Savaşa ve salgına rağmen

❏
- Türk devletinin işgal saldırıları nedeniyle 9 Ekim’den sonra yaklaşık iki ay eğitime ara verilen Kuzey-Doğu Suriye’de, hemen akabindeki salgın nedeniyle okullar Mart ortasında yeniden kapandı. Yeterli alt yapı ve tecrübe olmasa da online eğitim için kollar sıvandı.
NÛDEM TEKOŞER / QAMIŞLO
Kuzey-Doğu Suriye’de 2012’den itibaren ilk, orta ve liseyi kapsayan eğitim-öğretime 2016’dan itibaren üniversiteler de eklendi. Rojava’da işgal saldırıları, bombardıman, ambargo ve zorunlu göç dayatmaları arasında eğitim-öğretim faaliyetlerini yürütmek zor olsa da bunu gerçekleştirmek için büyük bir çaba sarfediliyor. En son 2019 sonunda Türk devletinin saldırıları nedeniyle yaklaşık iki buçuk ay yüzlerce okulun kapalı kaldığı Kuzey-Doğu Suriye’de bu kez de salgın eğitimi vurdu. Salgın nedeniyle Mart ortasında okullar yeniden kapanmak zorunda kaldı. Yaşanan tüm olumsuzluk ve kısıtlı imkanlara rağmen kısa zamanda okullarda online eğitime geçildi. İlkokul, ortaokul ve lise düzeyindeki öğrenciler için 16 Nisan’dan itibaren Rojava TV üzerinden yapılan online eğitim, Kürtçe ve Arapça dillerinde veriliyor.
Kuzey-Doğu Suriye Eğitim ve Öğretim Bakanlığı Eşbaşkanı Kewser Doko ile eğitim sisteminin sorunları ve online eğitimde katedilen yolu konuştuk.

Türk işgal saldırılarından Kuzey-Doğu Suriye’deki eğitim sistemi nasıl etkilendi?
Kürtçe yasağında yetişen bir nesil söz konusu. BAAS rejiminin diğer tüm alanlarda olduğu gibi dil ve kültür alanlarındaki baskıcı politikaları malumunuz. Bu nedenle Özerk Yönetim’in tüm bileşenleri de kendi dil ve kültürlerini geliştirebilmek için fırsat buldukça çalıştı.Evler, basın-yayın araçları, dernekler halkın kendini eğitmesinde önemli katkılarda bulundu.
Rojava Devrimi’yle birlikte parça parça da olsa halkın denetiminin geliştiği tüm bölgelerde eğitim, ilk örgütlenme çalışmalarının başında geliyor. 2012’den itibaren ilk önce Kürtçe dil öğrenimi, ardından da aşamalı bir şekilde ilk, orta ve lise eğitimine geçiş yapıldı. 2016’dan itibaren de 6 ayrı fakülte şeklinde üniversite eğitimine başlandı. Son iki senedir de Müfredat Komitesi, ilk, orta ve lise derse kitaplarının hazırlanması çalışması yürütüyor.
Yoğun savaşların, kuşatma ve ambargoların gölgesinde geçen 8 sene içinde bu denli stratejik adımlar atabilmek açıkçası cesaret istiyordu. Bir yandan BAAS rejiminin eğitim alanından çekilmemek için gösterdiği direniş ve halk içinde yürüttüğü kara propagandalar, yine içeriden bazı seslerin eğitim alanındaki bu radikal ele alışa karşı geliştirdiği muhalefet, eğitim politikalarının istikrarlı bir şekilde uygulanmasını engelledi. Yine neredeyse DAİŞ ve Türkiye’nin saldırıları altında tümüyle harap olmuş okullarda eğitim yapmak birçok konuda dezavantaj oluşturdu.
Eğitime yeterli destek ayrılabiliyor mu?
Savaşın ve ambargonun yoğun yaşandığı bir coğrafyada eğitim alanını destekleyen bir ekonomi politikası maalesef uygulanamıyor. Her ne kadar adil bir bütçe uygulanmaya çalışılsa da ne yazık ki ihtiyaçların dörtte birini bile karşılayabilecek durumda değil.
Yine savaş nedeniyle sık sık eğitime ara verilmesi durumu da söz konusu. Öğretmenlerimizin eğitimi, okulların iyileştirilmesi, sınıf içi eğitimde teknolojik araçlara yer verilmesi, müfredatın iyileştirilmesi konuları yine eğitim araştırmaları ve toplumla ilişkilerin güçlendirilmesine yönelik projeler ne yazık ki savaş sürecinin yarattığı koşullar nedeniyle uygulanmaya konulamadı.
