• Gerilladan bir grubun demokratik siyasete katılmak üzere gitmesi sürece ivme kazandırır. Bunun da olabilmesi için Önder Apo’nun önünün açılması gerekiyor.
  • Ekim ayı başında beklenen gelişme, Önder Apo’nun kendi heyetini oluşturması ve bu heyet ile birlikte çalışıp süreci doğrudan koordine etmesidir.
  • Bu yapılmazsa süreç gerilecektir. “Sürecin tıkanacağı” uyarıları, ciddidir ve MGK toplantısından çıkan eski faşizan ezber ve tekrarlar, tıkanmanın sinyalini vermiştir.
  • Süreci muğlak tarzda, gel-gitlerle zamana yayarak yürütmek isteyen devlet aklına ve AKP’nin seçim hesaplarına karşı kendi amaçlarında net olmak ve buna göre örgütlenmek tek çaredir.

NURETTİN DEMİRTAŞ

Eski Romalılar, “Gerçekleri saklamayı bilmeyen yönetmeyi bilemez” demiş. İktidarın yalan üzerine kurulduğunu anlatıyor. Çok eski bir oyundur bu. Bu oyunda binlerce yıldır karanlık ile aydınlığın mücadelesi devam ediyor. Karanlık artık kendini aydınlık diye sunduğundan beri ise bu mücadele zorlaşmıştır.

İnsan karanlıkta göremediği gibi ani parlak ışıkta da göremez.

Kulaklarını devletin ne dediğine dikenler, gerçekleri göremez. Gerçekler, devlet adına söylenenlerde, iyi-kötü konuşmalarda değildir. Buna bakılırsa bilinçli olarak muğlak bir alanla karşılaşılır.

Ne süreci bitiriyorlar ne de sürecin gereklerine göre davranıyorlar. Toplum arada kalmayı kabul edemez.

KCK Eşbaşkanı Besê Hozat’ın “süreç ağır işliyor” açıklaması önemlidir. Hiç ilerleme yoktur denilemez ama meseleye güvenlikçi mantıkla yaklaşmanın ötesine geçmedikleri için süreç ağır işliyor. Bu haliyle yarın kısmi bazı adımlar atsalar bile sürecin ivme kazanmasına yetmez.

İvme kazandırması için

İvme sağlayacak bir dayanak, bir momentum gerekiyor. Gerilladan bir grubun demokratik siyasete katılmak üzere gitmesi sürece ivme kazandırır. Bunun da olabilmesi için Önder Apo’nun önünün açılması gerekiyor.

Ekim ayı başında beklenen gelişme, Önder Apo’nun kendi heyetini oluşturması ve bu heyet ile birlikte çalışıp süreci doğrudan koordine etmesidir. Bunun çok önceden yapılmış olması gerekiyordu. Bu yapılmazsa süreç, bugüne kadar görülmemiş düzeyde gerilecektir. “Sürecin tıkanacağı” uyarıları, ciddidir ve MGK toplantısından çıkan eski faşizan ezber ve tekrarlar, tıkanmanın sinyalini vermiştir.

MGK zihniyetini teyit

MGK kararına havale edilen yasa, vesayet rejiminin teyidinden başka bir şey değildir ve zaten MGK toplantısından çıkan kararlar da inkârcı-tasfiyeci zihniyetin teyidi olmuştur. MGK, tartışılacak bir şey bırakmıyor; o halde reddedilmelidir, çünkü Meclis'in iradesini hiçe sayan bir kurul kabul edilemez.

Meclis kendi iradesine sahip çıkmalıdır. Yasa üzerindeki MGK ipoteğini kaldırmalıdır. Bunun için MGK’ye bakmadan Meclis'in göstereceği iradeyle Önder Apo’nun koordinesindeki kurul çalışmaya başlar ve özgür çalışma koşulları oluşursa süreç ivme kazanabilir. Bir yandan Önder Apo’nun istediği çalışma koşullarına kavuşacağı sinyali veriliyor, diğer yandan MGK mesajlarıyla ön alınıyor, sürecin ivmesi düşürülmekle kalmayıp tıkatılıyor! 

Beklemek yerine, hareket

Ne olacağını beklemek yerine toplumsal refleksin hızla harekete geçmesi gerekiyor. Sürecin ivme dayanaklarından biri, devletin yaklaşımıyla bağlantılıdır; diğeri ise toplumsal refleksleri ve inşayı ilgilendiriyor. Yerel, ulusal ve uluslararası siyasetin, diplomasinin, sivil toplum örgütlerinin, dil ve edebiyatın, basının, sanatın, emek örgütlerinin tüm çabalarını sürecin önünün açılması ve toplumsal inşa için seferber etmesi, beklenen büyük ivmeyi yaratabilir.

