Sistematik unutma üzerine bir ayrıcalık: Türklük

.
- Hafıza Merkezinin düzenlediği “Hafıza ve Sanat Konuşmaları” serisi başladı.
MIHEME PORGEBOL
Demokratik değerlerin, hukukun ve insan haklarının üstünlüğünün yıprandığı, sivil toplum hareketinin türlü baskılarla mücadele ettiği günümüz Türkiye’sine sanat alanındaki üretimlerin merceğinden bakmayı hedefleyen “Hafıza ve Sanat Konuşmaları” serisinin ilk kamusal programı gerçekleştirildi. Hafıza ve sanat alanında 2000 yılı sonrasındaki üretimlere odaklanan bir araştırma, derleme ve yorumlama projesinin ilk kamusal yayınında Banu Karaca, Nora Tataryan ve Tanıl Bora konuşma yaptı.
Şiddete eşlik eden mülksüzleştirme
“Süregiden Şiddet Tarihinde Suç Ortaklığı, Müdahillik, Paydaşlık” başlıklı ilk konuşmayı yapan Antropolog Banu Karaca Türkiye’de süre giden şiddeti ortaya çıkarıp besleyen en önemli dinamiğin cezasızlık politikaları olduğunu ifade etti. Karaca, yüzleşmenin Adorno’nun önerdiği gibi sadece geçmişte olanla değil, geçmişin nasıl hatırlandığıyla da yapılması gerektiğini vurguladı. “Yüzleşme sadece geçmişle hesaplaşma değil, aynı zamanda bugün olamamasını da sağlama durumudur” diyen Karaca 1915 Ermeni soykırımını da hatırlattı. Soykırım esnasındaki mülksüzleştirme politikalarını değerlendiren Karaca “Mülksüzleştirme, Türk ulus-devletinin oluşturulmasının mühim bir öğesi olmuştur. 1915’te başlayan soykırım sırasında Ermenilerin yaşadıkları, azınlıkların katledilmesi, sürülmesi ve mallarına el konulmasını şiddete eşlik eden mülksüzleştirme örnekleri olarak tanımlayabiliriz.” dedi.
“Bir ayrıcalık olarak Türklük, devlet şiddetinin ve mülksüzleştirmenin unutulmasını da içerir” diyen Karaca, Türklüğü sistematik unutma üzerine kurulmuş bir ayrıcalık olarak kavramsallaştırdığını ifade etti. Gündelik okur-yazarlık pratiklerinin de özneyi ulus devlete devşirdiğini ve resmi unutma ekonomisinin paydaşı yaptığını belirten Karaca; bunun da süre giden şiddet tarihine yatırım yaparak her yeri suç mahalline çevirdiğini belirtti.
Bir yüzleşme alanı olarak sanat
Antropolog Banu Karaca’dan sonra Şiddetin “Temsili, Hafızanın İnşası” başlıklı konuşmayı yapan yazar Nora Tataryan konuşmasında “Devlet şiddeti Türkiye’deki güncel sanatta nasıl temsil ediliyor? Sanat bir direniş alanı olarak tahayyül edilebilir mi?” gibi sorulara yoğunlaştı. “Bu coğrafyada yaşayan sanatçıların şiddet meseleleriyle ilişkilenmesi şaşılacak bir şey değil” diyen Tataryan durmadan şiddet uygulayan bir devlet geleneği ile karşı karşıya olunan bir ortamda sanatın bir yüzleşme alanı olarak ortaya çıkmasının şaşılacak bir şey olmadığını söyledi. Bu meselenin bir inkar rejimi içinde tartışıldığını savunan Tataryan devlet şiddeti temsilinin nasıl bir hakikat rejimi içine düştüğü ve bu anlamda şiddeti nasıl yeninden üretebileceği meselesine odaklandı.
Hınç ve tehdit dolu bir karşı hafıza
Son konuşmayı “Hafızayı Planlamak ve Heykelleştirmek” başlığıyla yapan yazar Tanıl Bora ise “AKP iktidarının ve iktidar çevresindeki muhafazakâr camianın hiç sanatsal üretimi yok mudur?” sorusuna yanıt aradı. “AKP iktidarının ve onların çevresindeki aydınların hafıza ile ilişkisi kendileri açısından bir restorasyon problemi oldu. Yani resmi ideoloji ya da hâkim kültürel anlayış çerçevesindeki hafızaya bir alternatif hafıza koymak istediler” diyen Bora, yaratılmak istenen bir karşı hafızaya dikkat çekti. AKP iktidarı etrafındaki sanat camiasının hatırlatmaktan ziyade unutturanı lanetlemeye, onu kahretmeye odaklandığını belirten Bora, “Tüm bunlara bağlı olarak hafızanın restorasyonu çabası bir hınç duygusu ile birlikte gelişiyor” dedi. Bu tutumda ikinci el bir nostalji olduğunu vurgulayan Bora konuşmasının devamında “Bir büyük hafıza savaşı içerisinde bazı muharebelere bakalım. Bunlardan biri İstanbul’un fethi temasıdır. Daha doğrusu yeniden fethi. AKP’nin Osmanlı imgesi değişmeye başladı. Çoğulcu Osmanlı anlayışının yerine büyük bir emperyal kudret olarak Osmanlı ve bir şanlı geçmiş hamaseti olarak Osmanlı gelmeye başladı. Yeni Osmanlıcılık olarak tanımladığımız bu ideolojik söylemde ciddi bir hınç ve tehdit algısı baskındır” ifadelerini kullandı.







