PKK’nin öncü kadrolarından Hayri Durmuş, Kemal Pir, Ali Çiçek ve Akif Yılmaz’ın Amed Cezaevi’ndeki insanlık dışı uygulamalara karşı başlattığı ölüm orucu direnişi 35’inci yılını geride bıraktı. Amed Cezaevi’nde Kürt halkı şahsında önder kadrolarına uygulanan işkence ile bir halk tümden yok edilmeye çalışıldı. Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi İç Güvenlik Amiri olan Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran’ın yönetiminde uygulanan akıl almaz işkence yöntemleri nedeniyle adı, dünyanın en kötü şöhretli 10 cezaevi arasında anılan Diyarbakır Cezaevi’nde uygulanan insanlık dışı işkencelere karşı savundukları düşünceler ve değerler adına bedenlerini ölüme yatıran tutuklu gençler, ortaya koydukları iradeyle “adanmış yaşamlar”ın simgesi oldu.
21 Mart 1982’de PKK’nin öncü kadrolarından Mazlum Doğan, insanlık dışı uygulamalara, vahşet düzeyindeki işkencelere karşı Newroz gecesi üç kibrit çöpüyle direnişe geçti. İki ay sonra, 18 Mayıs 1982’de ise isimleri tarihe ‘Dörtler’ olarak yazılan Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Necmi Öner, kaldıkları hücrede Mazlum Doğan’dan aldıkları direniş bayrağını dalgalandırarak bedenlerini ateşe verdi.
Tüm bu eylemlere rağmen cezaevi askeri idaresinin işkencelerini arttırması, mahkemelerde savunma yapılmasının engellenmesi üzerine PKK’nin kurucu ve öncü kadrolarından Mehmet Hayri Durmuş’un duruşma salonunda duyurduğu ‘Ölüm Orucu Eylemine’ çok sayıda tutsak da katılırken Durmuş ile birlikte Kemal Pir, Ali Çiçek ve Akif Yılmaz yaşamlarını kaybetti. Eylemleri Kürt özgürlük mücadelesinde yeni bir mücadele sürecinin belirleyicisi oldu. 15 Ağustos kurşunuyla sindirilmeye, yok edilmeye çalışılan bir halkın dirilişi yaratıldı.
Leyla Güven bayrağı devraldı
Aradan geçen 37 yıl boyunca devletin Kürt mücadelesine yönelik tasfiye politikaları değişmeyerek süre geldi. 37 yıl sonra yine Kürt siyasi hareketinin önemli kurumlarından olan Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven, Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’ndeki uygulamalarının kalıntılarının devam ettiği Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’nde, 8 Kasım 2018’de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle açlık grevi eylemi başlattı. Güven, 7 Kasım 2018’de görülen duruşmaya kelepçeli götürülmesini reddederek, SEGBİS yoluyla katılarak, şu açıklamada bulundu: “Daha önce de 5 yıl cezaevinde kaldım. Gerekirse 100 yıl daha kalırım, cezaevinde olmaktan kaçmıyoruz. Benim için cezaevinde olmak dünyanın sonu değildir. Demokratik siyasete inanıyorum ve bunun için her yerde mücadele yürütüyorum, yürütmeye de devam edeceğim. Daha önce cesur kararlar alan yargıçlar vardı ama artık kalmadı.
Siyasete Sayın Abdullah Öcalan’ın kadın paradigmasından etkilenerek başladım. Her yerde bu paradigmaları esas alarak, hem kendime hem de halkıma güç vermeye çalıştım. Kürt sorununun demokratik çözümünde daha önce görüldüğü gibi sayın Öcalan’ın çok değerli bir rolü vardı. Kürt halkı ve Ortadoğu’da gerçekten düşünceleriyle de yön veren bir çözüm ortaya koydu. Tecridin bu kadar derinleştiği dönemde, tecrit kime uygulanırsa uygulansın bir insanlık suçudur. HDP milletvekili olarak değil, DTK Eşbaşkanı olarak bu günden itibaren süresiz ve dönüşümsüz açlık grevine başlıyorum. Bu uğurda ölmeyi kabul ediyorum. Bu tecrit bir kişiye değil bir halka uygulanıyor. Ben de o halkın bir bireyi olarak ve Sayın Öcalan için ölümü kabul ediyorum. Süresiz ve dönüşümsüz açlık grevine giriyorum.”

Tecride karşı yapılan açlık grevi ve ölüm oruçlarına dikkat çekmek amacıyla 10 Mayıs günü Düsseldorf’ta yapılan insan zinciri eyleminden bir kare..