Savaşın sonuçlarından etkilenen öğrencilerimize psikolojik destek sağlamak pek tabii ki en önemli çalışmalarımızdan biri. Hatta neredeyse sırf bu yüzden eğitim müfredatını uygulamada bile zorluk yaşanabiliyor. Örneğin; en son 9 Ekim’de başlayan Türk işgal saldırıları sırasında eğitime ara vermenin yanı sıra ardından gelen bir ay içerisinde sadece öğrencilerin eğitime tekrardan adapte edilebilmesi için özel proje ve programlar uygulamak zorunda kaldık.
Savaş, ekonomik olarak halkımızı etkilerken azımsanmayacak sayıda öğrencimizin, ailesine ekonomik destek sunmak amacıyla eğitiminden feragat etmesi gibi bir durum da söz konusu.
Koronavirüsü salgını eğitim sistemini nasıl etkiledi?
Zaten Rojava’nın tüm sınır hattındaki şehirlerinde 9 Ekim’den başlamak üzere yaklaşık bir buçuk, iki aylık bir süreç eğitim görülemedi. Bu durum başlı başına bir sorundu. Savaş nedeniyle verilen aranın ardından 14-15 Mart tarihlerinde bu sefer salgın nedeniyle eğitime yine ara vermek zorunda kaldık.
İçine girilen bu yeni sürecin, eğitim-öğretim yılının sonuna kadar devam edebileceği öngörüsüyle birlikte yaklaşık 8 aylık öğretim yılı içinde toplamda biz iki buçuk aylık eğitimle sınırlı kaldık. Her ne kadar yeterli bir alt yapımız ve tecrübemiz olmasa da biz de uzaktan eğitim alternatiflerini değerlendirmeye aldık. Zaten sosyal ve doğal bilimler alanındaki öğretmen sayımız azdı. Yine coğrafik olarak çok geniş bir alana yayılan nüfus söz konusu. Elektrik sıkıntısı da işin içine girince baştan itibaren ciddi zorluklarla yüz yüze kaldık.
Peki ne tür tedbirler alındı?
Salgın nedeniyle okulları tatil ettik. Öğretmenlerimiz aracılığıyla komün ve meclislerde, yine öğrenci aileleriyle daha önce kurulmuş olan iletişim ağları üzerinden virüsün yayılmasını yavaşlatmak, mümkünse önünü alabilmek için bilinçlendirme faaliyetleri yürüttük. Bir yandan da okulların ve eğitim müdürlüklerinin dezenfekte çalışmalarını gerçekleştirdik.
Öğretmenlerimizin -yasak nedeniyle okul yönetimlerine ulaşamaması nedeniyle- maaşlarının dağıtımını yeniden örgütledik ve geniş bir ağ üzerinden tek tek öğretmenlere ulaştırmayı hedefledik. Her ne kadar eğitim durmuş olsa da sözleşmeleri sonlanan öğretmenlerimizin de maaşlarını vermeye devam ettik. Çünkü neredeyse birçok aile sadece bu maaşla geçiniyor ve yasak nedeniyle başka bir geçim alternatifi de söz konusu değil. Yine öğretmen ve öğrenci servislerinde çalışan araç sahiplerinin de maaşlarını ödemeyi ahlaki bir sorumluluk görerek devam ettirdik.
Kuzey-Doğu Suriye’de toplam kaç öğrenci uzaktan eğitim görüyor?
Kuzey-Doğu Suriye’de 800 bin civarında öğrenci bulunuyor. Elektrik ve bağlantılı internet sıkıntıları nedeniyle bütün öğrencilere ulaşma konusunda sıkıntı yaşanıyor. Bu sıkıntıları da okul sözcüleri ve öğretmenlerin fedakarca çabalarıyla aşmaya, tüm öğrencilere ulaşmaya çalışıyoruz. Bu konuda herhangi bir istatiksel çalışmamız olmadığından net bir rakam vermek pek mümkün değil.
Uzaktan eğitim sistemi nasıl örgütlendirildi, karşılaşılan en temel sorunlar neler oldu?
