Gerilla komutanı Dr. Hogir, Apocu Hareket ile ilk tanışan bölgelerden birinin Güneybatı Eyaleti olduğunu belirterek, “Yüreklere kök salmış bu bilinci, hiç bir güç söküp atamaz” diyor.
Son 5 yıldır Pazarcık, Elbistan ve Malatya hatı üzerinde Hêzên Parastîna Gel (HPG) komutanlığı yapan Dr. Hogir ile, Nurhak ve Engizek’leri, Pazarcık, Elbistan ve Malatya’yı içine alan Güneybatı eyaleti hakkında konuştuk.
Dr. Hogir’e dünden bugüne bölgedeki gerilla faaliyetlerinden, bölgenin toplumsal özelliklerine, devletin bölge üzerinde yürüttüğü özel savaş politikalarından Avrupa’da yaşayan bölge insanlarına, Kürt Özgürlük Mücadesi için Güneybatı’nın anlam ve öneminden bölgenin siyasal geleceğine ilişkin merak edilenleri sorduk.

Öncelikle bize Güneybatı bölgesinin kısa bir analizini yaparak başlayabilir miyiz?

Kürt Alevi inanç ve kültürünün egemen olduğu, Çukurova’nın en verimli toprakları üzerine yerleşen ve daha çok ekonomik anlamda orta sınıfı temsil eden bir bölge. 1978-79 yıllarında Apocu Haraket ile tanışan ve kucaklaşan bölge, 1980’de gerçekleşen askeri darbenin özel hedefi olmuş ve çok şiddetli bir baskı ile karşı karşıya kalmıştır. Dönemin 6. Kolordu sınırları içinde olan bölgede yaklaşık 6 bin Kürdistanlı gözaltına alınarak, tutuklanarak ve ağır işkencelerde geçirilerek sindirilmek istenilen bir politikanın hedefi olmuştur. Maraş Katliamı’nda yaşamını yitiren yaklaşık 500 insanın tümü, Kürt Alevisidir. Baskı, şiddet, katliam ve işkence yöntemleri ile sindirilmek istenilen bölgede aynı zamanda özel bir göçertme konsepti de devreye konulmuş. Her geçen gün kök salan ve halk tarafından benimsenerek kitleselleşen bölge; Haraketimizin 15 Ağustos Atılımı ile birlikte bölgede bahsettiğim göçertme politikası devreye giriyor. 1990’lara kadar yurtdışına özendirilen özellikle Pazarcık ve Elbistan bölgelerinde yine aynı yıllara tekabül eden yoğun bir gerilla katılımı ve haraketliliği de yaşanıyor.
Doğal olarak bu süreçte göçertme konsepti hızlandırılıyor ve özellikle gençlik başta olmak üzere 80’lerde cezaevinde yatan aslında dönemin bölgedeki Apocu öncülerine çok basit bir şekilde pasaportlar veriliyor.

En çok pasaport Maraş’ta verildi

Hatırlayacaksınız bu süreçte Maraş‘ta Vali olarak görev yapan Mustafa Demir himayesindeki pasaport dairesi, Türkiye’de en çok pasaport dağıtan il olarak tarihe geçiyor. Bir yanda bölge hızla yurtdışına doğru boşaltılırken bir yanda da gerilla saflarına güçlü katımlar gerçekleştiğini belirtmiştim. Katımların önünü kesmek için devlet gerek canlı yakaladığı gerek çatışmalar sırasında şahdete ulaşan arkadaşlarımızın bedenlerini parçalarak ve halka sergilerek bir korku Cumhuriyeti oluşturmaya çalışıyor. Bölgede kendisine göre bir PKK yaratmak isteyen Terzi Cemal pratiği ve bu pratik sonucu yaşanan erken şehadetlerle birlikte, ajanlaştırma faaliyetleri de hız kazanıyor ve tüm bunlar bölge insanı üzerinde ciddi bir kırılma yaratıyor. Terzi Cemal pratiğinin halk üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler hala yer yer devam ediyor diyebilirim. Bu sonuç, önemli bir özelliği de bölgede geliştirmeye başlıyor; Güven sorunu. Bunu aşmak için başta yoldaşlarımızdan Şıho Dirlik (Sabri) ve Ramazan Toptaş (Sarı İbrahim) himayesindeki geri birliklerimiz PKK çizgisi, kültürü ve direnişini yükselterek önemli ölçüde Terzi Cemal pratiği ile gelişen güven sorununu gidermeye çalışmışlar ve yine bu önemli ölçüde sonuç vermiş.
Halk gerçek PKK’lileri ve PKK çizgisini özümsediği için bu arkadaşlarımızın şahsında yeniden partimizin gerçek değerleriyle buluşmaya başlamıştır. Her dönem gerillayı bölgesinde barındıran halk, ikibinli yıllarla birlikte gerilla ile ilişkilerini bu vesile ile tekrar üst seviyeye çıkarmaya başladı. Bu yıllarda Partimizde bölgenin sosyo-siyasal yapısını yeniden analiz etmiş sonuçlara göre yeni bir strateji geliştirmiş bölgeye gerilla akışını yoğunlaştırmış ve paralelinde örgütsel çalışmalarına hız vermiştir. Gelinen aşamada koşullara dayalı yetersizliklerimize rağmen bölge insanı ile haraketimiz arasındaki gönül bağlarının önemli ölçüde sağlandığına tanık olduğumu belirtebilirim. Bölgede bulunduğum beş yıl boyunca tüm birimlerimiz bu hassasiyet üzerinde haraket etmiş halkla ilişkilerini normal seviyeye çıkarmayı başarmıştır. Bölgede bilinçli veya bilinçsiz özel savaş propagandalarını yürüten, psikolojik savaşın etkileri altında kalan bir kesim var. Bu kesimlere ulaşarak gerçeklerimizi, halk gerçekliliğini anlattığımızda şaşırıp kalıyorlardı. Kitle çalışmalarının yoğunluk kazanmasıyla birlikte bu etkilerin hızla yıkılacağına inanıyorum.

