
Hatip Dicle ile söyleşimizin ikinci ve son bölümünü paylaşıyoruz.
Kürt Ulusal Kongresi’nin toplanması için DTK kongresi de çok vurgulu kararlar aldı. Delegasyon bu konunun çok altını çizdi siz ne dersiniz?
Gelinen bu noktada Ortadoğu’yu tahlil ettiğimizde, Kürtlerin çok süratle 4 parçada bu ulusal kongreyi örgütlemeleri gerekiyor. Ve ulusal ortak savunma gücünün kurulması gerekiyor. Çünkü bize göre 91’den beri devam edegelen bir 3. Dünya Savaşı var. Kendine özgün bir şekilde devam ediyor. Ve bunun ana merkezi de Ortadoğu’dur ve bu belki 25 yıl daha sürebilir. Dolayısıyla 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda olduğu gibi Kürtlerin 100 yıl daha köle yaşamaması için mutlak suretle hem siyasi, hem askeri örgütlenmelerini tamamlamaları lazım. Aksi takdirde bu 3. Dünya Savaşı sonunda halklar olarak daha kötü bir gerçeklikle yüzyüze kalabiliriz. Bu tarihidir. Sayın Öcalan her görüşmesinde buna vurgu yapıyor. Bunun mutlaka sağlanmasını da istiyor. Bugünkü kazanımlarımızı da kaybedebiliriz. Eğer Kürtler 4 parçadaki kazanımlarıyla, bu modellleriyle Ortadoğu’da yeni bir alternatif yaratabilirse, bu küresel güçlerin Ortadoğu’ya dayattıkları Büyük Ortadoğu Projesi’ni de berhava edebilir. En azından şöyle düşüneceğiz; 1950’lere kadar Avrupa kan gölüydü. İki büyük dünya savaşının merkezi Avrupa oldu. Milyonlarca insan öldü ama sonra Avrupalılar şunu gördüler; savaşmayla bu iş olmaz. Bulgaristan’dan giriyorsunuz Hollanda’ya kadar kimse size pasaport sormuyor. Yani ulus devlet anlayışını aslında aştılar. Onların eksik yanı ve bizden farkları şudur. Doğrudan demokrasiyi geliştirmediler, hala temsili demokraside ısrar ediyorlar. Oysa biz diyoruz ki temsili demokrasinin de artık sorgulanması gerekir. Yani modellerimizi de ortaya koyarak doğrudan demokrasiyi uygulamamız lazım. Kendi halklarımızın çıkarlarını temel alarak ortaklaşabiliriz. Ortadoğu yine o 800 yıl önceki yapısına kavuşabilir. İnsanlığın ileri gitmesinde öncülük yapabilir.
Bu gerçekler ortayadayken Ulusal Kongre hala neden toplanamıyor?
Evet ondan söz edelim. Aslında Ulusal Kongre’nin toplanmamasının nedeni, küresel ve bölgesel güçlerin engel olmasından.
Türkiye var mı bunun içinde?...
Türkiye de var tabi. İran da var. Irak ve Suriye’nin bunlarla uğraşacak hali yok. İsim vermiyeyim biz 2009’da Güney partilerinin biriyle görüşürken, “Hele Avrupa Amerika ne diyor? Biz bunları tespit etmeden nasıl kongre mongre toplarız. Sonra derler bunlar ortak bağımsız devlet kurmaya kalkıyorlar bütün devletler bizim başımıza üşüşürler” dediler. Yani bunu bir zihniyeti ortaya koymak için söylüyorum. Adını da vermek istemiyorum. Bu bir yaklaşım tarzı. Onların kulakları hep böyle bu tür başkentlerde. Birisinden tepki aldıkları zaman, “aman ha şimdi durun zamanı değil” derler. Ulusal Kongre’yi toplamaktaki amaç şu değil. “KDP’yi YNK’yi şunu bunu dışında bırakarak, diğer bütün Kürdistani güçleri toparlayalım” değil. KDP’yi, YNK’yi bütün Kürdistani 4 parçadaki güçleri ikna ederek, buna inandırarak belirli bir kongreye gidilmek isteniyor. Tersi Kürdistan siyasi güçlerinin kamplaşmasını getirir. Bu bir çözüm olmaz o nedenle. Bundan dolayı ikna temelli yaklaşım devam etti. Mesela bu son İŞİD belası o anlamda hem Kürdistani halkların bilincinde hem 4 parçadaki Kürt halkının bilincinde müthiş bir etki yarattı.
