Tutsaklar kararlı, iktidar sessiz

- Türk cezaevlerindeki PKK ve PAJK’lı tutsakların 27 Kasım başlattığı süresiz-dönüşümlü açlık grevi, 39. gününde devam ediyor.
- Salgın döneminde başlatılan açlık grevi eyleminin daha öncekilerden iki kat risk taşıdığını belirten CİSST Savunuculuk Koordinatörü Berivan Korkut, diyalog çağrısında bulundu.
İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Kapalı Cezaevi’nde 21 yıldır tutulan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin sonlandırılması ve artan hak ihlallerini protesto etmek amacıyla cezaevlerinde 27 Kasım’da süresiz-dönüşümlü açlık grevi eylemi başlatıldı. 8. grubun devraldığı eylem, 39. gününde devam ediyor.
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Savunuculuk Koordinatörü Berivan Korkut, salgınla birlikte cezaevlerinde tutsakların birçok hakkının askıya alındığını hatırlatarak, derneklerine bu konuda birçok başvurunun olduğunu kaydetti. Tutsakların salgın sürecinin başladığı ilk aylardan bu yana koğuşlardan çıkarılmadığını; bu durumun psikolojik ve fiziki yönden birçok olumsuz etkisi olduğunu dile getiren Korkut, “Salgına karşı önlem alınması anlaşılabilir bir şeydir. Önlemler alınırken mahpusların hakları da gözetilmeli. Mahpuslar üzerindeki tecrit her şeyi gözler önüne seriyor. Bir yıldır koğuşundan çıkarılmayan mahpusların olduğunu biliyoruz. Mahpusların günlük aktivitelerin engellenmesi dahi onları çok olumsuz etkiliyor” dedi.
İki kat risk taşıyor
Cezaevlerindeki hak ihlallerinden dolayı tutsakların sınırlı imkanlarla gönderdiği mektuplar aracığıyla derneklerine başvuruda bulunduğunu kaydeden Korkut, daha çok mektuplar üzerinden iletişim sağlayabildiklerini aktardı.
Salgının ağırlaştığı bir dönemde başlatılan açlık grevi eylemlerine ilişkin ciddi kaygılarının olduğunu vurgulayan Korkut, şunları söyledi: “Bu dönemde başlatılan açlık grevleri bir öncekilerinden farklı olarak, salgın döneminde başladı. Salgın riski altında yürütülüyor. Önceki eylemlerde sağlıkçılar, ‘Şu tarihten sonra risk grubuna girer, şu tarihten itibaren şu olumsuzluklar yaşanabilir’ açıklamalar yapıyordu. Ancak sağlıkçılar şimdi salgından dolayı çok ciddi uyarılar yapıyor. Bağışıklığa dikkat çeken sağlıkçılar, salgın döneminde açlık grevi, daha önceki eylemlerden iki kat daha risk taşıyor.”
Diyalog çağrısı
“Bu coğrafyada birçok insan hapishanelerde açlık grevi eylemlerinden dolayı yaşamını yitirdi” diyen Korkut, şunları ekledi: “1980’lerden bu yana açlık grevleri sıklıkla başvurulan bir yöntem oldu. Ama burada şunu da gördük diyalog kurulduğunda sorunlar çözülebiliyor. Salgın süreci dikkate alınarak diyalog kapılarının açılmasını, mahpuslarla var olan sorunların çözülmesini, hiç kimse hayatını kaybetmeden, sakat kalmadan sorunların çözülmesini talep ediyoruz. Bu kez çok endişeli olduğumuzu bir kez daha vurgulayarak, bütün kamuoyuna ve yetkililere duyarlılık çağrısında bulunuyoruz.”
Tecrit ağırlaştırıldı
200 gün süren ve 26 Mayıs 2019’da Öcalan’ın çağrısıyla sonlandırılan açlık grevi ve ölüm orucunu yakından takip eden Açlık Grevi İzleme Heyeti’nde yer alan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İstanbul Anadolu Şube Başkanı Erdal Güzel de yeniden aynı taleplerle başlayan eylemi değerlendirdi.