Tüm bölgelerimizde bulunan okullarda eğitimin nerede kaldığını tespit ederek işe başladık. Tüm bölgelerimizde eğitim aynı zamanda başlamadığı gibi zorunlu araların uygulanması da eşit olmadı. Bu nedenle tüm bu çalışmalar biraz zaman aldı. Eş zamanlı bir şekilde öğretmenlerin tespitini yapmaya ve teknik alt yapıyı hazırlamaya başladık. Müfredata uygun bir şekilde tüm derslerin videolarını çekerek internet ve televizyon üzerinden öğrencilere ulaştırmayı hedefledik.
Doğrusu bu konuda neredeyse hepimiz biraz tereddütlüydük. İlk tecrübemiz olacaktı. Yine eğitim müfredatının tüm dış dünyanın görüşüne açılacağı gerçeği bazı eğitim kadrolarımızı ikircikli yaklaşmaya itti. Fakat eğitim müfredatımıza duyduğumuz güven bu konuda bizi rahatlattı. Daha fazla teknik çalışmalarda zorlandığımızı belirtebiliriz.
Her ne kadar gönüllü olarak bu projeyi destekleyen çok sayıda öğretmen ve basın çalışanı olsa da bunların örgütlüğünü sağlamak, Hesekê ve Qamişlo kantonunda (Şehit Agid Akademisi’nin Kürtçe şubesi Qamişlo’da, Arapça şubesi de Hesekê’de) çalışma yürütmek biraz zorlayıcı oldu. Yine teknik alt yapı sıkıntımız da söz konusuydu; kameraların temini, montaj ekibinin oluşturulması ve eğitilmesi, arşiv ve yayın komitelerinin örgütlendirilmesi, televizyon ve basın yayın kuruluşlarıyla bu konuda yürütülen tartışmalar epey uzun bir zamanımızı aldı.
Öğrenciler, veliler ve öğretmenler uzaktan eğitim sistemine uyum sağlayabildiler mi?
Doğrusu çalışmaya başlayana kadar bu konuda ciddi bir şüphe ve ikirciklik vardı. Savaş sürecinden kaynaklı olarak okullarda bile takip ve eğitime adapte sorunları yaşıyorken uzaktan eğitimi nasıl örgütleyeceğimiz ciddi bir soru işaretiydi. Fakat çalışmaya başladıktan sonra fedakarca ve sadece bu projeyi başarıya ulaştırma motivasyonuyla çalışan çok sayıda öğretmen ve arkadaşımız projenin başarıya ulaşacağı konusunda ciddi bir umut verdi.
Birbirinden güç alan bu ekip sayesinde olumsuzlukları, teknik yetersizlikleri çok da dert etmeden çalışmaya odaklanmaya, kısa bir sürede öğrencilere ulaşmayı hedefledik. Dibistana Malê yani Ev Okulu, bu özverili katılımın bir ürünü olarak açığa çıktı. 16 Nisan’da yayına başlayan Ev Okulu, beklediğimizin çok ötesinde bir ilgi ve takip düzeyine ulaştı. Bazı bölge, şehir ve köylerimizde yaşanan eksiklikleri de öğretmen ağımız üzerinden aşmaya, tüm evlere ulaşmaya çalışıyoruz.
Savaş nedeniyle kamplarda kalan ve uzaktan eğitim görme şansı olmayan öğrenciler için bir çalışmanız var mı?
Özerk Yönetim’in temel politikalarından biri de kampları normal bir şehir ve köy yaşamında ihtiyaç duyulan her alanda donatmak. Yani mümkün mertebe tüm kamplarımızda da elektrik, televizyon ve internet sistemi oluşturulmuş durumda. Bu nedenle uzaktan eğitim konusunda şu ana kadar bu kamplarımızdan herhangi bir eleştiri veya şikayet gelmiş değil. Durumların tekrar düzelmesiyle birlikte zaten ağırlık verdiğimiz özel eğitimlere kamplarda devam etmeyi planlıyoruz.
Okulların açılışı ile ilgili bir tarih öngörüyor musunuz?
2019-2020 eğitim-öğretim yılı içinde okulların açılmasını beklemiyoruz. Her ne kadar bölgemizde şu ana kadar ciddi risk oluşturabilecek bir yayılma söz konusu olmasa da alınan genel tedbirler dolayısıyla böyle bir öngörüde bulunuyoruz. Bu nedenle biz okulların açılış tarihini 2020-2021 eğitim-öğretim yılının başlangıcı olan Eylül ayı ortaları olarak düşünüyoruz.







