Buz Adam Ötzi'nin mikropları 5.300 yıl sonra yeniden harekete geçti. Yeni araştırma, soğuğa uyum sağlamış bazı mantarların yeniden etkinleştiğini ve mumyanın geleceği için risk oluşturabileceğini ortaya koyuyor.
- Genetik analizler, mumya üzerinde yaşayan bazı bakteriler ve soğuğa dayanıklı mayaların; proteinleri, yağları ve hatta deri ile bağ dokusunun temel yapı taşı olan kolajeni parçalayabilecek enzimlere sahip olduğunu ortaya koydu.
Miguel Ángel Criado - Çeviri: Yeni Özgür Politika
Geçen yüzyılın sonunda Alpler'deki bir buzulun içinde bulunan Buz Adam Ötzi hakkında bugüne kadar çok şey öğrendik. Yaklaşık 5.300 yıl önce, 45 yaşlarındayken sırtından vurulan bir okla öldürüldüğünü biliyoruz. Üç yıl önce yayımlanan kapsamlı bir genetik araştırma, kel olduğunu, koyu tenli olduğunu ve kökenlerinin büyük olasılıkla Anadolu'ya uzandığını ortaya koymuştu. Hatta ölümünden kısa süre önce ne yediği bile tespit edilmişti.
Şimdi ise yeni bir araştırma, Ötzi'nin bedeninde yaşayan mikroskobik canlılara ışık tutuyor. Microbiome dergisinde yayımlanan çalışma, Ötzi'nin bağırsak bakterilerinin günümüz insanlarınınkinden oldukça farklı olduğunu gösteriyor. Araştırmacılar ayrıca, binlerce yıl sonra yeniden aktif hale gelen ve mumyanın korunmasını tehdit edebilecek bazı soğuğa dayanıklı mantarlar da keşfetti.
İtalya'nın Bolzano kentindeki Eurac Research bünyesinde faaliyet gösteren Mumya Araştırmaları Enstitüsü'nün direktörü ve çalışmanın kıdemli yazarı Frank Maixner, Ötzi'nin bağırsaklarında modern sanayi toplumlarında neredeyse kaybolmuş bazı eski bakteri türlerinin korunduğunu söylüyor.
"Bu bakteriler günümüzde endüstrileşmiş toplumlarda son derece nadir görülüyor. Ancak geleneksel yaşam biçimlerini sürdüren topluluklarda hâlâ bulunabiliyorlar" diyen Maixner'e göre bu mikroorganizmalar, insan bağırsaklarının endüstrileşme öncesinde nasıl göründüğüne dair eşsiz bir pencere açıyor.
Beş saatlik çözülme fırsatı
Araştırmacılar, 2019 yılında Ötzi'nin çeşitli incelemeler için beş saatliğine çözüldüğü nadir bir fırsattan yararlandı. Bu süreçte derisinden ve bağ dokularından örnekler alındı, vücudunun farklı bölgelerinden sürüntüler toplandı, iç kısmından eriyen su analiz edildi ve mumyanın 1991 yılında çıkarıldığı bölgeden alınan toprak örnekleri yeniden incelendi.
Bilim insanları ayrıca Ötzi'nin korunduğu odadaki havayı da analiz etti. Bu oda, mumyanın binlerce yıl boyunca bulunduğu koşulları taklit etmek amacıyla sürekli olarak eksi 6 derecede ve yüzde 99 nem oranında tutuluyor.
Kayıp bakteriler bulundu
Araştırmaya göre Ötzi'nin bağırsak mikrobiyomu büyük ölçüde öldüğü dönemdeki halini koruyor. Buna yalnızca ölüm sonrasında ortaya çıkan bazı çürüme mikroorganizmaları eklenmiş durumda.
Ekip, daha önce bazı Mısır mumyalarında da tespit edilen Clostridia grubuna ait çok sayıda bakteri buldu. Toprak ve eriyen su örneklerinde ise aşırı soğuk koşullara uyum sağlamış çeşitli mikroorganizmalar tespit edildi.
