Öcalan'ın bu sözlerinden sonra iki haftadır avukatlarıyla olağan görüşmeleri çeşitli gerekçelerle engelleniyor. Devlet heyetiyle üç yılda 15 kez görüşen Öcalan, görüşmeler sonucu 6 kez uyarmasına rağmen AKP hükümeti olumlu bir adım atmadı. Hükümetin bu tutumunun Öcalan'ı adım adım süreçten çekilmeye götürdüğü kaydediliyor.
KCK Önderi Abdullah Öcalan, en son 27 Temmuz 2011 tarihinde avukatlarıyla yaptığı görüşmede, "Bundan sonra benim rolümü sürdürmem için sağlık, güvenlik ve özgür hareket alanının sağlanması gerekiyor. Artık bunlar olmadan hiçbir şey yapmıyorum. Bu şekildeki pozisyonum devlete de, Kürtlere de zarar veriyor" diyerek, süreçten çekileceğini açıkladı. Bu açıklamadan sonra gözlerin çevrildiği İmralı görüşmeleri de engellenmeye başlandı. Öcalan, son iki yılda 15 kez devlet heyetiyle görüştü ve 6 kez önemli uyarılar yaptı. Son iki yıldır İmralı'da yaşanan görüşme trafiği çarpıcı sonuçlar ortaya çıkardı.

Yol Haritası sunuldu
AKP hükümetinin "Kürt açılım" adıyla başlattığı ve sonra adını "Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi" olarak değiştirdiği sürece katkı sunmak amacıyla çözüm adımlarını somutlaştıran Öcalan, 156 sayfalık "Yol Haritası"nı 15 Ağustos 2009 tarihinde cezaevi idaresine teslim etti. Öcalan'ın sorunun çözümünü 10 temel ilke başlığında topladığı Yol Haritası ancak 1.5 yıl sonra kamuoyuna ulaşabildi. Öcalan, "çekileceğim" sözünü ilk kez Yol Haritası'nı teslim etmeden önce söyledi. Öcalan, 2 Ağustos 2009 tarihinde ilk kez çekileceği uyarısını şu sözlerle dile getirdi: "Ben 15 Ağustos'ta kendi yol haritamı sunduktan sonra çekileceğim. Artık çözümün nasıl olacağına ilişkin Kürtler kendi kararını verir, PKK kendi kararını verir, DTP kendi kararını verir, Kürt halkı kendi kararını verir. Herkes kendi kararını kendisi verir. Ben buradan dağdaki adam hakkında karar verecek durumda değilim. Orada her gün eziyeti çeken kendisi. Sorunun içinde olan kendisi. Ben burada dağdaki insan için karar veremem. Hatta Kandil merkezi dahi karar veremez. Her grup, her kişi kendi kararını kendisi verir. Çünkü eziyeti kendisi çekiyor, kendisi ölüyor, kendisi mücadele veriyor. Benim bu şartlarda bu konularda bir şey belirtmem doğru olmaz. Kürtlerin de 40 bin şehidi var. Değerleri var. Çok büyük mağduriyetleri var. Kürtler kendi kararlarını kendileri verirler."

Hükümet havayı sertleştirdi
Öcalan'ın bu açıklamasından bir ay sonra "demokratik siyasette ciddi bir tıkanma yaşandığını" belirterek, sürecin önünün açılması için "barış grupları"nın Türkiye'ye gelmesi çağrısında bulundu. Öcalan'ın çağrısı üzerine 19 Ekim 2009 tarihinde Kandil ve Maxmur Mülteci Kampı'ndan 4'ü çocuk 34 kişiden oluşan Barış ve Demokratik Çözüm Grubu Silopi'deki Habur Sınır Kapısı'ndan Türkiye'ye giriş yaptı. Grubun girişini ilk gün olumlu değerlendiren hükümet, daha sonra tavrını bir anda sertleştirdi. Böylece Avrupa Barış Grubu'nun Türkiye'ye gidişi iptal edildi. Habur'daki ifade verme biçimini ve grup üyelerinin serbest bırakılmasını "normal" karşılayan hükümet, daha sonra grup üyelerinin tutuklanmasına ve haklarında dava açılmasına ses çıkarmadı.

