KASIM ENGİN
6 Mayıs denildiğinde hiç şüphesiz bizler için ilk akla gelen Denizlerin, Hüseyinlerin ve Yusufların alçakça idam edilişidir. Bir halkın umudu olmuş gencecik fidanların katledilişidir. Özlemleri sadece ve sadece adalet arayışı olan coşku dolu gençlerin idam sehpalarında haykırışlarına zincir vuruluşudur. Bu bağlamda 6 Mayıs derken umudumuzu söndürmeye çalışanlara karşı öfke dolu oluşumuzdur.
Ve elbette 6 Mayıs derken bir de sömürgeciliğin tonluk bombalarla bir halka yürek olmuş, beyin olmuş ve en önemlisi de umut haline gelmiş olan bir önderliğe dönük kalleşçe suikast girişimidir. Terörist bir devletin terörünü başka bir ülkeye taşırmasıdır. Bu bağlamda da sömürgeciliğe karşı Zilanca haykırışın da gerekçesidir.
Bir de 6 Mayıs derken 1916 yılında İttihat Terakkici ırkçı-milliyetçi yapıları tarafından alçakça katledilen birçok Arap aydınının aklımıza gelişidir.
Hepimiz artık biliyoruz ki Osmanlı tarihi ilk günden son gününe kadar kanlıdır ve vahşetlerle doludur. Bu tarihin en kanlı yüzü ise İttihat Terakkicilerin Ermenilere, Asuri-Keldani-Süryanilere, Yunanlara, Çerkezlere, Kürtlere karşı geliştirmiş oldukları soykırım uygulamalarıdır. Ancak Osmanlıların bir de Arap halkına karşı da uygulandıkları katletmeleri vardır ki, bunu çok az insan eğilir.
Bizler bugün biliyoruz ki, İttihat Terakkiciler önceleri sözde ortakçı ve yenilikçi görünmüş, özünde ne kadar militarist ve halklara düşman olduklarını ise en erkenden Ermeni Kıyımı’nda görülmüştü. Ermeniler gibi birçok halk 'Kardeşlik Yanılsamasını' yaşadıkları için sonları hüsran olmuştu. ”Hürriyet, Müsavat, Adalet” sloganları ile birçok farklı etrafında toplayan Osmanlının torunları olan İttihatçılar henüz 1909 yıllından başlayarak ırkçı yaklaşımlarını göstermiş, 1913 yılında ise tümden halklara ve onların öncülerine, aydınlara karşı saldırıya geçmişlerdir. Nitekim önceleri Ermenilere dönük “savaş esnasında düşmanlarla işbirliği yapma” suçlamasını ileri sürerek, 1,5 milyon Ermeni katledilmiş ardından benzer gerekçelerle Asuri-Keldani-Süryani halkı katledilmeye başlanmış ardından ise sıra Kürtlere gelmiştir. 1916 yılında Anadolu’ya sürülen Kürtlere -önceden hazırlanmış bir plan gereğince-, nüfus yoğunlukları belli bir sayıda tutularak eritilmeleri öngörülmüştür. Ana dilleri yasak edilecek, aydınları ve büyükleri çocuklarından kopartılacak ve Türkçe öğrenme zorunlu kılınacaktır. O meşhur “Zo gitti, lo kaldı” sözü bu dönemlerinden kalan bir sözdür ki, Kürtler bu acılı süreci çok geç fark etmişlerdi.
Savaş esnasında Enver Paşa, 90 bin askerin korkunç kış şartlarında öldüğü Sarıkamış Seferi’nden sonra yok yere: “Sarıkamış Çarpışması’na dıştan bakarsak yenildik sayılır. Fakat gerçekten muzafferiz. Çünkü Sarıkamış Ormanlarından Erzurum’a kadar uzanan yollar üzerinde on binlerce Kürt Genç’inin cesedini bıraktık” dememiştir.
İttihat ve Terakki Cemiyeti yalnızca Ermeni ve Yunanlılara yönelmekle kalmayıp açıkça görüldüğü gibi, Talat; Ermenileri, Enver; Kürtleri ve Cemal Paşa ise; Arapları sindirmek için iş bölümüne gitmişlerdir. İttihat ve Terakki Cemiyeti yönetiminin baskı ve gelişen zulmüne karşı Araplar içerisinde büyüyen öfke aktif mücadele çağrılarına neden olmuştu. O dönemde yayınlanan bir bildiride haykırılan öfkeyi: “... Sana ve senin diline düşmanlık gösteren bu kişileri ülkenizden temizleyin. Müslüman ve Hıristiyan Araplar, düşmanınıza karşı birleşiniz, sakın bu Müslüman Arap’tır, bu Hıristiyan Arap’tır demeyiniz. Hepiniz bir Allah’a bağlısınız ve din Allah’ındır. Onun için birleşiniz... Ey Müslüman Araplar, şayet bu zalim idare İslami idaredir diye düşünüyorsanız büyük bir hataya düşersiniz. Zira Allah kitabında ‘zalimler kâfirlerin ta kendileridir” görülmektedir.