Kongre’nin toplanamamasının asıl nedeni Güneyli güçlerin gözlerinin kulaklarının bölgesel ve küresel güçlerde olması mı?
Tabi tabi. ABD-İngiltere gibi küresel güçlerin, Türkiye-İran gibi bölgesel güçlerin bunlara vize vermemesidir. Biliyorsunuz; açık isim söyleyeyim KDP-Türkiye ilişkileri müthiş değil mi? Çok çok iyi düzeyde iyi ilişkileri var şu anda. E şimdi, bu düzeyi bozmak istemiyorlar. Ulusal Kongre deyince; “Dur bakalım” diyor. “Benim Türkiye’yle ilişkilerim bozulacak” diyor. Hesaplar hep böyle. Yoksa “objektif şartları tahlil edelim, Kürt halkının çıkarları açısından bunun için ne gerekiyorsa öyle adım atalım” diye bakmıyorlar. Bu pencereden bakmıyorlar. Sorun da buradan kaynaklanıyor.
HPG ve YPG’nin uluslararası alanda savunma gücü olarak tanınması, PKK’nin de terör örgütleri listesinden çıkarılması talebi DTK kongeresinin kararlarından biriydi. Bu Türk basınında çok spekülatif biçimde ele alındı. Sanki Kongre sadece bunun üzerine yapılmış gibi haberleştirdiler.
Öyle. Tabi ki kararlarımız ortada.
Nedir sizi böyle kararlar almaya sevk eden?
Yani şimdi bakın tanınan bir gazetecinin o gün bir sözü vardı. Diyordu ki; “PKK şu anda hem dünyada hem Türkiye’de hem Ortadoğu’da en güçlü en prestijli noktasındadır.” Bu İŞİD belasına karşı, bütün dünya halklarının gözü Ortadoğu’dayken, PKK gerçek bir direniş örgütledi. Adeta İŞİD şunu söyledi PKK’ye terör örgütü yaftası yapıştırmaya çalışanlara; “Terör öyle olmaz benim yaptığım gibi olur. Terör örgütü benim” dedi. PKK’nin terör örgütü olmadığı zaten eski pratiğinden de ortadaydı. Böyle sivri örnekler ortaya çıkınca kimin terör örgütü olduğunu dünya halkları görüyor. O nedenle büyük bir prestij kazandırdığı inancındayım ben bu gelişmelerin PKK’ye. İŞİD gidiyor pazarın ortasında 250 kişiyi katleden bombayı patlatıyor. Terörizm budur. Siz PKK’nin tarihinde bunlara hiç rastladınız mı? Peki PKK isteseydi bunları yapamaz mıydı? Yapabilirdi, ama felsefesine aykırıydı.
Davutoğlu ve Erdoğan hükümetinin programları aşağı yukarı aynı ama bir uslüp farkı olacak gibi mi görünüyor?
Sayın Erdoğan’ın üslubuna hiç kimse yetişemez. Ben sanmıyorum. Türkiye’de eline kimse su dökemez. Mümkün değil, ben sanmıyorum. Bir uslup değişikliği bekliyorum. Ahmet Bey’in kişiliğinde o görülüyor.
Son soru. Örnek modellerle, pilot bölgelerle işe başlayacağız, dediniz. Yeni dönemde DTK’nin atacağı ilk adımları sıralayabilir misiniz?