Geçitli'de hedef İmralı

Süreç içerisinde yaşanan gerilimlerinin ardından ise 31 Mayıs 2010 tarihini işaret eden Öcalan, Kürtlerin yaşadığı durumu bir soykırım olarak nitelendirerek, ikinci uyarısını yaptı: "Bu süreci daha fazla devam ettirmemin ne anlamı, ne faydası, ne de şartları vardır. Bir muhatap bulamadığımdan dolayı da 31 Mayıs'tan sonra çekiliyorum." Muhatap bulamadığını ifade eden Öcalan, bunun bir savaş çağrısı olmadığını özel olarak vurgulayarak, sorumluluğun artık KCK'de olacağını kaydetti. Öcalan'ın "çekileceğim" uyarısının hemen iki ay ardından ise 13 Ağustos'tan başlamak üzere 20 Eylül tarihine kadar geçerli olmak kaydıyla ateşkes ilan etti. KCK, ilan ettiği ateşkesin kalıcılaşması için ise 4 maddelik "barış planı"nı açıkladı. "Barış planı"nda yer alan başlıklar şöyle sıralandı: "Operasyonların derhal durdurulması, cezaevindeki 1700 civarındaki sivil Kürt siyasetçisinin ve barış grubu üyelerinin derhal serbest bırakılması, Öcalan'ın barış sürecine aktif katılma koşullarının yaratılması ve yüzde 10 seçim barajının düşürülmesi."
Öcalan'ın devlet heyetiyle yaptığı görüşmeler devam ederken 16 Eylül 2010 günü Hakkari'nin Geçitli (Peyanis) Köyü'nde bir minibüsün geçişi esnasında patlama meydana geldi, 10 kişi yaşamını yitirdi. Patlamanın, heyet ile Öcalan arasında yapılan görüşmeye denk gelmesi dikkat çekti. Öcalan, patlama için şu açıklamayı yaptı: "Yapılan bu son patlamayla buradaki görüşmeler dinamitlendi, bombalandı. Bu görüşmeler oldukça verimli geçiyordu, umutluydum."

Mart 2011'de somut önerilere
Öcalan, üçüncü uyarısını 31 Ekim 2010 tarihine dikkat çekerek yaptı. Öcalan 31 Ekim'de devlet tarafından çatışmasızlık kararına karşılık verilmediği takdirde aradan çekileceğini söyleyen Öcalan, dördüncü uyarısını ise Mart 2011'de yaptı. AKP hükümetinin Öcalan'ın yaptığı uyarılara karşı kayıtsız kaldığı dönem de devlet heyetiyle görüşmelerini sürdüren Öcalan, heyetin yetkisi hakkında kafasında oluşan soru işaretlerini ortaya koyarak, AKP hükümeti tarafından sorunun çözümüne yönelik pratik adımların atılmaması ve sürece kayıtsız kalınması durumunda süreçten çekileceğini duyurdu. Öcalan, Mart ayında İmralı'da heyet ile yaptığı görüşmelerin ulaştığı boyutu şöyle açıkladı: "Burada bir diyalog devam ediyor. Kimi pratik öneriler aşamasına gelmiş bulunmaktayız. Bu pratik öneriler çerçevesinde yaz başına kadar gelişmeleri takip etmek gerekiyor. Diyalog ve müzakere yöntemine şans veriyoruz. Bu yöntem pratikleşirse 2011 yılı çözümün geliştiği yıl olacaktır. Eğer bu diyalog ve müzakere yöntemiyle sonuç alınmazsa 2011 yılının ikinci yarısından itibaren topyekûn direniş ve özgürlüğü sağlama sürecine girilecektir."

