• Gelin açıkça söyleyelim; bu topraklarda halklara yutturulmak istenen 'demokrasi oyunu'nu demokrasi mücadelesine dönüştüren, Kürtlerin ısrarlı ve inatçı direncidir.
  • Kürtler demokrasinin filizlenmesini budayan her tutumun karşısında olduğu gibi bugün de 'mutlak butlan' kararına her düzeyde en yüksek sesle karşı çıkıyor. 
  • Buna karşın 'mutlak butlan' kararı ardından “DEM Parti’nin dolayısıyla Kürtlerin 'mutlak butlan' kararına yeteri kadar güçlü bir karşı çıkışı olmadığı” ileri sürülüyor.
  • Söylenenlere bakılırsa bir 'demokrasi' var. Eğer bu doğruysa bizim gördüğümüz kadarıyla söz konusu 'demokrasi', Kürtleri kapsamıyor. Talep edilen ise Kürtlerin de ona sahip çıkması. 

HEVAL TAHA

Cumhuriyet, başından itibaren 'Türklüğün iktidar olma biçimi halinin ötesine geçmek istemedi. Kurucuları, hiçbir dönem demokrasiyi hedeflemedi. Osmanlı’dan ayrılan son 'ulusal kimlik/hareket' olarak 'Türklüğü' inşa etmeyi hedeflediler. Bunun için ihtiyaçları olan 'ulus'u da kendileri yaratmaya karar verdiler. Avrupalı muadillerinin tersine ve derin bir tarihi kaymayla önce bir devlet kurup ardından ulus inşasına giriştiler. Hedefe ulaşmak için zora dayalı her yolu mübah gördüler. Ermeni ve Pontus katliamlarıyla başlayan 'coğrafyayı Müslümanlaştırma' girişimleri, 'Müslüman milleti' Türkleştirmeye dönüştü. Kürtler, bu 'millet' tarifinin içindeki en geniş Müslüman topluluk olarak 'Türkleştirilecekler listesi'nin başında geliyordu. 

Cumhuriyet kurucuları, bunları yaparken demokrasi ile aralarına yüksek duvarlar ördü. Tam da bu sebeple cumhuriyetin kurucu iradesi/partisi CHP’nin '6 ok' ile ifade edilen ilkeleri arasında demokrasinin olmaması dikkatle irdelenmesi gereken bir tercihtir. Demokrasisiz cumhuriyetin kökleri, ilk Meclis'te kuvvetler birliğini savunan tek parti, tek millet, tek dil, tek din yanlısı 1. grup ile kuvvetler ayrılığını savunan 2. grubun mücadelesine kadar uzanır. Sonunda CHP’ye dönüşecek kuvvetler birliğini savunan dikta eğilimi galebe çalarak muhaliflerini tasfiye etti. Toplumu tekleştirme projesi olarak Türk tipi cumhuriyet buradan doğdu. Yüzyılı aşkın tarihinde demokrasi karnesinin kocaman bir sıfır olması da bundan.

Kürtlerin demokrasi mücadelesi

Başından itibaren bu Türkleştirme soykırımına direnen Kürtler, varoluş mücadelesi ile demokrasi talebini birlikte yürütmeyi başardı. Bu topraklarda demokrasi mücadelesinin motor gücü Kürtler oldu. Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadele tarihi, halklar demokrasisi inşa etmeyi hedefleyen bir savaşım olarak da yorumlanabilir. Hareket, halklar demokrasisini inşa etmek için tüm araçları kullandı. Bu mücadele sürecinde Kürtler birçok alanda çok ciddi bedeller ödedi. Bu yolla elde ettikleri tüm kazanımlar, tekçi devletin en acımasız saldırılarıyla yok edilmek istendi. Kürtler, bir kere olsun geri adım atmadı; tekçi devletin yıktığını yeniden dişiyle tırnağıyla çoğu zaman da çoğaltarak bir kez daha inşa etti. Gelin açıkça söyleyelim; bu topraklarda halklara yutturulmak istenen 'demokrasi oyunu'nu, demokrasi mücadelesine dönüştüren Kürtlerin ısrarlı ve inatçı direncidir. Kürtler demokrasinin filizlenmesini budayan her tutumun karşısında olduğu gibi bugün de 'mutlak butlan' kararına her düzeyde en yüksek sesle karşı çıkıyor. 

