Sömürgeci Türk devleti tecavüzkardır

Forum Haberleri —

21 Ağustos 2020 Cuma - 23:52

  • Şu anda it sürüsü gibi Musa Orhanlar özel savaş elemanı olarak yetiştirilmektedir. Genç Kürt kadınlarını nasıl düşürülecekleri konusunda eğitilmektedirler. Kürt gençlerinin uyuşturucuya nasıl bulaştırılacaklarının yol ve yöntemleri belirlenmektedir.

Orhan KENDAL

Batman’da Musa Orhan adında bir uzman çavuşun İ. E.’yi günlerce rehin alarak tecavüz ettiği ve ölümüne sebep olduğu bilinmektedir. Bu olay tek başına sömürgeci Türk devletinin Kürdistan’a uyguladığı işgal ve kültürel soykırım politikalarının bir özeti gibidir.

Bu olayı bireysel bir suç-suçlu bağlamında ele aldığımız oranda hiçbir yere varamayız. Bu suçun nasıl bir sistem içinde işlendiğini açığa çıkarıp teşhir etmedikçe ve sistemin kendisine karşı mücadele etmedikçe bir sonuca da ulaşamayız.

Musa Orhan’ın serseri, faşist, alçak, ucube, soytarı olmasının yanında başka bir sıfatı vardır; o görevli bir özel savaş elemanı. Tecavüz suçunu sadece sadistliğinden ve sapıklığından dolayı işlemiyor, aynı zamanda devletin ona verdiği bir görev olarak icra ediyor. Suçlu, katil ve tecavüzkar olan sadece bu kişi değildir. Devlet suçludur, suça azmettirendir. Devlet katildir, katlettirendir. Devlet tecavüzcüdür ve tecavüzü bir özel savaş politikası olarak sistematik bir biçimde uygulamaktadır.

Bizim isyan edercesine duymayan kulaklara duyurmak, görmek istemeyen gözlere göstermek istediğimiz bu konudur. Yazılıp çizilenlere baktığımızda bunun yeterince görülmediğini düşünüyoruz. Ağırlıklı olarak bir askerin devlet ve iktidar zemininden güç alarak işlediği bir suç olarak teşhir edilmektedir. Bu konuda gösterilen tepkilerin yetersizliği bir yana gerçek hedefini bulamaması anlamında da sonuç alıcı değildir.

Benzer demeyelim, aynı suç geçmişte, Şırnak, Siirt, Hakkari, Mardin, Dersim kısacası Kürdistan’ın her yerinde işlendi ve işlenmeye devam edecektir. Çünkü bu bir devlet politikasıdır. Tekrar belirtmekte yarar görüyoruz; sömürgeci Türk devletinin Kürdistan’a dayattığı kültürel soykırım politikasının bir sonucudur. Bu devletin özel savaş politikasıdır.

Kürdistan’da uygulanan özel savaşın günümüzde başvurduğu iki temel yöntem, uyuşturucu ve fuhuşu geliştirmektir. Dikkat edilirse bu politikayla toplumun iki temel öncü gücü hedeflenmiş olmaktadır; gençlik ve kadın. Uyuşturucu ile gençlik, fuhuşla kadın düşürülmek istenmektedir. Böylece bu iki kesimin değil öncülük görevini yerine getirmesi, toplumun başına bela haline getirilmeye çalışılmaktadır. Geçmişte Siirt(devlet) valisi açıkça “dağa gideceklerine fuhuş yapsınlar daha iyidir” demedi mi? Hitler de “toplumu, kadınları yönetir gibi yöneteceksiniz” demişti. Önce kadını düşür, onunla bağlantılı olarak toplumu esir al. Bu yöntem erkek egemen ve iktidarcı zihniyetin beş bin yıllık bir tekniği ve taktiği olarak hep uygulamada olmuştur.

Dünyanın her yerinde tarih boyunca faşist devlet terörünün en azgın ve dizginsiz uygulamaları sömürgelerde olmuştur. Doğru mu? Evet diyorsunuz demek. Yoksa siz Türk devletinin Kürdistan’ı işgal eden sömürgeci bir devlet olduğunu düşünmüyor musunuz? Açıkça ne düşündüğünüzü söyleyin ki, havanda su dövmeyelim. Buraya kadar inmedikçe düşüncelerimiz net olmayacağı gibi eylemlerimiz de tutarsız ve yüzeysel olmaktan kurtulamayacaktır.