'Yeşil ışık bekliyorum' dedi

İmralı'da görüşmeler pratik önerilere dönüşürken, Türkiye'nin 12 Haziran genel seçimlere kilitlendiği dönemde KCK'de eylemsizlik kararını 15 Haziran tarihine çekti. 15 Haziran 2011 tarihi ise Öcalan'ın verdiği beşinci çekilme uyarısı oldu. Öcalan, bu kararını şöyle duyurdu: "15 Haziran'dan sonra herhangi bir erteleme ya da uzatma durumu söz konusu olmayacaktır. Bu nettir. 15 Haziran son tarihtir. Ben 12 yıldır burada sürekli demokratik-barışçıl çözüm için elimden gelen her şeyi yapıyorum. Bu tehlikelerin önüne geçmeye çalışıyorum. Başbakan'ın 2005'te Diyarbakır'da çözüme dönük yaptığı konuşmadan sonra başlatmış olduğu tehlikeli süreç gibi bir süreç başlatılırsa, söylediğim gibi çekileceğim. Halkımız böyle bilsin."
Öcalan'ın bu açıklaması yaygın medya tarafından ısrarla "tehdit ve şantaj" olarak yorumlandı. 15 Haziran'a doğru söylediklerinin "tehdit ve şantaj" olmadığına dikkat çeken Öcalan, AKP hükümeti ve heyetten sorunun çözümüne yönelik somut adım atmaları için "yeşil ışık" beklediğini söyledi. 27 Mayıs 2011 tarihinde avukatlarıyla yaptığı görüşmede Öcalan, şu ifadeleri kullandı: "Bir yeşil ışık bekliyorum. Sonuç almamız durumunda 15 Ağustos'tan itibaren yeni bir süreç başlayacak."

Meclis'e 'tatile girmeyin' çağrısı
Genel seçimlerde AKP yüzde 50'ye varan oy oranıyla iktidarını güçlendirirken, Kürt siyasi hareketi ve demokrasi güçleri tarafından oluşturulan Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu ise çıkarttığı 36 milletvekiliyle büyük bir çıkış yakaladı. Yeni anayasa çalışmalarının başlatılacağı yeni Meclis'te tablo buyken ve kamuoyu Başbakan Erdoğan'ın balkon konuşmasına kilitlendi. Ancak beklenen balkon konuşması Kürt sorununun çözümü için somut ipuçları taşımadığı gibi Hatip Dicle'nin vekilliğinin düşürülmesi ve KCK tutuklusu milletvekillerinin tahliye edilmemesi Türkiye'yi Kürt sorunun da yeni bir krize sürükledi. Öcalan, sürecin bu koşullarda ancak bir kaç ay daha sürebileceğini ifade etti. Meclis'in derhal toplanarak rolünü oynayabilmesi için kendisine çağrı yapması gerektiğini belirten Öcalan, Hatip Dicle'ye ilişkin YSK kararını "AKP'nin de içinde olduğu büyük karanlık bir komplo" olarak değerlendirdi ve BDP ile bloğun Meclis'i boykot kararına destek verdi. Aynı görüşmede Öcalan, "çekileceğini" belirttiği 15 Haziran'dan bir gün önce heyetle bir kez daha birçok konuyu görüştüğünü kamuoyu tarafından bilinmesi gerektiğini söyledi. Öcalan, heyetle yaptığı görüşmelere ilişkin hükümetinde de karar vermesi gerektiğine dikkat çekerek, hükümetin 15 Temmuz'a kadar somut adımlar atmadığı takdirde kriz doğacağını ifade etti. Öcalan, 24 Haziran avukat görüşmesinde şunları söyledi: "Burada yaptığımız görüşmeler önemlidir, ciddidir. Belli bir aşamaya da gelmiştir. Artık konuşma, tartışma aşamasını bitirmiş bulunuyoruz. Tartışacağımız bir konu kalmadı. Benimle görüşenler devlet adına görüştüler. Hükümet Kürt Sorununun demokratik anayasal çözümü konusunda pratik adımlar atmazsa kriz doğar. Bugüne kadar yapılan görüşmelerin oyalama amaçlı olduğu ortaya çıkar. 15 Temmuz'a kadar benimle tekrar görüşmeye gelecekler. Bu görüşmede pratik adımları hayata geçiremeyeceklerini beyan ederlerse ondan sonrası devrimci halk savaşı devreye girer."

'Çağrı yapılsın bir hafta da hallederiz'

