Mihrican. Mêhri-Giyan. Mêhr-Mihr, ‘Güneş’ demek; giyan ise ‘can, ruh’. Kürtlerin atalarından Aryen toplumunun Mitra öncülüğündeki bilinen ilk halk bayramı.

Kökeni Mitra dönemine dayanan bu gelenek, günümüzde farklı alanlarda kutlamalar şeklinde devam ediyor. Özü, mutluluk, sevinç, şükran, paylaşım, vefa ve gösteri. Her şeyde olduğu ‘Mihrican’ da özünden koparıldığında hem anlam hem lezzet yitimine uğruyor. Her şeyin tadı ve anlamı özünde çünkü.

Güneş kültünün yaşamda egemen olduğu Mitra döneminde Mihrican’ın Güneş’e olan minnet ve şükranla ilgili kutlamalara dendiği söyleniyor. ‘Güneş’in ruhu’ olarak da adlandırılan bu bayrama kimi yörelerimizde ve özellikle de Êzîdî toplumumuzda ‘ruh bayramı’ ya da ‘arkadaşlık, dostluk, vefa bayramı’ da deniyor. 

Mitra döneminde insanlar, günün kısalmasından, yani Güneş’in yaşamlarında daha az kalmasından duydukları kaygıdan dolayı, tüm ürünlerini topladıkları bir meydanda Güneş’e vefa ve şükranlarını sunmak için bir araya gelirmiş. İşte Mihrican.


Halen kutlanıyor

Tarih ilerledikçe Mihrican, farklı gelenekler halinde kutlanmaya devam eder. Hâlâ da Ari halklarının büyük bir heyecan, sevgi, mutluluk, minnet, vefa ve şükran ruhuyla kutladığı bu bayram, özellikle Kakaî, Êzîdî, Ehli Hak topluluklarında özüne en yakın kutlanıyor. Mesela Şengal pirlerinin öncülüğünde kutlanan Mihrican’ın Derweş ve Edûlê hikayesiyle yakın bağı var. Derweş ve Edûlê’nin Mihrican kutlamasında karşılaştığı ve Edûlê’nin Derweş’i halay başını çekerken görüp aşık olduğu rivayet edilir.

Mihrican geleneği, sadece Kürtlerle sınırlı da değil. İrani topluluklarda ve Batı Asya halklarında da güncellenmekle birlikte özüne yakın biçimde kutlanmaya devam ediliyor. 


‘Bizim Mihrican’ Mizgîn ve Sefkan’la başladı

Gelelim, ‘bizim Mihrican’a... Yani 1986’dan bu yana Avrupa’da sürdürdüğümüz halk dansları geleneğimize...

Avrupa’daki ilk Mihrican, bir etkinlikte sunulan halk danslarının daha etkili sunulması ihtiyacından dolayı, 1986 yılında yapılıyor. Şehit Mizgîn ve Şehit Sefkan, bu çalışmaya büyük değer biçiyor ve onların öncülüğünde fikir gelişmeye başlıyor. Bu yıllar aynı zamanda Özgürlük Hareketi’nin Avrupa’da kültür çalışmalarına daha fazla önem vermeye başladığı yıllar...

Bu sene yirmi dokuzuncusu düzenlenen Mihrican’dan önce gençler, sadece halk dansları alanında gösteri sunuyordu. Son yıllarda ise buna müzik branşı da eklendi. Gençlerin düzenlenen kamplarda tarih, sosyoloji, mitoloji, etnografya alanlarındaki inanılmaz araştırmalarına da tanıklık ettim. Figür, kostüm, müzik, ritm, melodi, kuşanma, estetik, yüz ifadesi, figürün anlatılmak istenen doğa olayıyla uyumu gibi alanlardaki yoğunlaşmalarından, özüne uygun olanı bulma çabalarından etkilenmemenin imkanı yok.


Yarışma değil kutlama

Tabii kamplardaki bu hummalı çalışmanın Mihrican’a birebir yansıyabildiğini söylemek güç. Çünkü Mihrican’daki yarışmalarda daha çok rekabet kültürü öne çıkıyor ve rakip gördükleri farklı yöre oyun gruplarının kaybetmesi için kimi hilelere başvurdukları da oluyordu. Örneğin yarışma anında diğer grupların kostümlerinin bir parçasını saklama muzırlıkları gibi... Gençlerin Mihrican’ın özüyle hiç de bağdaşmayan bu davranışlarının, rekabet kültürünün yanlışlığının farkına varması, birkaç yıllarını aldı. Ama sonunda anlaşıldı: Mihrican’ın özü yarışma değil, kutlamadır.

Salonlara hapsedilen ve sadece govend ile müzik sunumuyla yarışmaya dönüşen Mihrican, bir erezyona maruz kalıyor; ama buna rağmen aradan geçen 30 yıl içinde on binlerce gencimizin Mihrican vasıtasıyla özüyle buluşması, devrim niteliğinde bir gelişme. TEV-ÇAND öncülüğünde yürütülen bu çalışmayla gençler, anlamlı ve tarihi bir misyon üstleniyorlar, çok değerli bir iş yapıyorlar. 


SABRİ AGIR