- TKP, gerici-milliyetçi “bölücülük” paranoyasını son yıllarda artık dillendiremedi fakat Hareket'in silahlı mücadeleye son verdiği koşullarda, sosyal şoven teorisini daha fazla ilerletiyor.
ZİYA ULUSOY
TKP yöneticileri, Kürt Özgürlük Hareketi’nin silahlı mücadeleyi sona erdirmesine sevindiklerini belirtti. Ardından TKP’nin teorisyenlerinden Aydemir Güler, 'Ulusal Sorunda Güncelleme' yazısını yayınladı.(Gelenek, s.165,Haziran 2025)
Yazar, ulusal soruna ilişkin TKP’nin başından bugüne bakış açısının kronolojisini veriyor. Sonuçta bugün Kürt ulusal sorununda önerisini özetliyor:
* “Dilini öğrenmek, kültürünü geliştirmek kimseye yasaklanamaz.”
Kürtler dilini öğrenebilmeli. Yazar, güncel başka bir yazısında “ana dilde eğitimi” de lütfen kabul ediyor fakat tek resmi dilin ve asıl eğitim dilinin Türkçe olması gerektiğini belirtiyor.
* “Kendi kaderini tayin hakkı adına, ulusal özgürlük adına 20. yüzyıl yapılanmasının dağıtılmasın”a karşı ”verili ulus devletler sistemi ve bu sistemin somut karşılığı olan devlet sınırlarını savunma hattı... seçilmeli” temel görüşünü buyuruyor.
Çokuluslu yeni sömürgelerde ve Türkiye’de devlet sınırını, “bölücülüğe” ve “gevşetme/parçalama” kapsamına aldığı özerklik, federasyona karşı kararlılıkla savunuyor.
* “Acaba kime ulus denecek, kime denmeyecektir türünden çıktısı olmayan tartışmalar da” gerekli değil.
Kürtlerin ulus gerçeğini reddediyor.
TKP teorisyenlerine yön veren, Üçüncü Dünya devletleri milliyetçiliğidir. Türkiye somutunda Kürtlere ana dilde eğitim yeter, gerisi emperyalizme hizmet eder görüşünü savunuyor.
A. Güler, TKP’nin ulusal soruna ilişkin görüşlerinin evriminin esasen baştan itibaren özsel olarak değişmediğini vurguluyor.
Gerçekten de 1988’den itibaren TKP, ulusların kaderlerini tayin hakkının artık ilerici rol oynamayacağı, emperyalizme yarayacağı teorisini kurdu.(Cemal Hekimoğlu, Yirminci Yüzyılda Ulusal Sorun ve Milliyetçilik, Gelenek s. 17) Çünkü emperyalist sömürgecilik yıkılmış ve ulusal sorunlar esasen yeni sömürge çokuluslu ülkelerle sınırlı hale gelmişti. Bu ülkeleri “böleceği” için ayrılma hakkının emperyalizme yarayacağı teorisini üretti.
Paranoyak milliyetçi görüş
TKP, 2000’li yıllarda bu görüşünü daha gerici bir pozisyona ilerletti. Emperyalizmin Türkiye’yi bölme/parçalama saldırısına karşı mücadeleyi, merkezi “devrimci” görev olarak önüne koydu.
8. Kongresi’nden başlayarak 10 yılı aşkın bir süre bu paranoyak milliyetçi görüşü savundu. Rojava Devrimi'ne karşı tutum takındı. Esad rejimini desteklemeyi, kendi “sosyalistliği” adına yeterli saydı. Kürtlerin Ortadoğu’da kolektif davranışının Türk burjuvazisi için ”haklı kriz neden”i olduğunu dillendirdi.
Emperyalizmin “Büyük Kürdistan”ı kurmak, Kuzey Irak’tan Akdeniz’e koridor yaratmak istediği şovenist demagojilerine katıldı, Demokratik Konfederalizm çizgisinin buna uyumlu olduğunu ileri sürdü.
TKP, bu gerici milliyetçi “bölücülük” paranoyasını son yıllarda artık dillendiremedi fakat Hareket'in silahlı mücadeleye son verdiği koşullarda, sosyal şoven teorisini daha fazla ilerletiyor ve rahatça dile getirerek sürdürüyor. Kürt Özgürlük Hareketi'nin Türkiye’yi böleceği paranoyasını terk etse bile bu kez de "Ortadoğu’da ve Türkiye’de merkezi üniter devletin zayıflaması, demokratikleşme değil çözülüş”tür endişesini taşımaya devam ediyor. Komünizm ve devrim tehlikesinin gerilemiş olduğu geçmiş onyıllardan farklı olarak bugün emperyalizmin iş birlikçi üniter merkez devletleri faşist niteliğe büründürmesine rağmen “federalizm, desantralizasyon gibi tezler veya Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı...emperyalist kapitalizmin güncel baskın eğilimidir“ endişesini sürdürüyor.*
TKP'nin bitmeyen endişesi
ABD ve Batılı emperyalizmin, Erdoğan-Bahçeli faşizmini “yeni Osmanlıcı” yayılmacılıkta desteklemesini bu kez de “Ortadoğu’da sınırların ortadan kaldırılması ... ulus devletlerin ortadan kaldırılarak devletlerin başkalaşması ve silikleşmesi”dir saçmalığını ileri sürüyor. (Yeni Osmanlıcılığın ilacı Kemalizm olabilir mi? Gelenek, s. 166, Murat Akad)
ABD’nin yıkmak istediği iktidar alternatifi olarak İran’da bile iş birlikçi merkezi üniter devleti öngörmesi, TKP’nin “ulus devlet kaldırılıyor” endişesini gidermeye yetmiyor.
Sovyetler Birliği ve diğer ülkelerde ayrılma hakkını koruyarak sosyalist federasyonlar birliği çözümü örnek oldu. Çokuluslu yeni sömürge ülkelerde de demokratikleşmenin en ileri biçimi olarak başta Kürtler olmak üzere bu ülkelerin ezilen-sömürge uluslarını da uyandırdı.
TKP, “ulus devletlerin sınırlarını savunma hattı”na kendisini siper etse de bu ülkeler burjuvazileri acımasız sömürgeci şiddetle ulusal köleliği sürdürmeye çalışsa da, ezilen uluslar ana dilde eğitimle yetinmeyecek, diğer kolektif haklarını ve ayrılma hakkını da talep edecektir.
* (A.Güler, HYPERLINK "https://haber.sol.org.tr/yazarlar/aydemir-guler/ana-dil-boler-mi-412822"Ana dil böler mi? | soL haber )