- Fon soygunu, herkesin gözü önünde adım adım gerçekleşti. Devlet, seyretti. Fon balonu patlayınca da devletin “çelik çekirdeği” harekete geçti. Neden daha önce harekete geçmedi?
- Bu sorunun cevabını, 12 Eylül darbesini yaşayan herkes bilir. Darbeciler, ülkenin kan gölüne dönmesini darbe ortamının olgunlaşması için bekledi. Şimdi olan da buna çok benziyor.
- Devletteki darbeci klik ya da “norm dışı devlet”, ülkesinin ekonomisini alt üst eden gelişmeleri “seçimsiz diktatörlüğe” yol açacak bir “Saray içi darbe" ortamını yaratmak için seyretti.
- Gözle görülmeyen bir “el”, skandaldan sonra öyle bir hışımla vurguncuların üstüne yürüdü ki, bu yürüyüş adım adım Saray'ın kapısına dayandı. Erdoğan ailesinin bireyleri hedeftedir.
VEYSİ SARISÖZEN
Türkiye’de yaşayan hiçbir gazeteci, fon soygunu ile Erdoğan ailesi arasındaki bağlar hakkında tek bir kelime bile edemez. Eden tutuklanır. O nedenle yurt dışındaki gazetecileri takip ediyorum ve eğer iddialarının yüzde biri bile doğruysa “İmamoğlu suç örgütü” tabiri gibi “Erdoğan suç örgütü” tabiri de Türk siyaset literatürüne büyük ihtimalle girecek.
İster belediyeleri, isterse devleti yönetsinler, yönetenlerin özellikle 12 Eylül faşist darbesinden bu yana Cumhuriyet tarihinde eşine rastlanmayan bir şekilde “benim memurum işini bilir” veciz ifadesinin gösterdiği gibi suça bulaştıkları hepimizin malumu. Son 25 yılda bu yozlaşmanın zirve yaptığı da çok açık, ancak bunu Türk kapitalizminden bağımsız, hatta onun işleyişine aykırı bir olgu gibi görmek, “temiz kapitalizm” hayaline yol açacağı için çok yanlış olur. Türk kapitalizmi, Ortadoğu ekonomik pazarında hegemonya kurmak üzere Özal döneminden başlayarak yürüdüğü yolda, özellikle Kobanê savaşındaki yenilgisinden sonra içe dönmek zorunda kalmış ve bunun sonucu kapitalist sistem krize girmiştir. Tekel, dış pazarlarda sermaye ihraç etme imkanını kaybettiği zaman iç pazarda yıkıcı ve yozlaştırıcı savaşa girer. Dış pazarda bu kavga, ekonomik araçların yanı sıra emperyalist savaşlarla yürürken, iç pazara sıkışan tekeller birbirlerinin sermayelerine “yozlaşmış ve suç örgütü haline gelmiş” devlet mekanizmasıyla çökerler. Bu da “suç örgütleri"nin olağanüstü büyümesiyle, siyasi ortama hakim olmasıyla sonuçlanır. Olan budur.
1929 dünya kapitalist buhranı, ABD’de mafyayı devlet içinde hakim kuvvet haline getirmişti. Al Capone “iş adamıydı” ve mafyanın patronuydu. Krizde ya tekel patronları, mafya patronlarına dönüşür ya da mafya patronları krizin sonunda “temiz kapitalist patronlar” haline gelir. Yani kapitalizm yoluna devam eder.
Neden harekete geçmediler?
O nedenle biz, şu son yıkıcı vurgun olayını yorumlarken, buradan “kapitalizmin sonu geliyor” gibi bir sonuç çıkarır ve bayramlık çocuklar gibi keyiflenirsek fena halde yanılırız. Dikkatimizi son fon krizinin yaratacağı siyasi sonuçların ne olacağına çevirmeliyiz.
Fon soygunu herkesin gözü önünde adım adım gerçekleşti. Devlet soygunu seyretti. Fon balonu patlayınca da devletin “çelik çekirdeği” harekete geçti. Neden daha önce harekete geçmedi? Sorulacak soru budur.
Bu sorunun cevabını, 12 Eylül darbesini yaşayan herkes bilir. Darbeciler, ülkenin kan gölüne dönmesini darbe ortamının olgunlaşması için bekledi. Şimdi olan da buna çok benziyor. Devletin içindeki darbeci klik ya da “norm dışı devlet”, kendi ülkesinin ekonomisini alt üst eden gelişmeleri “seçimsiz diktatörlüğe” yol açacak bir “Saray içi darbe"nin ortamını yaratmak için seyretti.
Gözle görülmeyen bir “el”, patlayan skandaldan sonra öyle bir hışımla vurguncuların üstüne yürüdü ki, bu yürüyüş adım adım Saray'ın kapısına dayandı.
