa’nın çeşitli Kürt basın kurumlarında çalışan emek veren, yazdığı her satırında milyonların hayali, emeği, inancı olduğunu bilerek çalışan Sinan heval hayalini şöyle anlatıyordu: “Kürdistan dağlarında yüzlerce akademi olmalı. Basın kurumları açılmalı. Ben de orda çalışmak isterim. Ömrümün sonuna kadar…” 

24 yıldır adresini ararım

İçimde kalan tek bir şey var. Keşke o dağlarda seni görseydim. Hani bana bir mektup yazmıştın. Seni bekliyorum çabuk gel bu özgür dağlara diye. Her zaman olduğu gibi omuz omuza yoldaşça duralım Kürdistan özgür olana kadar diye. Ama beni beklemeden çok hızlı bir şekilde gittin. Adressiz, vedasız. 24 yıl oldu ama ben hala adresini ararım. Seni ararım. 

Sizden sonra benim gibi nice analarla tanıştım. Onlar da çocuklarını hep yanlarında taşıyorlar. Ama onlar da benim gibi adreslerini arıyorlar çocuklarının. Kimilerinin bir mezar taşı var, kimilerinin yok; toprağına yüzünü süremiyor anaları, bir koca ülke evladının yattığı yer. 

Bir oyun gibi… Belki büyüdünüz, ama hala bizimle oyun oynar gibisiniz. Hani her çocuğun hem korktuğu ama hem de ufacık yüreklerini kıpır kıpır eden bir heyecanla sus pus gizlendiği saklambaç oyunu gibi. İşte sanki hala böyle bir oyunun içindeyiz. Seni arıyor gözlerim, yüreğim. 

Bunun bir oyun, şaka olmasını diliyorum. Tıpkı saklambaç gibi insanın kendini geri tutamadığı heyecanıyla bütün çocukların gözdesi bu oyunun bir parçası olduğumuzu varsayıyorum. Bir gün saklandığın yerden çıkıp geleceksin. Birden arkamdan sesleneceksin. Ama öyle korkutarak değil. Her zamanki gibi yumuşacık sesinle, tebessümünle. Sımsıcak sarılacaksın. 

Bütün çocuklarımızın annelerine sarıldığı o gün ömrümüzün baharı olacak. Hazan sadece bir mevsimin adı olacak. 

paylaş