Özellikle dört farklı maya türü dikkat çekti. Bunlar arasında Glaciozyma watsonii ve Phenoliferia glacialis gibi türler bulunuyor. İsimlerinden de anlaşılacağı üzere bu organizmalar "psikrofil" olarak adlandırılan, buzlu ortamlarda yaşamaya uyum sağlamış mikroplar. Daha önce Rus Arktik Bölgesi ve Antarktika gibi uzak coğrafyalarda da görülmüşlerdi.
Yeniden canlanmış olabilirler
Araştırmacıları en çok şaşırtan bulgu ise bazı maya örneklerinde DNA hasarının oldukça sınırlı olmasıydı. Bu durum, Ötzi'nin derisinde bulunan bazı mantarların araştırma sırasında hâlâ aktif olabileceğine işaret ediyor.
Bilim insanları ayrıca bu örnekleri 2010 yılında alınan örneklerle karşılaştırdı ve mikroorganizmaların zaman içinde değişim gösterdiğini belirledi. Bu da Ötzi'nin mikrobiyal ekosisteminin 5.300 yıl boyunca tamamen donmuş ve hareketsiz kalmadığını ortaya koyuyor.
Araştırmacılar bu nedenle önemli bir sorunun yanıtını arıyor: Bu mayalar, binlerce yıldır çoğalmayı sürdüren kadim mikroorganizmaların torunları mı? Yoksa uzun süre uykuda kaldıktan sonra mumya çözüldüğünde yeniden aktif hale mi geldiler?
Mumya canlı bir ekosistem olabilir
Frank Maixner'e göre elde edilen bulgular, Ötzi'nin yalnızca tarihi bir kalıntı olmadığını gösteriyor.
"Bu mayalar binlerce yıldır Ötzi'ye eşlik ediyor. Gördüğümüz şey bir süreklilik" diyen Maixner, mumyanın aslında "statik bir obje değil, dinamik bir biyolojik sistem" olduğunu düşünüyor.
Ancak bu durum beraberinde bazı riskleri de getiriyor.
Ötzi buzdan çıkarıldığında, üzerindeki mikroorganizmaları temizlemek için fenol (karbolik asit) kullanılmıştı. Araştırmacılara göre bu işlem bazı mikropları ortadan kaldırırken, diğerlerinin gelişmesi için uygun ortam yaratmış olabilir. Özellikle Ötzi'nin derisinde yaşamını sürdüren mayalar bu süreçten faydalanmış olabilir.
Koruma koşulları yeterli olmayabilir
Ötzi'nin korunmasından sorumlu Güney Tirol Arkeoloji Müzesi'nin direktörü Elisabeth Vallazza, mumyanın bugün son derece kontrollü koşullarda saklandığını belirtiyor.
Vallazza, düzenli mikrobiyolojik takip sayesinde şu ana kadar herhangi bir zarar tespit edilmediğini söylese de, Ötzi'nin gelecek nesillere aktarılabilmesi için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu vurguluyor.
Araştırma ekibine göre asıl sorun, mevcut koruma koşullarının bazı mikroorganizmaların faaliyetlerini tamamen durdurmaya yetmemesi.
Genetik analizler, mumya üzerinde yaşayan bazı bakteriler ve soğuğa dayanıklı mayaların; proteinleri, yağları ve hatta deri ile bağ dokusunun temel yapı taşı olan kolajeni parçalayabilecek enzimlere sahip olduğunu ortaya koydu.
Maixner'in uyarısı net: "Bu durum, uzun vadede mumyanın bütünlüğünü tehdit edebilecek gizli bir biyolojik risk anlamına geliyor."
Ötzi, 5.300 yıl boyunca buzların içinde olağanüstü şekilde korunmayı başardı. Ancak görünen o ki onu geleceğe taşıyabilmek için artık yalnızca soğuk yeterli olmayabilir.