11 Eylül sonrası tüm küresel politikanın terör ve güvenlik üzerine kurulduğunu belirten Mojab, sivil özgürlükler kısıtlanırken, askeri güçlere sivil bir görünüm verildiğini anlattı.
Ulus devletin, halkı bir bayrak altında savaş için birleştirdiğini, sınıf ve cinsiyet çatışmalarını ise umursamadığını söyledi. Irak, İran ve Türkiye sınırlarındaki Kürt kadınlarıyla ilgili çalışmaları sonucunda, bu sınırların kadınlara karşı şiddet politikaları nedeniyle kanadığı sonucuna ulaştığını ifade etti ve şöyle devam etti: “Savaşın kadınlar üzerindeki etkisini anlamak için kendimi ABD ordusunun el kitaplarını okurken buldum. Ordu, askerleşmiş neoliberalizmin devamını sağlamak için imamlar ve sivil toplumla çalışıyor. Ajanslar ve STK’lar aracılığıyla feminizmin sömürgeleştirildiğini ve bürokratikleştiğini görüyoruz. Bunu Irak savaşında da gördük, Afganistan’da da, Oslo anlaşmaları sonrasındaki Filistin’de de gördük.”

‘Müslüman kadın’ kimliği ön planda
Mojab, İşgal Et (Occupy) ve Arap ayaklanmalarını kastederek, “Kadınlar bu devrimlerde ön planda olabilir ancak bizi bağlayan zincirleri kırmak için dinsel, milliyetçi, mezhebi ve etnik bir çok engel var” dedi ve şöyle dedi. Mojab, İslami feminizmin diasporada oluştuğunu belirtti. Ortadoğu’da din kimliği, millet veya diğer kimliklerin yerini almış ve toplumun itici gücü olarak görünüyor. Örneğin ‘İranlı’ veya ‘Arap kadını‘ yerine ‘Müslüman kadın’ kimliği ön plana geliyor.

‘Feminizmde cinsiyet itici güçtür’
Shahrzad Mojab, konuşmasında “Soğuk savaş zihniyeti devam ediyor. Din her zaman ulusal kadın hareketlerini ezmek ve bu hegemonyaya devam etmek için kullanılıyor. Marksizmde tarihsel mücadeleyi düzenleyen itici güç sınıf iken, feminizmde cinsiyettir. Her iki ideoloji tüm faktörleri ya cinsiyet ya da sınıfa azaltır” dedi. İkinci dalga feminizminin bu indirgemeciliğin farkında olduğunu belirten Mojab, “Bunun yerine kapitalizm ve patriarka arasındaki ilişkiye odaklandı: sosyalist feministler kadının ezilmesinin köklerini sömürgecilik veya kapitalizm gibi toplumsal güçlere bağladılar” dedi.
Marksizm ve feminizm arasındaki yakınlaşmanın 1980’lerde solmaya başladığını ve yok olmaya devam ettiğini söyleyen Mojab, bunun nedenini postyapısalcılığın, kültürel görecelilik ve kimlik siyasetinden kimlikçi ve kültürel siyasete doğru bir kayma yaratmış olmasıyla açıkladı.

BİANET