- Ulusalcılar ve onların etkisi altındaki kimi sosyalistler, müzakere sürecinin amacının “Erdoğan’ı yeniden başkan yapma müzakeresi” olduğunu söyleyerek süreci baltalamaya çalışıyor.
- Bu aymazlıkta Kürtlerin böylesine kapsamlı bir stratejik çizgi inşa edemeyeceğine, Erdoğan’ı destekleyerek birkaç sadakayla yetineceğine dair iğrenç bir bilinçaltı ırkçılık da var.
VEYSİ SARISÖZEN
Ulusalcı medyanın yazarları, “müzakere sürecinin amacı demokrasi değil, Erdoğan’ı yeniden başkan yapmaktır” diye zırvalıyor. “Barrack Osmanlıyı ihya etmek ve müzakere sürecinin sonunda Erdoğan’ı padişah yapmak istiyor, Cumhuriyet tehlikede” bile diyorlar. Kafayı hepten sıyıranlar ise jeo-politik uzmanı kılığında “Müzakere süreci ABD emperyalizminin projesidir, amacı Türkiye’yi bölmek Kürdistan’ı kurmaktır, vatanımız tehlikede” diye ruh çağırma seanslarında “Atam geldiysen masayı üç kere tıklat” diye sayıklıyorlar.
Bu zırvaların vardığı biricik gerçek sonuç şudur: Masa yeniden devrilsin, savaş başlasın!
İlk bakışta topunun ahmak olduğunu sanabiliriz. Değiller. Cin gibiler. Müzakere sürecinin Kürt sorununda çözüm ihtimalini güçlendirdiğini görüyorlar ve tarihi misyonlarının gereği Kürt sorunu çözülmesin diye dünya savaşı şartlarında ülkeyi kaosa sürükleyeceğini bile bile Kürt-Türk savaşını kışkırtıyorlar. Onlar, Cumhuriyet’le birlikte Türk uluslaşmasını kim varsa hepsini asimilasyonla, olmadı soykırımla Türkleştirerek tamamlayamadıklarını biliyorlar. Bunu tamamlayamadıkları için Türk ulus devletini de güvenceye alamadıklarından dehşetli korkuyorlar.
Korkunun ecele faydası olmaz.
İki ihtimal var: Ya yok edemedikleri Kürt halkıyla barışacaklar “tek Türk ulusuna dayanan ulus devlet” inadından vazgeçecekler ya da Kürtleri savaşla yok edelim derken III. Dünya Savaşı'na bir kere daha sürüklenip “ulus devletlerini” de Osmanlıyı nasıl kaybettilerse öyle kaybedecekler.
Evet, tarihte “başarılı” oldular. Ege’deki, Karadeniz’deki ve Doğu Anadolu’daki Hristiyan nüfusu kırdılar, göç ettirdiler, bitirdiler. Alevileri de kırımdan geçirip sindirdikten sonra Türkiye’yi “İslam ülkesi” haline getirdiler. Getirdiklerine pişman oldular. Yüzyıldır “laik-şeriatçı” kavgasıyla uğraşmaktalar.
Bu defa “İslamcı-şeriatçı ve Kürtçü Şeyh Sait"le başları belaya girdi. 1925'ten beri Kürt isyanlarını kanla bastırmayı da başardılar. Asimilasyonla halkı olmasa da Kürt zenginlerini, toprak beylerini, okumuş yazmış nicelerini Türkleştirmeyi de başardılar. Böylece sömürge halkını sömürge pazarına hakim olmak isteyen Kürt burjuvasinin ve feodallerin öncülüğünden mahrum ettiler. 1930’lu yılların sonundan PKK isyanına kadar Kürdistan’ı susturdular.
Susturduklarına da pişman oldular, çünkü Kürt halkı kendi içinden yeni “öncüyü” 1970 sonlarında yarattı. Bu öncü, yoksul halkın yoksul evlatları olunca isyan modernleşti, sosyalistleşti, giderek Türklerin “öncüleri” sosyalistleri etkiledi; sonunda kadın devrimine yol açtı ve tarihte ilk defa “kadın-erkek” isyanına dönüşerek bütünsel bir isyan haline geldi; tüm Kürt nüfusunu kapsamakla kalmadı, dünya kadınlarının ve sosyalistlerinin desteğini de kazandı. Öcalan, Emevi öncesi Muhammedi İslam'ın devrimci özünü de açığa çıkarınca Kur’an'ın “ahlaki toplum” idealiyle bilimin “ahlaki politik toplum” programı birleşti ve Kürdistan’da “laik-İslamcı” kavgasının bölücü etkileri zayıfladı. Alevi, Sünni, Êzîdî Kürt halkı, özgürlükçü laiklik temelinde birleşti.