Devletin söz konusu bölgeye yönelik geliştirdiği veya geliştirmek istediği diğer bir konsept ise ‘Devletçi Alevilik’ anlayışı oldu. 2000’li yıllarla birlikte devlet kendisine yakın bir Alevi potansiyeli yaratmaya çalıştı. Sizce bu başarılı oldu mu, ya da olur mu?

Ben Alevilerin gerek inançsal boyutta gerek kültürel ve sosyal olarak devletçi olacaklarına inanmıyordum. Bu başlı başına Alevilik inancı ile çelişir. Evet doğrudur, bölgede buna ilişkin ciddi politikalar devreye konuldu. Alevileri devlete endekslemek, değerlerde uzlaştırmak ve mümkün oldukça Aleviliğin içini boşaltarak özünden uzaklaştırmak için bir strateji izleniyor. Halkçı olan Elif Ana anmalarına artık vali, asker çağrılıyor. Alevileri devlet düzeneği içine çekmek için çok özel politikalar geliştirilmeye çalışıldığı doğrudur. Elbette, bu oyunlara gelen önemli bir yapı var. Devletin yürüttüğü politikalara alet olan ve Aleviliği özünde uzaklaştırma politikalarına hizmet eden ve bence Alevilikle yakında uzakta ilgisi olmayan bir kesim var. Tüm bunları Alevileri mücadelemizde uzaklaştırmak için Alevi kimlik ve inancını kırmak için yapıldığını bilmeyen yok. Bölge insanı da bunu böyle biliyor.
Bölgede görüştüğüm her yurtsevere neden “Aleviliği yaşamıyor ve yaşatmıyorsunuz? Neden Aleviliğin özünü korumuyorsunuz?” diyordum. Bunu haraketimiz için gerilla için söylemiyordum. Bunu gerçekten Alevilik için söylüyordum. Bu inancın tüm inançlar gibi kendi içinde doğru ve özüne yakışır bir şekilde yaşamasından, korunmasında yanayım. Alevicilik yapılmasından ziyade Alevice yaşanması ve yaşatılmasının doğru olacağına inanıyorum. Alevilik de bunu emrediyor. Fakat bölgede tüm bu olumsuzluklara rağmen ciddi bir duruşun gelişmediğini, geliştirilmediğini gördüm. Tekrar belirtiyorum bu olumsuzluklara hizmet eden bir çevre var, ama ben bunların Aleviliğe hizmet ettiğini, Aleviliğin özünü yaşadıklarını söyleyemem. Olsa olsa bu kesimler Alevilik üzerinde çıkar politikaları güden ve devletin oyun sahaları içinde Aleviliği kat edenler olarak tanımlarım. Yani böl, parçala ve yönetin daha ince bir versiyonu bölgede uygulanıyor. Bölgede olumsuz bir eğilimin olmasına rağmen bunun gerçek Alevilik inancı ve duruşu içinde başarılı olacağını düşünmüyorum.

Biliyorsunuz geçmişten bu yana özellikle Pazarcık ve Elbistan bölgelerinde gerilla saflarına katılan yüzlerce Kürt genci yine aynı bölgelerde kısa süreler içinde yaşamlarını yitirdi. En son Oruç Ay (Beşir) bölgeye ulaşmasıyla birlikte girdiği bir çatışmada yaşamını yitirdi. Erken zamanda gerçekleşen bu şahadetlerin nedeni nedir? Arazi koşulları ya da halkın yaklaşımlarından mı kaynaklanıyor?

