PKK hiç düşmanına benzemedi

17 Şubat 2021 Çarşamba - 23:55

  • Türk devleti, son 40 yılda bile onlarca katliam, yargısız infaz ve cinayete imza attı; sivil veya askeri hedef gözetmedi. PKK ise bugüne kadar esir aldıklarının tamamını Türk devletine rağmen teslim etmek için uğraştı.

Türk ordusu, Garê bölgesinde esir asker, polis ve MİT’çilerin bulunduğu kampı bombalayarak, 13’ünün ölümüne neden oldu. Türk devleti, iktidarı, ordusu ve medyasıyla PKK’yi suçladı. PKK’nin 40 yıllık pratiği ise bu suçlamanın, bir Türk iktidarı yalanı olduğunun göstergesi.
Türk devlet güçlerinin insanlık ve savaş suçlarına karşın PKK 40 yıllık savaşta esir aldığı Türk devlet elemanlarına Cenevre Konvansiyonlarını; insani ve ahlaki normları uyguladı. PKK,  asker ya da polisi sağlam bir şekilde insan hakları kurumlarına ya da ilgili aracı kurumlara teslim ederek, Türk ordusunun kirli savaşına karşı insanlık ve hukuk dersi verdi. Gerillalar, 90’lı yıllardan bu yana onlarca askeri ve polisi esir aldı. İHD Amed Şubesi’nin verilerine göre; 1990-2012 arasında 110 farklı eylemde 67’si polis, 32’si korucu, 145’i devlet memuru, 15’si siyasetçi, 38’i turist, 2’si gazeteci ve 36’sı sivil toplam 335 kişi alıkonuldu. Bu kişilerin tamamı Meclis, uluslararası insan hakları kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının araya girmesiyle serbest bırakıldı. Türk devletinin yaklaşımı ise hep farklı oldu. İşte bazı örnekler:

İlk esir alma eylemi

İlk esir alma eylemi, 10 Ekim 1992’de gerçekleşti. Van-Tatvan Karayolu Şapur mevkiinde yol kontrolü yapan gerillalar tarafından 1 astsubay 2 er ve 1 imam esir alındı. Askerler daha sonra ailelerine teslim edildi. 
PKK, 20 Ağustos 1993’te bu kez Batman’ın Kozluk ilçesi yakınlarından yine yol kontrolü sırasında minibüste bulunan 13 askeri esir aldı. Bu askerler de sağlık bir şekilde ailelerine teslim edildi. 
 
İki yıl sonra teslim edildi

Hakkari’nin Uludere ilçesi kırsal alanında Aralık 1994’teki çatışmada yaralanan İbrahim Yavli isimli asker, esir alındı. Gerillalar tarafından tedavisi yapıldı ve yeniden hayata döndürüldü. Yaylı, iki yıl sonra Refah Partisi (RP) milletvekilleri ve sivil toplum örgütlerinden oluşan bir heyete teslim edildi. 
 
8 asker basın toplantısıyla

Hakkari’nin Şemdinli ilçesi Ortaklar Karakolu’na gerillalar tarafından Temmuz 1996’da baskın düzenlendi. Gerillalar baskın sırasında 8 askeri alıkoydu. Askerler daha sonra RP Milletvekili Fethullah Erbaş, dönemin İHD Genel Başkanı Akın Birdal ile yine şimdiki AKP’li dönemin Mazlum-Der Genel Başkanı İhsan Arslan’dan oluşan bir heyete Zelê kampında basın toplantısıyla teslim edildi.   
 
Asker de polis de teslim edildi
 
AKP’nin artık üç yıllık iktidar olduğu 18 Temmuz 2005’te Erzurum Karayolu’nda bu kez HPG gerillaları tarafından yapılan yol kontrolünde, Adıyaman’dan memleketi Trabzona’a giden jandarma komando er Coşkun Kırandi esir alındı. Kırandi, 4 Ağustos 2005’te Dersim’in Kutu Deresi mevkii Güleç köyü kırsalında, aralarında İHD Bölge Temsilcisi Mihdi Perinçek, dönemin İHD Amed Şube Başkanı Selahattin Demirtaş ve sanatçı Ferhat Tunç’tan oluşan sivil bir heyete sağ teslim edildi. 