Hak savunucuları olarak açlık grevi eylemlerinin başlamadan sorunların çözülmesi konusunda adımların atılması gerektiğini öncelediklerini dile getiren İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, çözümsüzlüğün tutsakları açlık grevi gibi eylemlere başvurmaya yönelttiğini söyledi. Salgın sürecinde dernek olarak cezaevlerini yakından takip ettiklerini; bu süreçte tecridin ağırlaştırıldığını aktaran Yoleri, korunma adı altında getirilen yasakların salgınla ilgisi olmadığını belirtti. Yoleri, her dönemde başlayan açlık grevi eylemi için kaygılandıklarını, ancak salgın sürecindeki eylemin daha fazla endişe yarattığını ifade etti.
İmralı bir göstergedir
Eylemin talebi olan Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması hakkında da değerlendirmelerde bulunan Yoleri, şunları ifade etti: “İmralı’daki tecridin yaşanan birçok sorunla direkt bağlantısı olduğunu görüyoruz. Barış, demokrasi, adalet isteyen herkesin yüzünü İmralı’daki tecride dönmesi lazım. Çünkü İmralı bu anlamda bir gösterge. Devlet, çözüm sürecinde İmralı’daki tecridi kaldırarak yüzünü barış ve demokrasiye dönmüştür. Bu sürecin bitmesiyle tekrardan tecrit uygulamaları başladı. Dolayısıyla İmralı tecridi, Türkiye’deki barış ile ilgilidir. Tutsakların neden İmralı tecridini dile getirdiklerini burada aramak lazım.”
Dört duvar arasında değil
“Hapishanelerde işkence ve tecrit varsa dışarıda da işkence ve tecrit vardır. Zaten genel Türkiye tablosuna bakılırsa bu çok net bir şekilde görülüyor. Bu anlamıyla hapishaneler dışarının yansımasıdır” diyen Yoleri, şöyle devam etti: “İçerisi dışarıdaki hayatın bir parçası, içerde ne yaşanıyorsa bizler de ona maruz kalıyoruz. Bu anlamda dışarıdaki toplumsal mücadelenin bir parçası olarak içerdeki eylemleri değerlendirmek lazım. O nedenle eylemi sadece dört duvar arasındaki bir eylem olarak değerlendirmek lazım. Çünkü içeri ve dışarısı arasındaki bağ çok nettir. Toplumsal duyarlılık buradan doğuyor. Bizler eğer işkence ve tecridin önlenmesi için mücadele ediyorsak aslında tüm toplumun tecrit ve işkenceden kurtarılması için mücadele ediyoruz anlamına geliyor. O yüzden içerdeki itirazın toplumsal meselelerle bağını irdelemek lazım. O yüzden toplum açlık grevi eylemlerine duyarlılık gösterip sahiplenmesi gerekiyor. Toplum kendi sorunlarına katkı sunmak için bunu yapmak zorundadır.”
Eylem, zorunlu hale geldi
Cezaevlerinde yaşanan sorunlara dikkat çekerek açlık grevi eyleminin, tutsaklar için zorunlu hale getirildiğini belirten SES İstanbul Anadolu Şube Başkanı Erdal Güzel ise "İktidarın tavrına karşı açlık grevine giren insanların bu duruşu değerli ve önemlidir” dedi. Salgın döneminde başlayan eylem için ciddi anlamda kaygılandıklarını vurgulayan Güzel, şöyle devam etti: “Korona çok ciddi bir salgın. İnsan vücuduna ciddi zararlar veriyor. Açlık grevinden dolayı bağışıklık sisteminin zayıflamasının ardından salgının yayılması peş peşe birçok insanın ölümüne neden olabilir. Burada esas şey pandemi döneminde cezaevlerinin boşaltılmasıydı. Hepsinin tahliye edilmesi gerekiyor. Devletin temel görevi insanları yaşatmaktır. Cezaevlerinde bulunan tüm siyasi tutsakların bir an önce tahliye edilmesi gerekiyor.” AMED