Arkaşlarla tartışmadık henüz ama önce bu kongrede ilk defa kurulan İcra Kurulu’nun sözünü ettiğim meclisleşmeyi kurabilecek biçimde kendisini örgütlemesi lazım. Zaten bu Kurul da fedakarca çalışmaya uygun günde 16 saatini buna ayırabilecek arkadaşlardan oluşturmaya çalıştık. Yani bu görevlere aşkla yaklaşan arkadaşlardan oluşturduk. Erkek kadın oranı aynı bu kurulda. Biz Selma Hanım ile tüm DTK’yi temsil ediyoruz. Bir de bizim Kongre Divanımız var. O Komisyonları koordine edecek. Onların da iki Eşbaşkanı var. Bir de iki Eşbaşkan da İcra Kurulu’nun var. Bu 6 arkadaş biraraya gelerek bir program çıkarılacak. Bütün hazırlıkları yapıp, atacağımız adımları somut olarak saptayıp, alt yapı çalışmasını yapıp bunların tümünü 3 ay sonra yapacağımız genel kurula sunacağız. Her üç ayda bir genel kurul toplanacak ve hazırlıklarını yaptığımız her çalışmanın nihai kararları bu toplantılarda alınacak. Bu İcra Kurulu’muz da ilk iş olarak 5 bölge meclisini aynı DTK gibi örgütleyecek. DTK Amed, DTK Botan gibi 5 bölgeyi hazır hale getirecek. İlk üç ay içerisinde tüm pilot çalışma yapılacak köy ve mahalleler saptanacak ardından bu öneriler 3 ay sonraki genel kurula getirilerek karar altına alınıp harekete geçilecek. Bütün bu çalışmalar yapılacak öncelikle. Böyle adım adım ilerleyeceğiz.
Bu yola baş koyduk
Siz 2009’da DTK Eşbaşkanı yine seçilmiştiniz ve çok kısa bir süre sonra içeri alındınız. Aradan yıllar geçti tekrar DTK Eşbaşkanı oldunuz. Çözüm süreciyle bağlantılı bir daha bu tür şeyler olmayacağına dair bir güven var mı?
Vallahi biz bir sefer kendi açımdan söyleyeyim. Biz bu yola baş koyduk denir ya... Serdengeçtiyiz yani. Bilsem ki devlet yarın yine beni alacak. Ben bu çalışmalarımı bir gün dahi aksatmam. Alınacağım güne kadar. Fakat şu görülüyor artık. Yani hükümetin açıklamaları, işte bu paralel devletle ilgili mücadeleler... Sayın Öcalan şu sözü bizim için çok önemlidir; şimdi bir lider “ben asla kimseyi aldatmam” diyebilir, değil mi? Herkes diyebilir. Ben de diyebilirim. Ama “Asla aldatılamam” sözünü herkes diyemez. Şimdi Sayın Öcalan’ın böyle bir vasiyeti vardı: “Benim mezar taşıma ‘Aldatmadı Aldatılamadı’ diye yazarsınız.” Şimdi biz Öcalan’ın o öngörülerine güveniyoruz.
Son bir örnek vereyim; Sayın Öcalan Şengal’e büyük saldırı olacağını aylar önce görmüştü ve uyardı. KCK bunun üzerine bir çağrı yaptı. KDP’ye dedi ki; Siz Kerkük, Mexmûr ve Şengal’’in savunması için bize bir koridor açın. İzin verin. Biz sizinle çatışmak istemiyoruz. Ama askeri güçlerimizi oraya kaydırıp orada önlem almak istiyoruz. KDP duymazdan geldi bu çağrıları üzerine yattı. Ne zaman ki bu İŞİD çeteleri gerçekten saldırdı. O zaman anladılar gerçeği. Hatta Öcalan şöyle demişti: Bakın önce buraları hedef alırlar ardından KDP’ye de saldırırlar. Yani Federe Kürdistan yönetimine de saldırırlar. Bu ortaya çıktı değil mi?
OÐUZ ENDER BİRİNCİ/AMED