Öcalan, tüm bu gelişmelerin ardından 6 Temmuz'da avukatlarıyla yaptığı görüşmede, daha önce süreçten çekileceğine dair verdiği 15 Temmuz tarihinin anlamını yitirdiğini, heyetle "Barış Konseyi"nin kurulması için mutabakata vardıklarını belirtti. Öcalan, yine 6 Temmuz görüşmesinde, devlete sunduğu "protokollere" de açıklık getirdi. Öcalan, heyete ve Kandil'e sunduğu protokollerin karşılıklı imza şeklinde değil de çözüme ilişkin üzerinde mutabakata varılan metinler olduğunu kaydetti. Bu süreçte medya bu gelişmeyi sınırlı da olsa verirken, AKP hükümeti açıklamalar karşısından kayıtsız tavrını korumaya devam etti. Askeri operasyon sonucu Diyarbakır Silvan'da çıkan çatışmada 13 asker ve 2 HPG'linin yaşamını yitirmesinden dersler çıkarma yerine ne iktidar ne de muhalefet ezberi bozmadı. Siyasi atmosferin gerildiği ortamda avukatlarıyla görüşen Öcalan, sorunun sürüncemede bırakılması durumunda demokratik çözümün gelişemeyeceği ve çatışmaların şiddetlenerek devam edebileceği uyarısında bulundu. Demokratik Toplum Kongresi (DTK), yıllardır hazırlığını yaptığı ve daha önce duyurduğu Demokratik Özerkliği ilan ettiğini açıkladı. Öcalan, şiddeti tırmandıran Başbakan Erdoğan'ın açıklamalarını eleştirerek, mevcut durumda ortamı sakinleştirmek ve yumuşatmak gerektiğini ifade etti. Heyetle Silvan çatışmasının ardından da görüştüğünü dile getiren Öcalan, şu çağrı yaptı: "Gereği neyse yapmak istiyorum. Bunun için çok açık Sayın Başbakan'a buradan sesleniyorum: Bana rolümü oynamam için gerekli pratik araçların sunulması gerekir. Daha önce parlamentonun bu konuda karar alması gerektiğini belirtmiştim. Ben Meclis'in tatile girmemesini bunun için istemiştim. Gerekirse Meclis acil toplanıp bu konuda görüşüp çağrı yapabilir. Veya Başbakan bir çağrı yapabilir. 'Biz bu işin silahlarla çözülmeyeceğine inanıyoruz. Bu meseleyi demokratik anayasal yöntemlerle çözeceğiz' derse, bir haftada hallederiz."

'Yapacaklarım bitti' dedi

Öcalan'ın bu çağrısı da yanıtsız kalırken, hükümet yetkililerinin söylemleri giderek sertleşmeye başladı. Tam da bu süreçte Öcalan, 6. uyarısını devlet ve Kandil'e şöyle seslenerek yaptı: "Benim yapacaklarım bitti. Bundan sonra benim rolümü sürdürmem için sağlık, güvenlik ve özgür hareket alanının sağlanması gerekiyor. Artık bunlar olmadan hiçbir şey yapmıyorum. Ben burada pratik önderlik yapamayacağımı, bu şartlarda bunu sürdüremeyeceğimi söylemiştim. Her iki taraf da bana bir şeyler söylüyorlar. Devletin-AKP'nin zaten ne yaptığı ortada. Her iki taraf da beni idare ediyor. Aslında bu bir şantajdır. Kandil beni taşeron olarak kullanıyor. Devlet de heyeti taşeron olarak kullanıyor. Her iki taraf da beni taşeron olarak kullanıyorlar. Bundan sonra benim rolümü sürdürmem için sağlık, güvenlik ve özgür hareket alanının sağlanması gerekiyor."
Adeta adım adım gelen "çekiliyorum" açıklamasının ardından Öcalan, avukatlarıyla son iki haftadır çeşitli gerekçelerle görüştürülmedi.

'Koşullar yaratılsın dahil olurum'
Öcalan, 2008 yılından bu yana devlet heyetiyle 15 kez görüştü. 2008 yılında MİT Müsteşarı Emre Taner döneminde başlayan ve programlı olmayan görüşmeler, 2010 yılı Mayıs ayından itibaren programlı bir hale getirildi. Görüşmeler 2010 yılının sonunda olduğu gibi kimi zaman tıkanıklığa girdi. Öcalan, kimi zaman heyetin inisiyatifsiz olduğuna, kimi zaman da heyetin anlaşma sağladıkları konuları AKP hükümetine kabul ettiremediğine dikkat çekti. Öcalan son yaptığı açıklamada, heyetle bir kez daha görüşebileceğini ve süreçten çekilme kararını heyete de bildireceğini söyledi. Öcalan, heyetin son kez kendisinden rol almasını istemesi durumda ise, barış görüşmesi yapmanın koşullarından olan "sağlık, güvenlik, özgür hareket alanı" koşullarının yaratılması durumunda yeniden çözüm için sürece dahil olabileceğini ve görüşmelere devam edebileceğini kaydetti.


ÇAÐDAŞ KAPLAN - DİHA/İSTANBUL