Örgütlenmedeki yetersizlik

Devlet ile müzakere, belki adım adım ilerlemeyi gerektirebilir ama toplumsal inşa, sıçramalı çalışmaları gerektiriyor. Bu nedenle rutin hareket etmek, bir çalışmayı diğerinin önüne koymak, çeşitli gerekçelerle ertelemek veya zamana yaymak sürecin ruhuna aykırıdır. Bunların sebebi örgütlenmedeki yetersizliktir. Her bir örgütsüz durum, süreci uzatan engel haline geliyor.

Çakallarla dolu bir kafese yavru bir ceylanın tek başına girmesi ne anlama geliyorsa bu süreçte örgütsüz her durum benzer sonuçlara yol açar.

Günübirlik değişen ruh halleri, aşırı karamsarlık ya da aşırı iyimserlik işte bu örgütsüz hallerden kaynaklanıyor.

Bilinçli yaklaşılırsa

Süreci muğlak tarzda, gel-gitlerle zamana yayarak yürütmek isteyen devlet aklına ve AKP’nin seçim hesaplarına karşı kendi amaçlarında net olmak ve buna göre örgütlenmek tek çaredir.

Muğlaklık ya da belirsizlik stratejisine karşı bilinçli yaklaşılırsa durum tam tersine çevrilir; çözme-dağıtma-tasfiye planları boşa çıkarılıp tarihsel-toplumsal çözümün önü açılır.

Belirsizliğin bilimdeki karşılığı kaos aralığıdır ve yaratıcılığa en elverişli andır. Siyasette ve inşada ise ezberlerin bozulmasıdır, bilinenleri tekrar etmenin aşılmasıdır. Sürekli yenilenmedir, üretkenliktir. Bu sayede bilinmezliğin uzun süre hükmün sürmesi engellenebilir.

Sürekli olarak devletin ne yapacağının netleşmesini beklemek apolitik bir tutumdur. AKP’nin süreci seçim malzemesi haline getirmeye çalıştığı da biliniyor. Süreç hesapları çeşit çeşit fakat en belirgin yöntem “belirsizlik!” Devlet ve AKP belirsizlik üzerine kurduğu siyasetsizliği siyaset haline getirmişse doğru tutum, toplumun siyaseti yaşam tarzı haline getirerek demokrasiyi dayatmasıdır.

Karanlığa küfürle olmuyor

Ekoloji direnişleri buna örnektir. Hepsini bir kez daha selamlıyoruz. Süreklileşerek büyümesi gerekir. Yine, kadın kırımına karşı erkeklerin yürümesi örnektir. Hem bir özeleştiri hem bir tutumdur. Sadece Amed’de değil, her kentte ve kasabada erkekler yürümelidir. Kadına şiddet uygulayanların ve buna seyirci kalanların toplumda yeri olamaz. Benzer örneklerin çoğalması, toplumsal siyasetin canlanmasına yol açacaktır. Demokrasi budur.

Rojava’da da ana dilde eğitim için halk ayaktadır. Bundan taviz verilemez. Suriye’yi değiştirecek tutum budur ve Türkiye’nin tutumunu da etkileyecektir. Hiçbir diplomatik girişim, halkın taleplerinin önüne geçemez. Halk refleksi günlük-anlık diri oldukça demokrasi kendini güvenceye alacaktır.

Demokrasi mücadelesi bilinçli ama çok canlı reflekslerle 24 saat ayakta olmayı gerektiren bir mücadeledir.

Refleksi olmayan toplumun demokratlığından bahsedilemez. Her türlü muhalefeti bastıran ve süreci ağırdan alan iktidara verilecek en iyi yanıt, demokrasi mücadelesidir. Türkiye’deki muhalefetin de AKP ile her düzeyde uzlaşılmış gibi bir algıyla ortak demokrasi mücadelesinden uzak durmayı terk ederek, süreci aktif olarak desteklemesi gerekiyor.

Ortak mücadele kadar her yerel alanın büyük bir inisiyatifle hareket etmesi demokratikleşmenin, siyasallaşmanın ve sürecin ivme kazanmasının formülüdür. Bunu birtakım merkezlerden beklemekle devletten beklemek arasında fark yoktur. Demokrasi bilinci, yerel inisiyatiflerin gelişmesinde ve sürecin ivme kazanmasında belirleyici olacaktır.

Karanlığa küfrederek değil, çevremizi aydınlatarak demokrasi yürüyüşünü sonuç alıcı düzeyde büyütebiliriz.