Direnmek için örgütlenmeye başlayan Arap aydınlarına karşı tutuklama furyası başlatılmış, ardından ise, 20 Ağustos 1915 akşamı hapisten çıkarılan aydınlar sabah 04.00’den itibaren infaz edilmeye başlanmıştır. Nitekim, 10’u Müslüman, 1’i Hıristiyan 11 Arap ileri geleni Beyrut’un ana meydanı El-Burç’ta, 17 Müslüman ve 4’ü Hıristiyan 21 kişilik ikinci grup ise 6 Mayıs 1916’da şafakla birlikte 14’ü yine El-Burç’ta diğer 7’si ise Şam’daki al-Marjeh meydanında idam edilmek suretiyle infaz edilmişlerdir. Kararı veren ve mahkemeyi bu kararı almaya zorlayan ise Cemal Paşa’dır.
Nasıl ki Ermeni halkımız 24 Nisan gününü MEDZ YEGHERN yani "Büyük Felaket" günü olarak ele alıp anıyorsa, Araplar da 6 Mayıs gününü şehitler günü olarak anmaktadır.
Ancak bu durumu daha iyi anlamak için zamanında İttihatçıların bıraktıkları bir belgeye bakmakta fayda vardır. Çünkü görüyoruz ki İttihatçılar Ermenilere karşı düşündüklerini ve yaptıklarını aynı tarihlerde özgürlük kavgasına tutuşan Araplar içinde düşünmektedirler. Biliniyor 1916 yılında onlarca Arap Aydın’ı bizatihi Cemal Paşa tarafından idam edilmişlerdir. Ancak bu planlamanın çok önceleri planlandığını gösteren belgelerin bulunduğunu Kemal Mazhar Ahmed 1. Dünya Savaşında Kürdistan adlı yapıtında şu sözlerle ifade etmektedir: “Bazı Arapça kaynaklarda bir grup Arap Subayı’nın 1912’de önemli bir belgeyi ele geçirdiği belirtilmektedir. İttihatçı bir liderin üst düzey bir subaya gönderdiği bu mektupta şunlar denmektedir. “Arapları düşman ateşine maruz bırakın ve onlardan kurtulmaya bakın; çünkü onları öldürmek çıkarımızadır…”
Zamanında Arapların katledilmesini çıkarlarına uygun görüpte onlarca aydını idam sehpalarına götürenler, bugünde benzer politikalarla Suriye’yi kan gölüne çevirmişler, bu yetmemiş olmalı ki bu kez de Libya’yı kan gölüne çeviriyorlar. Yeterince Suriye’yi param parça eden İttihatçıların artığı Erdoğan ve Bahçeli şimdi de Libya’yayı Suriye’ye çevirmeye çalışıyorlar. Hem de Suriye’de devşirdiği İxvancılarla, DAİŞ’çilerle, El Kaidecilerle. Bunca saldırı ve katletmelerinin bire bir Yeni Osmanlıcılık hayalleriyle bağlantılı olduğu gün güzü gibi açıktır.
Yeni bir 6 Mayıs'ta kesinlikle faşist yapılara karşı özgürlük kavgacıların en ileri düzeyde sembollük günü haline getirebilmek için yeni dönemin Envercileri, Talatçıları ve Cemalcıları olan Erdoğan-Bahçeli-Doğu Perinçek faşist kliklerine karşı topyekûn ayağa kalkarak, Arap topraklarına bu çetelerin yaklaşmasına izin vermemekten geçer.
Öyle olursa her yıl 6 Mayıs’ı şehitler günü olarak anılmış olan ve idam sehpalarında katledilen o devrimcilere sahip çıkılmış ve onlara layık olunmuş olunur.
Öyle olursa Denizlerin, Yusufların, Hüseyinlerin idam sehpalarındaki Halkların Kardeşliği sloganlarının bir anlamı olur, öyle olursa, Halkların Kardeşliği temelinde halklar arasında Kardeşlik Köprüsü kurulur ve öyle olursa her türden dincilik, milliyetçilik aşılarak, Ortadoğu Halklar Bahçesine dönüşebilir.