• Genel ahlâkın nur topu çocuğu 'Güvenli Aile' için bir kez daha LGBTİ+’lar hedef alındı.

HATİCE ERGÜN

İktidarın olağan şüpheli gruplarından LGBTİ+’lar, 12 Eylül’ü 13 Eylül’e bağlayan geceye polis baskınları, aramalar ve gözaltılarla girdi. Her şeyin güvenlik sorunu kılınmaya çalışıldığı bir yönetimde LGBTİ+’lar, kâh genel ahlâka aykırı oldukları, kâh oluşlarıyla toplumun manevi hassasiyetlerini yıprattıkları ya da yıpratma riski taşıdıkları, kâh ailenin güvenliğini tehdit ettikleri için uzunca bir süredir baskı altındalar. Heteronormatif toplumsal ilişkilerin hâkimiyeti, bu hâkimiyetin göstergesi olarak süreğen olarak karşı karşıya kaldıkları sistematik şiddet yetmiyormuşçasına salt varoluşları itibarıyla gittikçe artan sıklıkta hedef gösteriliyorlar; kapatılıyorlar.

Bu kez de öyle oldu. Genel ahlâkın nur topu çocuğu 'Güvenli Aile' için LGBTİ+’lar hedef alındı. Heteronormatif geniş aile içinde çocuklara, kadınlara tecavüz edenler; eşini, kız kardeşini, ablasını, kızını namus, töre, erkeklik gururunun incinmesi, ailenin şerefine leke sürülmesi gerekçesiyle katledenler değil, cinsiyet kimlikleri, diğer bir ifadeyle olma, yapma, söz kurma formları, hak savunusundan vazgeçmedikleri için insan hakları savunucuları, feministler ve LGBTİ+ örgütlülüğü içinde yer alan aktivistler gözaltına alındı. Akın Gürlek de duyurdu: 160’dan fazla kişi için yasal süreç başlatıldı.

Zira, ülkede düşüşü istatistiklerle (TÜİK) ortaya konan doğum oranı, ailenin güvenliği açısından büyük bir öneme sahip. Buradaki ezber, heteronormatif ailenin, otomatik olarak doğum için kurulduğu, kurulması gerektiği, böyle bir ailenin ontolojik olarak güvenilir alan sağladığı, bu aile yapısına uygun olmayan yaşam biçimlerinin özünde zararlı olduğu varsayımı üzerinden gidiyor.

Peki, güvenilir alan nedir, neden böyle bir terime ihtiyaç duyulur? Aşağıdaki dipnotta kısaca belirttiğim gibi kendimizi olabildiğince parçası hissettiğimiz, farklılığımızı arka plana atmadığımız, atma gereği duymadığımız, dahil edildiğimizi, dışlanmayacağımızı, dışarıda bırakılmayacağımızı olabildiğince varsaydığımız alandır. Bu ideal tip, hiçbir zaman tam anlamıyla pratiğe dökülmez. O nedenle yeteri kadar/olabildiğince güvenilir alanlardan bahsedilir. Daha çok eğitim alanında geçerli olan güvenilir alanlar, bir arada olduklarımızla ilişkimizde tanınma ve saygı önceliklerini öne çıkarmaya elverişli olsa da içerisinde debelendiğimiz neoliberal şeyler düzenine mal olmaya açıktır. Zira, Gloria Anzaldúa’nın vurguladığı gibi: 

güvenilir alan diye bir şey yoktur. Ev [aile] güvenilmez [güvensiz] ve tehlikeli olabilir; çünkü mahremiyeti ve dolayısıyla daha kalın sınırları beraberinde getirebilir. … [Oysa] köprü kurmak sınırlarımızı esnetmek, yabancı olana kapımızı açmak, kendimizi diğerlerine kapatmamaktır. … Köprü kurmak topluluğa meyletmek demektir; bunun için de kişisel, siyasal ve manevi yakınlığı göze almalıyız; yaralanmayı göze almalıyız.

LGBTİ+ örgütler ve aktivistler, uzunca bir süredir köprüler kuruyorlar; heteroseksüel hak savunucularıyla, karma hak örgütleriyle birlikte hareket ediyorlar. Kendilerini yaralanmaya açıyorlar; yaralanmaya açık olanlarla birlikte yürüyorlar. Bugünün neoliberal yönetimi işte tam da bundan rahatsız. C. L. Quinan’ın işaret ettiği gibi, “neoliberalizm … zarar görebilir gruplar için yaratılan kaynakları ortadan kaldıran, serveti yoksuldan seçkinlere doğru yeniden dağıtan, toplumsal hareketlerin kazanımlarını ellerinden alan ve kriminalizasyonu … artıran … politikalarsa…”

Bugün olan tam da bu. Öyleyse bugün yapmamız gerekenler arasında güvenli alanlarımızı sınırlarla değil, birbirimizi tanımayla; saygıyı hoşgörü ve kabulle değil, çatışmayla kurmayı ve önceliğimizi şiddetsiz bir arada yaşamla tanımlamak önemli bir yer kaplıyor. Zor olmasa gerek. Hiç zor değil.