Orwell’in 1984 Okyanusyası, Erdoğan-Bahçeli’nin 2023 Türkiyesi’nden farksız değil. Ama umut her daim ezilen halklarda, sınıflarda, sokaklarda büyümeye devam ediyor. Hepimizi tek şemsiyede faşizme karşı birlikte hareket etmek dışında kurtaracak bir barikat henüz kurulmadı belli ki.

 

Zülküf KURT

 

Okyanusya’nın karanlık sokaklarında gezinirken aniden yakalanma korkusuyla günlerce bay Charrington’un dükkanının üst katında Julia’yla buluşmak. La Casa del Papel’de profesörün hesaplamayı unuttuğu tek şey olan aşk, Büyük Birader’in gözünden kaçmamış, aşka karşı önlem almıştı. O’Brien’in güveni ise büyük bir yalana çoktan dönüşecekti. Büyük Birader’in varlığı ya da yokluğunun bir önemi kalmıyor kitabın sonunda. Çünkü bir defa düşünmeyi bırakmışsanız, zaten büyük birader siz bile olabilirdiniz. İktidarın kendini bireyde yeniden üretmesinin çarpıcı ve acı örnekleri. Yaşadığımız çağdan örneklerle 1984, güncelliğini hep koruyacağa benziyor.

George Orwell’in 1948 yıllarında bitirdiği “1984” romanının ismi, bitirdiği yıldaki son iki rakamın yer değiştirmesiyle ortaya çıkacaktı. George Orwell şifrelerle dolu olduğu düşünülen 1984’e ilişkin “Kitabın yazımını 1948 yılında tamamladığım için, 1948’in son iki rakamının yerlerini değiştirmeye karar verdim” diyecekti.

Savaş barıştır, özgürlük köleliktir

Kitapta Büyük Birader’in partisinin sloganı sık sık karşınıza çıkıyor: Savaş barıştır, özgürlük köleliktir, cahillik güçtür. Bu sloganların anlamları kitabın en derinlerinde yaratılmak istenen toplumu idealiyle özdeşik olduklarını anlamanız güç olmuyor. Büyük biraderin partisiyle barışık kurulan Barış, Gerçek, Sevgi ve Varlık Bakanlıkları, eğitim ve güzel sanatlardan toplumsal gerçeğin değiştirilmesi, yasa ve düzenin sağlanması, savaşlar ve ekonomik işlerle görevli kılınmış. Ama ne gerçek, ne sevgi, ne barış ve ne de varlık Okyanusya da meşru kılınmıştı. En küçük bir düşüncenin bile ekranlardan izlendiği, sokakta, bakanlıkta herhangi birinin düşünce polisi olabileceği ve herkesin, herşeyin denetlendiği bir korku atmosferi dışında, Okyanusya’ya sürekli düşen bombaların ve sürekli değişen yeni düşmanların sorgulanması bir yana, geçmişin sürekli yeniden hep yeniden yazılmasıyla gelecek değil, an ve geçmiş arasında gidip gelen bir zaman, bütün kitabın ruhunu kaplıyor. Geleceğe kitapta Winston’la Julia’nın ortak yaşam düşlerinde rastlıyoruz. Biraz da Winston’un hayallerinde.

Özgür proletarya!

Kitap bir yönüyle orta sınıf sıkışmışlığına, ikilemine proletaryanın kısmi özgürlükleri anlatılırken vurgu yapıyor. Ama ne özgürlükler! Parti yoldaşlarına yasaklanan parfüm ve makyajın kullanılması, proleterleri sürekli izleyecek ekranların, düşünce polisinin her an olmamasının verdiği his bu. Ancak kaynağı belirsiz ve sürekli değişen düşmanlardan geldiği söylenen bombaların en çok proleterleri öldürdüğü göz önüne alındığında, hakim iktidar sınıfının acımasızca proleterler üzerinden inşa edildiğini görmek mümkün. Orta sınıf seyirciliği burada da karşımıza çıkıyor. Toplumun ezici çoğunluğu olan proleterlerin düzeni yıkabilecekleri fikrini, düşünce polisine yakalanmamış olan Winston’un düşüncelerinde görüyoruz. O da bu düşünceleriyle yakalanmamak için hemen günlük rutinine dönüyor zaten. Umudun her daim ezilenin çoğalttığı bir gelecek vaadi olduğunu da biz okumluyoruz.

İlk teşebbüs, ihanet ve yok edilen umut...

Bu düzeni içerden ittifaklarla yıkmak için O’Brien’a güvenip ‘’Halk Düşmanı’ Emanuel Goldstein’ın Kardeşlik Örgütüne katıldığında ise ihanetle daha ilk girişiminde karşılaşıyor Winston. Sadece güven duygusuyla hareket etmenin bedelini ise işkencelerle, 101 no’lu odayla ve inkarın kolaycılığıyla aşmak ise biraz zaman alıyor. Aşsa bile artık birgün öldürüleceğini sadece ne zaman öldürüleceğini bilmeden yaşıyor. Umut, yeşerdiği toprakta tekrar yeşerebilirdi, bunun olasılığına bile önlem almıştı Büyük Birader.

Sokaklarda barikatlar bir defa yıkıldı mı, beyinlerde kurulmaya başlıyor. Ve her yıkılan barikat, biraz daha gerilerden direnişi örmeyi mecbur kılıyor. Bu sonsuz geriye gidiş, düşüncenin yok edilmesi, gerçeğin inkarıyla birleşip, hele bir de yoğun dezenformasyon olunca, faşizm tam da oradan beslenmeye başlıyor. Barikatlar gerilerden kurulmaya başlandıkça içimizdeki yıkıcılığın fütursuzca her ana ve mekana nüfus etmesinin kaçınılmaz sonu 1984.