17 Aralık’ın yeni versiyonu gibi
Erdoğan ailesinin bireyleri hedeftedir. Tıpkı 17 Aralık’ta olduğu gibi. Fark şu: Erdoğan, artık duruma hakim olamayacak kadar güçsüz. İnisiyatif güvenlik bakanlarının ve Saray danışmanlarının içindeki darbeci klikte. Suç örgütü olan bu klik, kendini iktidara taşıyarak "temize" çıkarabilir.
“Saray darbesi” gerçekleştiğinde ya 15 Temmuz darbesinde olduğu gibi darbeciler, Erdoğan’ı teslim alacak ve kurulan otokrasinin davulunu Erdoğan’ın sırtına yükleyip tokmağı ellerinde tutacak ya da artık şu fon soygununun da gösterdiği gibi, bagajı taşınamaz hale gelen Erdoğan’ın iktidarına son verecek.
Sürece sabotajla savaş gidiş
Yani “iki ucu pis bir değnek" meselesidir ve darbeci klik, değneğin “Erdoğan’ın da Özel’in de” işini bitirecek olan ikinci ucuna yapışacaktır. Hangi uçtan tutulursa tutulsun sonuçta kerih bir koku etrafa yayılacak. Bu kokunun bize duyurduğu sonuç, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne karşı sabotajın tırmanmakta olduğudur.
O halde “kapitalizm arındırılıyor” diye heveslenmek de, “Erdoğan’dan kurtulacağız” diye bayram etmek de darbeci kliğin değirmenine su taşımaya eşittir.
Gidiş “seçimsiz diktatörlüğe”, oradan Mekke İttifakı'nın gereği olan savaşa gidiştir. Bu gidiş Türkiye’nin ve bölgenin geleceği adına durdurulmalıdır.
Peki nasıl durdurulacak?
Muhalefet ve iktidar, bu kritik aşamada ayaklarını denk almalıdır. YENİ Parti, “Erdoğan’ı devirme fırsatı doğdu” yanılgısından, AKP de “Özgür Özel’i tasfiye ederek iktidarını koruma” aymazlığından çıkarak, aralarındaki darbecilere fırsat veren kavgayı sona erdirmelidir. Her iki parti, müzakere sürecinin ikinci “demokratikleşme” aşamasına geçmek için bir gün bile kaybetmeden DEM Parti ile birlikte ne gerekiyorsa onu yapmalıdır.
Bugün karşı karşıya olduğumuz en kritik sorun, Öcalan’ın özgürlüğü sorunudur. Hareket’in sözcüleri haklı olarak Öcalan özgür olmadıkça sürecin sonuç vermeyeceğini sürekli hatırlatıyor. Ne var ki, darbe mekaniğinin hızla işlediği bugünkü ortamda Erdoğan’ın ve Özel’in isteseler dahi Öcalan’ın özgürlüğü yolunda adım atmaları, “süreç karşıtı” darbecilere fırsat vereceği korkusuyla fiilen mümkün değildir.
Bu sorun şu anda özgürlükleri tehlikeye giren Erdoğan ve Özel’in “genel af” ilan etmekte anlaşmalarıyla çözülür. Yaklaşan tehlike, “genel af” temelinde herkesin çıkarlarının çakıştığı bir ortam da yaratmıştır. Zindanlarda laik belediye başkanları ile Süleymancı-Furkancı İslamcılar, sosyalistler ile vurguncu sermayedarlar, muhalif gazeteciler ile gözden çıkarılan iktidar yanlısı gazeteciler, LGBTİ+ bireyleri ile onlara tecavüz edenler, mağdur kadınlar ile egemen erkekler ve her yaştan çocuklar ile saçı-sakalı ağarmışlar, kısaca Türkler ve Kürtler birlikte tutuluyor.
Darbeyi ve savaşa gidişi önleyecek olan Barış ve Demokratik Toplum hedefinin önündeki en büyük engel, herkesin kendi çıkarı adına “genel af” ilanıyla kaldırılabilir. Birbirinin özgürlüğüne düşman olanlar, kendi özgürlükleri adına düşmanının özgürlüğünü kabullenmek zorunda kalır.
Özgürlüğüne kavuşan Öcalan, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni hem devlet, hem Türk ve Kürt halkı adına “baş koordinatör” olarak yöneterek sonuca ulaştırma imkanını elde edebilir.
Bir başka çıkış yolu da yoktur.
Not: “Biz suçlu değiliz ki “af isteyelim” itirazı doğrudur. Zaten bu yazıda “Öcalan’ı affedin” denmiyor. Hiç kimsenin işlediği suçlardan dolayı affedilmesi de istenmiyor. Sistem içi tüm partilere “birbirinizi affedin” deniyor. Yoksa hepsi pamuk ipliğine bağlı özgürlüklerini kaybedeceklerdir.