Dünyanın dört bir yanına yayıldı
Güven’in ardından aynı taleple Irak Federe Kürdistan Bölgesi’nin Hewlêr kentinde HDP üyesi Nasır Yağız, Strasburg’da siyasetçiler ve gazetecilerin de aralarında bulunduğu 14 kişi ve Galler’de İmam Şiş açlık grevi eylemine başladı. 16 Aralık 2018 tarihinde ise yüzlerce tutuklu tecridin sonlandırılması talebiyle açlık grevi eylemine dahil oldu. Açlık grevi eylemleri devam ederken, 12 Ocak’ta Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan İmralı Adası’na giderek, ağabeyi ile görüşme gerçekleştirdi. Devlet, sağlanan bu görüşme ile açlık grevi eylemlerinin sonlandırılmasını amaçladı, ancak DTK Eşbaşkanı Leyla Güven ve tutuklular yaptıkları açıklamayla taleplerin karşılanmadığını belirterek, açlık grevi eylemlerini sürdürdü.
Devletin açlık grevi eylemlerine karşı sessizliği devam ederken, bu kez takvim yaprakları 1 Mart’ı gösterdiğinde tüm cezaevlerinde binlerce tutuklu açlık grevi eylemine dahil oldu. Amed Zindanından Federe Kürdistan Bölgesi’ne, Strasbourg’tan Gallere uzanan açlık grevi eylemleri, dünya kamuoyunda büyük yankı buldu, ancak devlet sessizliğini sürdürmeye devam etti. Bunun üzerine HDP Diyarbakır Milletvekili Dersim Dağ, 3 Mart’ta partisinin Amed il binasında açlık grevi eylemi başlattı ve hemen ardından 8 Mart’ta HDP milletvekilleri Tayip Temel ve Murat Sarısaç da bu eyleme dahil oldu.
Anneler sokaklara indi
Açlık grevi eylemlerinin dünyanın dört bir yanına yayılması üzerine beyaz tülbentli anneler sokaklara indi. Her gün çocuklarının taleplerinin karşılanması için ülkenin dört bir yanında sokaklara çıkan anneler, sürekli polisin saldırı ve işkencelerine maruz kaldı.
8 şehit
Açlık grevi eylemleri devam ederken, bu kez cezaevlerinden ölüm haberleri gelmeye başladı. Devletin adım atmaması ve kamuoyunun sessizliğini protesto eden tutuklular yaşamlarına son verdi. İlk olarak Almanya’nın Krefeld kentinde de 20 Şubat tarihinde Uğur Şakar mahkeme önünde bedenini ateşe verdi. Şakar, tedavi gördüğü hastanede 22 Mart’ta yaşamını yitirdi. Zülküf Gezen 17 Mart’ta Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevi’nde, Ayten Beçet 23 Mart’ta Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nde, Zehra Sağlam 24 Mart’ta Oltu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde, Medya Çınar 25 Mart’ta Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’nde, Yonca Akici 9 Mart’ta Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nde, Siraç Yüksek 2 Nisan’da Osmaniye 2 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde ve Mahsum Pamay 5 Nisan’da Elazığ 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde yaşamına son verdi.
En son 2018 yılında Güven öncülüğünde gelişen açlık grevi ve ölüm orucu direnişi, 8 yıldır avukatlarıyla görüştürülmeyen Öcalan üzerindeki tecridin kırılmasına kapı araladı.
30 Nisan’da ölüm orucu
Açlık grevi eylemleri 5 ayı geride bırakmasına rağmen devlet tarafından bir adım atılmazken, kamuoyunun sessizliği de sürdü. Bunun üzerine cezaevlerinde 37 yıl sonra bir kez daha ölüm orucu eylemi başlatıldı. 30 Nisan itibariyle Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nde Aslı Doğan ve Ardıl Çeşme; Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde Zozan Çiçek, Şükran Aydın ve Nesrin Akgül; Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde Ahmet Topkaya, Ferhat Turgay, Abdulhalik Kaplan, Enver Dönmez ve Ergin Akhan; Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde ise İhsan Bulut, Özhan Ceyhan, Vedat Özağar, Erol Cengiz ve Ahmet Anığı ölüm orucu eylemi başlattı.