1984’ten günümüze “GERÇEK”

Sürekli geçmişin değiştirildiği bir dönemin anlatısı insanın en büyük illüzyonu olsa gerek. An’a gelirken geçmişteki bütünlüğü yakalama, tarihin hep böyle akageldiğinin anlatısı ise umuda ve insana en büyük saldırı. Ama en çok umuda ve onu var edecek hakikate saldırı. İç parti üyelerinin, dış partiyi ve toplumu şekillendirirken yaydıkları korku iklimi ve var olmak için sürekli imal edilen savaşlar, günümüz AKP-MHP iktidarının etrafında bir araya geldikleri “devletin bekası” ve “dış düşman” mottolarının yaşayan distopya örneklerini oluşturuyor.

İhbarcılığın geliştirildiği, muhtarların, kapı komşuların polisleştirildiği, sürekli bir dış saldırının olduğu yalanları, medyanın hakikatleri yansıtmaktan çoktan uzaklaşmış şekillenişi, küçük bir umut olacak bütün etkinliklerin, tiyatroların, hatta şarkıların bile yasaklandığı bir 2023 vizyonu tüm toplumu esir almak için her gün yeni düşmanlar ve tehlikeler imal edip, yeni umutları tüketmeye yemin ederek varlığını sürdürüyor. Barikatı ne kadar geriden kurarsak o kadar saldırmaya devam edecekleri bir zamandan geçiyoruz.

Küçücük bir söze bile tahammülün olmadığı, sosyal medya paylaşımlarının ‘’ağır terörist saldırı’ olarak cezalandırıldığı, iktidara yakınların mükafat, iktidardan olmayanların her türlü zulme mübah görüldükleri zamanlar… 1984’ten değil, 2023’e giderken yaşananlar. Yeni tarih yazımı ise 1984’ten farksız. Geçmişte ne söylenirse söylensin, aksini söyleyip öncekini inkar edince alkışlayan topluluklar, bir gün kurucu irade, bir diğer gün mazlum olurken, bir gün saldırgan olup, diğer günü saldırının mağduru rolüne bürünmekten çekinmeyen; hangi roldeyse tarihi de o rolle bağdaşık olaylar zamanından başlatan bir iktidar, büyük biraderin günümüzdeki temsilcisi gibi. Gibisi fazla.

Canlı yayında ölümü izlemek

Kürtler bu açıdan coğrafyanın en şanslı insanları. Türk ulus inşası Kürdün inkarı üzerinden kurulduğu için yüzyıldır her iktidarın kendini var etme, yeni bir tarih yaratma, Kürtleri yok etme politikalarına hiç yabancı değil. Hep barikatın ardında olmanın getirdiği bakış, hakikati en net yerden gören bir seyir sağlıyor. Bazen iki adım önde kurulan barikat bazen bir adım geriye kurulabiliyor. AKP-MHP’nin bu yüzyıllık inkar geleneğinde iki yıl öncesinde Cizre bodrumlarında Kürt halkına yaşattıkları vahşet ve ölüm günlerce canlı yayında insanlara izletildi.

Ölüm, çaresizlik duygusu o kadar çok verildi ki, vahşetin sonunda kimsenin sokağa çıkıp bir taş atacak takati kalmamıştı. Büyük Birader’in düşmanlarla savaştayız deyip kendi halkını bombalatmasından tek farkı bunun bir distopya olmadığı. Yoksa “Nusaybin’i gerekirse uzaktan ve havadan bombalarız” deyip, ölüme alıştırılan kitleleri daha büyük felaketlere hazırlaması distopyadan mı? Orwell bile günlerce canlı yayında ölümü izletip, herkesi ölüme hazırlamayı 1984’te, bu şekliyle düşünmemişti. Ama coğrafyamız herşeye rağmen umudun beşiği olmaya ve direnenler geleneğini sürdürmeye yeminli gençler ve kadınlarla dolu.

Bir adım geri, iki adım ileri… Ama hep barikat…

Bugün barikat bir adım geride kurulmuş olsa da, her an iki adım ileri taşınabilir. Cizre’de canlı yayında günlerce ölümü izleyen bizlerin oradaki direnişleri ıskalayan yanlarımız umudu var etmeye çalışırken, öldürülen Okyanusyalı Kardeşlik örgütünün üyelerini, 1984’ün ‘devrimciler’ini birer suçlu olarak gören büyük biraderlerden çok ayrışmıyor. Belki bunun için bir adım ötede barikat kurmak hepimize iyi gelecektir.

Orwell’in 1984 Okyanusyası, Erdoğan-Bahçeli’nin 2023 Türkiyesi’nden farksız değil. Ama umut her daim ezilen halklarda, sınıflarda, sokaklarda büyümeye devam ediyor. Hepimizi tek şemsiyede faşizme karşı birlikte hareket etmek dışında kurtaracak bir barikat henüz kurulmadı belli ki.

Korku, muktedirler ne zaman zayıflarsa yardım istedikleri en büyük örgütlenme. İçimizdeki yıkıcılığın kaynağı belki de, tüm zamanlarda ve 1984’te. 2023’te iktidar-korku ittifakını ve bu örgütlenmeyi dağıtacak büyük umut ve cesaret ise hep doğduğu topraklardan yeniden yeşeriyor. Muktedirlerin hesaplamadıkları, sorunun kaynağının bizde olduğu.

Çözümün de…