Polis alındı, nişanlısı alınmadı

Gerillalar, 9 Ekim 2005’te bu kez Şırnak ve Midyat Karayolu üzerinde yol kontrolü yaparken Cizre ilçesinde görevli polis Hakan Açıl’ı esir aldı. Gerillalar Açıl’ın yanındaki nişanlısını ise serbest bıraktı. Açıl, 110 gün sonra 27 Ocak 2006 günü Zaxo’da 8 kişilik insan hakları heyeti ve babası Muammer Açıl’a sağlıklı bir şekilde teslim edildi. 
 
Gerilla ile asker sarıldı
 
Güney Kürdistan’a sınır bölgesinde bulunan Oramar’da 22 Ekim 2007’de Türk ordusu ile HPG gerillalarının şiddetli çatışmasının ardından 8 asker gerillalar tarafından esir alındı. Esir alınan askerler Zap bölgesinde bulunan Çemço mevkiinde DTP milletvekilleri Aysel Tuğluk, Osman Özçelik ve Fatma Kurtulan ile Federe Kürdistan İçişleri Bakanı Hacı Mahmut Osman, Uluslararası Tolerans’ın Başkanı Kerim Sincari’nin bulunduğu bir heyete teslim edildi. Askerler ile gerillaların bir birlerine sarılarak ayrılması ise dikkat çekti. 

Devlet bırakılanları tutukladı

Bu görüntüler daha sonra askerlerin tutuklanmasına yol açtı. Türk devleti bununla da yetinmeyerek heyet üyeleri hakkında dava açtı.  

Devlet yine imha etmek istedi

Gerillalar, Amed’in Lice ilçesinde 10 Eylül 2011’de uzman çavuşlar Abdullah Söpçeler, Zihni Koç ve sağlık teknisyeni Aytekin Turhan’ı esir aldı. Esir alınan askerler ilk defa Roj TV tarafından görüntülendi ve röportajlar yayınlandı. Sağlık ve genel durumlarının iyi olduğunu dile getirirken, insan hakları kurumlarına da kendilerinin gerilladan teslim alınması konusunda çağrı da bulundu. Askerler ve sağlık görevlisi, “Rehin alındığımız günden beri bize çok iyi davranıyorlar. Hiçbir kötü muamelede bulunmadılar. Kendi yararlandıkları imkanlardan bizi de faydalandırdılar. Gerillalar bizi ailemize kavuşturacaklarına ve ellerinden gelini yapacaklarını söylediler“ şeklinde konuştu.
Türk devleti ise gerilla alanlarına o dönem tıpkı Garê’de olduğu gibi yoğun bombardıman ve operasyonlarda bulundu. Türk devleti kendi askerlerini imha ederek, gerillanın üzerine yıkmaya çalıştı. Gerilla, esirleri bir süre sonra yaşamlarını tehlikeye atarak, oluşturulan bir heyete teslim etti.  
 
Öcalan’ın çağrısına hemen yanıt

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 2013’te ‘diyalog süreci’ kapsamında HPG’ye çağrıda bulunarak esirlerin serbest bırakılmasını istedi. Gerilla, anında bu çağrıya yanıt vererek farklı tarihlerde esir alınan ve içerisinde bir kaymakamın da bulunduğu 8 asker ve polisi, dönemin BDP Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu, İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, İHD Amed Şube Başkanı Raci Bilici, MAZLUMDER Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal ile MAZLUMDER Şube Başkanı Selahattin Çoban'dan oluşan heyete teslim etti.  
 
Türk ordusundan ayrıldı

Türk ordusunda subaylık yaparken PKK’ye esir düşen ve esaretinin ardından gelen özgürlükle Türk ordusundan ayrılan Yener Soylu, şunları söylüyor: “Orada PKK’nin ‘anarşist’, ‘terörist’ ve ilkel milliyetçi çizgiyi değil de insanlık hareketi olma yönündeki önlenemez arzu ve istekte onurlu bir hareket olduğunu, sevginin diline saygının tarzına, paylaşımın esaslarına ulaşabilmenin mücadelesini verdiğini öğrenecektim. Biz savaşan ordu mensupları değil savaş kuralı Cenevre Sözleşmesi’nin tek bir maddesini bile yakaladığımız gerillalara uygulamayı esas almazdık. En belirgin kanıtı ise yakalanan gerillanın işkenceye tabi tutularak zorla itirafçılığa zorlanmasıdır.” 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.