Bir kısım Türk aydını, demokratı, yazar ve düşünürü devletin Kürdistan’da uyguladığı bu özel savaş politikasını göremiyor, hatta böyle sistematik uygulamalara inanmıyor ya da inanmak istemiyor. Kürtlerin bazı şeyleri abarttığını, propaganda malzemesi olarak kullandığını düşünüyorlar. Bunlar Türk devletinin sömürgeci karakterini ya yeterince bilmiyorlar ya da egemen ulus şerbetinden nasiplenmişlerdir.

Devletin anti demokratik, hatta faşist karakterini kabul etseler de sömürgeci yanını teğet geçiyorlar. Baskıcı devletin Türk ile Kürt, Ermeni, Alevi ve diğerlerine aynı politika çerçevesinde yaklaştığını varsayıyorlar. Devletin her birine uyguladığı özel politikaları gerektiği gibi ve yeterince bilince çıkaramıyorlar. Bu devletin Kürdistan’ı farklı bir anayasa ve yazılı olmayan yasalarla yönettiğini kabul etmiyorlar. Bu devletin Kürt halkına ve insanına ölüm ve Türkleşmekten başka bir alternatif bırakmadığını göremiyorlar. Bundan dolayı gerçeği derinliğine kavramakta zorluk çekiyorlar. Yaşananları ve açığa çıkanları yüzeysel, ferdi, lokal olarak değerlendirmekten kurtulamıyorlar. Bu nedenle kadının, Kürt’ün, Ermeni’nin, Alevi’nin ve diğer ezilen kesimlerin acı çığlıklarını içten hissetmiyor ve isyan seslerine ortak olamıyorlar.

Aziz Nesin aydın ve demokrat bir insanımızdır. 1980’li yıllarda Amed zindanından çıkan insanlarla sohbet ediyor. Yapılan işkenceleri bizzat bunu yaşayanlardan dinliyor. Ama bir türlü aklı almıyor. Sonuçta “Kürtlerin hayal dünyasının zayıf olduğunu sanıyordum, yanılmışım” diyor. Yapılan işkencelerin bu düzeyde olabileceğine inanamıyor. Çoğunun hayal eseri olduğunu ve belki propaganda amacı güttüğünü düşünüyor.

Şimdi de birçok aydın ve düşünürümüz halen böyle düşünüyor. Kürtlerin maruz kaldıkları uygulamalara bir parça kuşkuyla yaklaşıyorlar. Abartı, kurgu payı arıyorlar. Propaganda olmasından şüphe ediyorlar. Geçmişte bu halka bok yedirilmesini de böyle karşılamamışlar mıydı? Peki, bu kadar tecrübeye, bu devletin kirli tarihine rağmen neden hale derinlemesine işlemiş bu şovenizmden ya da çarpıtılmış bilinç durumundan yeterince sıyrılma olmuyor?

Şu anda it sürüsü gibi Musa Orhanlar özel savaş elemanı olarak yetiştirilmektedir. Genç Kürt kadınlarını nasıl düşürülecekleri konusunda eğitilmektedirler. Kürt gençlerinin uyuşturucuya nasıl bulaştırılacaklarının yol ve yöntemleri belirlenmektedir. Devlet askeri, polisi ve diğer kurumlarıyla bu politikanın başarısı ve sonuç alması için çalışmaktadır. Valisinden yargı kurumlarına kadar devlet bir bütün olarak bu politikanın tetikçilerini, uygulayıcılarını, katil ve tecavüzkarlarını koruyup kollamaktadır.

Kürdistan’ı sömürge, Türk devletini de sömürgeci olarak kabul ettikten sonra hangi halktan ve inançtan olursak olalım eylemlerde ortaklaşmamız zor olmayacaktır. Bu devlet terörüne, bu vahşete hep birlikte dur demek daha kolay olacaktır. Hesabı sadece bir uzman çavuştan değil, onu eğitip hazırlayan generalden, o generalin devletinden soralım. Hesabı sadece o uzman çavuşu tutuklamayan savcı ve mahkemeden değil, bunların da tabi oldukları kurumsallıktan ve zihniyetten soralım. Bu vahşete karşı ve geçmişte yaşanan benzerlerine karşı toplum olarak gösterdiğimiz tepki de çok yetersizdir. Tecavüz ve kadın katliamları cesaretini bu toplumsal sessizliğimizden ve duyarsızlığımızdan almaktadır. Her bir kadın cinayeti, her bir tecavüz olayı bir isyan gerekçesidir. Sokakları, meydanları savaş alanına çevirme gerekçesidir. Toplumsal ahlak ve demokratik değerleri savunanlarımızın cesareti ve gücü faşizmi yenme kudretinde olduğunu gösterme günüdür…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.