Buna karşın 'mutlak butlan' kararı ardından bazı okur-yazar çevreden, bu kararın 'Türk demokrasisi'ne en büyük darbe olduğu, artık olmaz denecek hiçbir şeyin kalmadığı terennüm ediliyor. Daha ileri giderek “DEM Parti’nin dolayısıyla Kürtlerin mutlak butlan kararına yeteri kadar güçlü bir karşı çıkışı olmadığı” ileri sürülüyor. Pratikte esamesi okunmayan 'Türk demokrasisi'nin tarihinin en büyük saldırısıyla karşı karşıya olduğu konusunda çok netler. Söylenenlere bakılırsa bir 'demokrasi' var. Eğer bu doğruysa bizim gördüğümüz kadarıyla söz konusu 'demokrasi', Kürtleri kapsamıyor. Talep edilen ise Kürtlerin de ona sahip çıkması. 

Peki ya Kürt demokrasisi?

Kürtlerin siyasi mücadelesine dönük saldırıları hangi bağlamda ele almalıyız? Neden Kürtlere yönelik saldırılar yaşandığında demokrasiye saldırılması söz konusu olmuyor? Erzurum Kongresi’nden bu yana ortak yaşam için çaba sarf eden Kürt siyasi kadro ve kurumlarına yönelik faşizan uygulamalar hangi demokrasiye yönelik saldırılardı?

Açık kaynaklardan erişilebilecek haberler üzerinden yakın geçmişten başlayarak geriye doğru izaha ve hatırlamaya çalışalım: 

* 11 Eylül 2016 tarihinde başlayan kayyum atamaları üç büyükşehir belediyesi, 10 il, 63 ilçe ve 22 belde ile Demokratik Bölgeler Partisi'nin (DBP) toplam 95 belediyesinde gerçekleşti. Tüm kayyum belediyelerine devlet memurları atandı.

* Kayyum atamalarının yanı sıra kamuda ve belediyelerde çalışan 15 bine yakın işçi ve memur, 300’e yakın muhtar ihraç edildi.

* 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde Halkların Demokratik Partisi (HDP) üç büyükşehir, 5 il, 45 ilçe ve 12 belde belediyesi ile toplam 65 belediyeyi kazandı. Seçim sonrasında HDP’li 43 belediye ebakanı tutuklandı, 48 belediyeye kayyum atandı.

* Kayyum atanan belediyelerin meclisleri feshedildi ve seçimle gelen 807’si HDP’li, toplam bin 139 meclis üyesinin üyelikleri düşürüldü.

Belli ki tüm bu olup bitenler, “artık olmaz denecek hiçbir şey kalmadı, demokrasi saldırı altında” denecek bir nokta değildi, zira Sosyalistlerin dışında hiçbir düzen partisinden bu yaşananlara güçlü bir karşı çıkış olmadı.

Biraz daha geriye gidelim

Halkın Emek Partisi (HEP), 14 Temmuz 1993'te; Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖZDEP), 23 Kasım 1993'te; Demokrasi Partisi (DEP), 16 Haziran 1994'te; Halkın Demokrasi Partisi (HADEP), 13 Mart 2003'te; Demokratik Toplum Partisi (DTP), 11 Aralık 2009'da kapatıldı. Anılan partilerin tümü Türk Anayasa Mahkemesi tarafından siyasi faaliyetleri nedeniyle, yani sadece siyaset yaptıkları için kapatıldı. 

Anlaşılan o ki; tüm bunlar da yüzyıllık 'demokrasi birikimi'ne saldırı kapsamına girmiyor. 

Bunlar da olmadı mı?

Devletin resmi (TBMM Göç Komisyonu raporları) rakamlarına göre; 1990 ile 2000 yılları arasında Kuzey Kürdistan’da 3bin 248 köy ve mezra boşaltıldı. Bağımsız kaynaklara göre ise bu rakam, 4 bin civarında. Zorla göç ettirilen insan sayısı 3 milyonun üzerinde. Belli ki bunlar olup biterken de "artık bu kadar olamaz" denecek bir durum yoktu.

Peki ya 2 Mart 1994’te Türkiye Meclisi polisler tarafından basılıp Kürt milletvekilleri yaka paça götürülürken 'demokrasiniz' bugünkünden daha az mı darbe almıştı? 

Gazete, sayfa ebadı sınırları içinde kalınması gereken bir zorunluluğu dayatıyor, aksi takdirde bu listeyi uzatmak mümkün. Yine de şunu da eklemesek olmaz: demokratik toplum inşası için birlikte mücadele eden yüzlerce Kürt ve Türk  siyasetçi, sadece siyasi faaliyetleri gerekçe gösterilerek on yıllardır tutsak. 30 yılın ardından tutsaklıkları sonlandığı halde tahliyeleri ertelenen Kürt devrimcileri gibi hasta tutsaklara uygulanan işkenceler de devam ediyor. Anlaşılan, bunlar da bahse konu 'demokrasi'ye saldırı kapsamına girmiyor.

Mevcut cumhuriyetin hiçbir dönem demokrasi olmadığını anlamayanlar için kısaca; rojbaş arkadaşlar, 'demokrasinize' hoş geldiniz.