2 Mayıs görüşmesi
Ölüm orucu eyleminin başlatılmasının ardından 2 Mayıs’ta avukatları 8 yıl aradan sonra İmralı Adası’nda müvekkilleri Abdullah Öcalan ile görüşme gerçekleştirdi. Yapılan görüşmede Öcalan ve yanında bulunan tutuklular Hamili Yıldırım, Ömer Hayri Konar ve Veysi Aktaş’ın imzasıyla 7 maddelik deklarasyon yayınlandı. Bu görüşme ardından tutuklular adına yapılan açıklamada, görüşmenin olumlu olduğunu ancak, “Yasal güvencesinin Adalet Bakanlığı tarafından sağlanması gerçekleşene kadar direnişimiz devam edecektir” denildi. Açlık grevinde olan DTK Eşbaşkanı Leyla Güven ve HDP milletvekilleri Dersim Dağ, Tayip Temel ve Murat Sarısaç da yaptıkları açıklamayla, görüşmenin olumlu olduğunu ancak taleplerin karşılandığı anlamına gelmediğini, talepleri karşılanmaya kadar eylemlerini sürdüreceklerini açıkladı.
İkinci eylem grubu
Yapılan bu görüşme ve açıklamaların ardından 10 Mayıs’tan itibaren ölüm orucu eylemine 15 kişilik bir grup daha katıldı. Kandıra Cezaevi’nde Yaşar Cinbaş, Muhammed İnal, Diyadin Akdemir ve Engin Kahraman; Bolu F Tipi Cezaevi’nde İbrahim Doğan, Ahmet Emin Eren ve Mustafa Taştan; Patnos Cezaevi’nde Senar Efe, Burhan Şık, Faysal Atak ve Şafii Kayhan; Tekirdağ 1 No’lu Cezaevi’nde Reşat Özdil; Tekirdağ 2 No’lu Cezaevi’nde Zeki Bayhan ve Yılmaz Yıldız; Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde Sait Öztürk ölüm orucu eylemine dahil oldu.
Öcalan’ın çağrısıyla sonuçlandırıldı
2 Mayıs’ta gerçekleştirilen görüşme ardından bu kez 22 Mayıs’ta İmralı Adası’nda Öcalan ile avukatları arasında ikinci bir görüşme gerçekleştirildi. Öcalan yapılan bu görüşmede açlık grevi ve ölüm orucu eylemlerine hitaben kendi el yazısıyla mektup kaleme aldı. Öcalan’ın şöyle dedi:
“Değerli yoldaşlar,
Başta açlık grevi ve ölüm orucuna kendini yatırmış arkadaşlar olmak üzere iki avukatımın yapacağı geniş açıklamalar ışığında eyleminizin sona ermesini bekliyorum. Bana ilişkin maksadınızın hasıl olduğunu da rahatlıkla belirtip hepinize en derin sevgi ve teşekkürlerimi sunuyorum.
Asıl bundan sonrasında da bana yeterli yoğunluk ve iradeyle eşlik etmenizi de özenle belirtiyor ve umuyorum.
Bitmeyen sevgi ve selamlarımla.”
Öcalan’ın gönderdiği mektubun ardından 26 Mayıs’ta açlık grevi ve ölüm orucu eylemleri sonlandırıldı. 5 Haziran’da ise İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde bulunan Abdullah Öcalan, Ömer Hayri Konar, Veysel Aktaş ve Hamili Yıldırım, aileleriyle bayram görüşü gerçekleştirdi. Ardından 12 Haziran ve 18 Haziran’da Öcalan ile avukatları arasında görüşmeler sağlandı.
O ruh yaşıyor
14 Temmuz 1982 tarihinde başlayan ‘Büyük Ölüm Orucu’ siyasi savunma hakları, işkencenin kaldırılması ve 15 Ağustos gerilla atılımının gerçekleşmesi ile sonuçlanırken, 2012 yılındaki açlık grevi eylemi ile Kürt sorununu Demokratik siyasetle çözüme götürme sürecine kapı aralandı. 14 Temmuz direnişi Kürt halkının günümüze ulaşan direnişinin en büyük ilham kaynağı oldu. En son 2018 yılında Güven öncülüğünde gelişen açlık grevi, 8 yıldır avukatlarıyla görüştürülmeyen Öcalan’ın üzerindeki tecridin kırılmasına kapı aralayarak, avukat görüşmesinin önünü açtı.
İlk direnişin üzerinden 37 yıl geçse de o dönemin ruhu hep canlı kaldı. Egemenler, hiçbir baskının halkların özgürlük taleplerinin önünde duramayacağını gördü.
HABER MERKEZİ