Bu gelişmenin sonucu olağanüstüdür. Kürt isyanları, aşiretler arası çelişkilerin; Kürt Alevi ve Kürt Sünni çekişmelerinin etkisi altında “dini ve milli” mevzi isyanlardı. PKK öncülüğündeki isyan ise biçimsel olarak ulusal, toplumsal içerik olarak sınıfsal, hedef olarak demokratik sosyalist, kapsam olarak da dört parçada bölünmüş Kürtleri ve dört sömürgeci devletin muhalif güçlerini, giderek dünya çapında enternasyonalist güçleri kapsayan bir isyana dönüştü.
Ulusalcının korkusu ve pişmanlığı boşuna değildir.
Şimdi bu isyan süreci, Öcalan tarafından devletin, iktidarların ve ulusalcıların bütün korkularının temelini ortadan kaldıran yeni bir süreç haline geldi. Öcalan, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve diğer sömürgeci devletlerin “bölünmez bütünlüğünü ve sınırlarının dokunulmazlığını” güvenceye alacak temelde Kürt sorununda yeni bir çözüm stratejisiyle karşılarına çıktı. Bu strateji “demokratik entegrasyon” stratejisidir. Yalnızca Türk ulusuna dayanan “Türk ulus devleti” yerine diğer azınlıkları da kapsayan “Türk ve Kürt Demokratik Cumhuriyeti” hedefi, itiraf etmeseler de bütün Kürt düşmanlarının ezberlerini bozdu.
“Türk ve Kürt Demokratik Cumhuriyeti”, Türkiye’nin 60 milyonluk Kürdistan'ın tümüyle ittifakını sağlayarak Ortadoğu’da küresel güçlerin peşine takılıp savaşlara sürükleyemeyeceği yenilmez bir gücü inşa etmek anlamına geliyor. Aynı zamanda 100 yıldır Cumhuriyetin bir türlü demokrasiyi gerçekleştiremeyişinin de biricik çaresi oluyor. Kürt sorununda süren çözümsüzlük yüzünden yaşanan isyanlar ve onları bastırma tarihi sona erdirilince demokrasinin önü ardına kadar açılacak.
Elbette demokrasinin yokluğu, yalnızca Kürt sorununda çözümsüzlük yüzünden değil. Aynı zamanda Türkiye’de kapitalizmin tekelci aşamaya evrilmesiyle Türk devletinin bölgesel emperyalist bir devlet olması da militarist yayılmacılığın yarattığı diktatörlük eğilimlerini güçlendirmekte. İşte Kürt sorununda demokratik entegrasyonla çözüm gerçekleştiğinde kapitalizme, onun bölgesel emperyalist yayılmacılığına karşı Türk ve Kürt işçilerinin, emekçilerinin birliği ve ortak mücadelesinin önündeki “etnik bölünmeler” de ortadan kalkacak. Demokrasinin ve antikapitalist mücadelenin önü açılacak.
Yerellerde “yerel yönetimlerin komünalleşmesi” gerçekleştiği ölçüde Kürt ve Türk halkının devrimci güçleri yerellerden merkeze doğru tekelleri ve merkezi devleti adım adım kuşatıp demokrasi yoluyla sosyalizme yürüme imkanı elde edecek. Merkezi devletin oligarşik yapısının yeni aşamasında ve yeni teknolojilerin merkezi denetimi olağanüstü etkili hale getirdiği şartlarda merkezi devlet ile merkezi devrimci örgütler arasındaki eşitsizlik, yerellerden merkeze doğru yürüyüş stratejisiyle dengelenecek.
Ulusalcılar ve onların etkisi altındaki kimi sosyalistler, ne yapıyor? Müzakere sürecinin amacının “Erdoğan’ı yeniden başkan yapma müzakeresi” olduğunu söyleyerek süreci baltalamaya çalışıyor. Bu aymazlıkta Kürtlerin böylesine kapsamlı bir stratejik çizgi inşa edemeyeceğine, Erdoğan’ı destekleyerek birkaç sadakayla yetineceğine dair iğrenç bir bilinçaltı ırkçılık da var. 100 yıllık kendi tarihlerine ve Kürtlerin tarihlerine bakıp utanmalıdırlar.
Şu yazılanları okuyup anlarlarsa yaptıklarının tam tersine yalnız Erdoğan’a değil, tüm egemen sınıfa ve onun emperyalist müttefiklerine yarayan karşı devrimci işler olduğunu göreceklerdir.
Umarım görürler.