Yönetmen Ebubekir Çetinkaya, 'Yuva' adlı belgeselde, aile içi taciz ve tecavüzü konu alıyor. Filmde aile içinde taciz ve tecavüze maruz kalan 5 karakterin yaşadıkları ele alınıyor.
Filme ilişkin konuşan Ebubekir Çetinkaya, belgeselin hazırlık aşamasında göz attığı çeşitli araştırmalara göre Türkiye'de ortalama her dört kişiden birinin aile içi taciz ve tecavüze maruz kaldığına vurgu yaptı. Filmde ele alınan karakterlerin ancak yaşadıkları travma ile yüzleşmelerinin ardından istedikleri hayatı yaşayabildiğini aktaran Çetinkaya, aile içi taciz ve tecavüz ile yüzleştikçe bu travmaların atlatılabilineceğine vurgu yaptı.

'Ensest kelimesini özellikle kullanmıyorum'

Aile içi taciz ve tecavüz vakalarını işlediği yapımında ensest kelimesini özellikle kullanmamaya önem verdiğinin altını çizen Çetinkaya, bunun iki sebebi olduğunu söyledi. Çetinkaya, bu sebepleri şöyle anlattı: "Birinci neden, ensest kelimesi kullanıldığı zaman aile kelimesi kullanılmıyor. Ben de aile kelimesini içermeyen ensest kelimesi ile kutsanmış ailenin dil yoluyla yeniden kutsanmasının önüne geçmek istiyorum. İkinci neden ise, ensest ilişkide her iki tarafın özgür iradesi söz konusudur. Ele aldığım karakterlerde bu durum söz konusu değildi. Dolayısıyla ben de bu kelimeden uzak durdum." 


'Gizlemek devletten kaynaklı'
Çetinkaya, filmde aile içi tacize uğrayan eşcinsel bir karakterin bu durumu toplumsal baskılardan ötürü uzun bir dönem sakladığını belirtti. ''Aile olgusu, topluma adapte olabilmek için bu tür durumların sürekli olarak saklanmasını zorunlu kılar. Bu kadar şeyi yaşarken haliyle yaşadığın travmaları söylemiyorsun" diyen Çetinkaya, şöyle devam etti: "Saklamak en doğru yöntem oluyor. Temel neden devlet ve onun ideolojisi. Toplumun en küçük birimi ailedir. Ailenin üzerinde en çok devlet etkili oluyor. O en büyük erk devlet olduğu için sana ne öğretiyorsa onu yapıyorsun. Bunu sadece aile öğretmiyor aslında. Aile içi tecavüz ve tacize uğrayan birisi doktora veya emniyete gittiği zaman da bu şekilde, yani saklaması yönünde yönlendirilebiliyor. Bu şekilde eve gönderilen bir sürü çocuk var. Aslında kadın hareketleri sayesinde olumlu gelişmeler var. Ama sonuçta o aile bozulmasın diye herkes elinden geleni yapıyor. 'Tamam bunu yaşadın ama aileni, yuvanı bozma' şeklindeki sözler kadın cinayetlerinin sebebidir. Bu kadın defalarca emniyete gidiyor ve yuvasını bozmasın diye geri gönderiliyor, sonunda kadın öldürülüyor.''

'Fatura hep kadına kesiliyor'
Belgeselde dayısı tarafından taciz edilen kadın karakterlerden birinin yaşadığı travmadan annesini suçlamasını değerlendiren Çetinkaya, bunun mağdur için bir kaçış yolu olduğunu belirtti. Çetinkaya, yaşanılan olay karşısında mağdurun annesini suçlamasının nedenini, insanın içerisindeki faşist duygunun devreye girerek bu tepkiye yol açması şeklinde açıkladı. Çetinkaya, ''Çünkü annesinin onu reddedeceğini hiçbir şekilde düşünmüyor. Annesini ne kadar acıtsa da, incitse de hiçbir biçimde onu reddetmeyeceğini düşünüyor. Ama aynı şey baba için geçerli değil. Babasına söylemeye cesaret etmiyor. Babası ya reddedecek ya da tepki gösterecek. Anne bununla yüzleşiyor ve aynı zamanda canı da acıyor. Mağdur kadın, annesinin vicdanına güvenerek sürekli onu suçluyor. Bu çok travmatik bir durum anneyi de anlayabiliyorsun, suçlayan kişiyi de anlayabiliyorsun" diye konuştu.

'Travma yüzleştikçe atlatılabilir'
Aile içi taciz ve tecavüze uğrayan bireylerin bu durumu atlatmalarının çok zor olmadığını belirten Çetinkaya, ''Çok ağır bir durum, ama umut var. Öncelikle kendinizle yüzleşmeniz gerekir. Yüzleşilmediği sürece bunun atlatılacağını düşünmüyorum. Aile içi tecavüz ve tacize uğramışsanız ve bunu saklıyorsanız bunu atlatmanız imkansız. Ailenin gerçek kimliğiyle yüzleşmeniz gerekiyor'' dedi.

'Seyirciyi rahatsız etmek istedim'

Çetinkaya, kişilerin hayattaki duruşlarının ve direnişlerinin çok önemli olduğuna vurgu yaptı. Filmde karakterleri mağdur biçimde ele almayıp başlarına gelen olaylarda o güne kadar kutsal gördükleri her şeyi suçlamalarını işleyen Çetinkaya, bu durumla seyircinin karakterlere acımasına engel olup, seyirciyi bu durum karşısında ne yapılması gerektiği konusunda düşündürüyor. Çetinkaya, ''İnsanlar rahatsız olunca kafa yoruyor aslında, rahatsız olmuyorsa hiçbir zaman düşünmüyor. Birisi için ağladığın zaman onun için herşeyi yapmış oluyorsun. Öyle hissediyorsun ama ben karakterleri anlatırken seyirciyi rahatsız etmek istedim'' diye konuştu.
Hacettepe Üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya göre ülkede her dört kişiden birinin aile içi taciz ve tecavüze maruz kaldığını belirten Çetinkaya, ''Yasalar aileyi kurmaya yönelik. İnsanlar evlensin aile kursun. İnsanlar sürekli evlendirilmeye, çocuk doğurmaya itiliyor" dedi.

 DİHA/İZMİR