90’lı yıllarda Terzi Cemal pratiğinde kaynaklı önemli kayıplar yaşadık, ama 2000’li yıllarla birlikte bölgede önemli bir gerilla gücünün bulunmasına rağmen önemli kayıplar vermedik. Verilen kayıplarda daha çok arkadaşlarımızın hatalarında kaynaklanan kayıplar oldu. Yoksa arazi koşul ve şartlarından kaynaklı kayıplar yaşanmadı. Bölgede öylesine alanlar var ki tam anlamıyla gerilla koşullarına uygun muhteşem alanlardır. 2000 gerillayı rahatlıkla barındıracak alanlardır. Bu gün Kürdistan’da gerilla eylemliliklerinin yoğunlukta yaşandığı birçok alan veya eyalet Günel Batı kadar emniyetli ve elverişli değil. Bölgenin kırsal kesimine dayalı arazi yapısı inanın beni çok etkiledi ve üzerimde unutulmaz etkiler bıraktı. Doğru, disiplinli gerilla taktik ve yaşam biçimine uygun bir tarzla doğru ilişkiler tuturuldumu kayıpların yaşanması ancak çok önemli çatışmalarda mümkün olabilir. Bölgede yaşanan kayıpların oranı oldukça aşağılara çekildi. Mevcut kayıplar ise belirttiğim gibi daha çok bizlerin eksik ve yetersizliklerinde kaynaklanıyor.

Halk yeteri derecede gerillayı sahiplenebiliyor mu?

Gerilla sahiplenemediği hiç bir alanda yaşayamaz. Doğa koşulları, şartlar ve olanaklar ne kadar geniş olursa olsun halk yoksa, halk ve gerilla bir birini besleyemiyorsa; gerilla hiç bir şekilde o alanda tutunamaz. Bölge halkı elbetteki kendi çocuklarını, gerillasını sahipleniyor. Bölgenin koşul ve şartlarını mümkün olduğunca gözetlemeye ve buna göre konumlanmaya özen gösteriyorduk. Fakat, halkla ilişkilerimiz gerek kırsalda gerek sivil yerleşim alanlarında genişleyerek devam ediyordu. Her şeyden önce bölge halkı gerillaya yabancı değil. Öyle ki bazı alanlarda bizi günlerce bekleyen, merak eden insanlar vardı. Önemli kitlesel bir bağ oluştu ve sahiplenme daha bilinçli, daha idelojik boyutta yaşanmaya başlandı.

Son cümleleriniz veya varsa özellikle Avrupa’da yaşayan bölge insanına yönelik sözlerinizi almak isterim.

Avrupa’da yaşayan yurtseverlerimize, halkımıza, genel anlamıyla bölge insanına kendi bölgelerine daha fazla sahip çıkmalarını, direniş tarihlerini korumalarını ve en önemlisi içi boşaltılmak istenilen, özünde uzaklaştırılan Alevilik inancını yaşamalarını belirtebilirim. Her alanda mücadeleye ve gerillaya sahip çıkmaları bölgenin tarihsel misyonu ve direnişine verilecek en onurlu karşılıktır. Kürtçenin gelişmesi ve yaygınlaşması için özel bir önem ve çabanın olması gerektiğine inanıyorum. Güneybatı şehitlerimiz bu halkın en değerli evlatlarıdır. Her nefeste onların anısını yaşatmalı ve bağlılığımızı göstermeliyiz. Mustafa Yöndemler, Besê Anuşlar, Şıho Dirlikler, Erdal Sincerler, Sarı İbrahimler, Mustafa Ömürcan’lar, Ali Bilecenlar, Hasan Vurallar, Ali Balcınların, Oruç Ayların gerillaya yüklediği misyonlar, özgürlük sevdaları, özlemleri partimize bir emir ve talimattır. Biz bu şehitlerimizin mirasında, bize bıraktıkları direniş çizgisinde asla vazgeçmeyeceğiz. Bir santim ödün vermeyeceğiz. Güneybatı halkımıza sözümüzdür. Şehitlerimizin şahsında Pazarcık, Elbistan ve bir bütünen Güneybatı Eyaletimizi selamlıyor halkımıza ve şehitlerimize bağlı kalacağımızı, bağlı kalınması gerektiğini belirtiyorum.

‘Her şeyi gerilladan beklemek doğru değil’


Bölge insanının önemli bir bölümü yurtdışında Avrupa’da yaşıyor. Bu kesimlerin kendi bölgeleriyle ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Önemli bir bölümünün yurtsever, halk emekçisi, Kürt Özgürlük Mücadelesi’nde deneyimli ve birikimli olduklarını biliyorum. Aynı zamanda partimizin bölgedeki ilk kadroları, çalışanları ve cezaevlerine girerek işkencelerde geçirilip büyük bedeller ödeyen bir kesiminde yurtdışında, Avrupa olduğu gerçeği de var. Benim 12 Eylül döneminde 6. kolorduda yatanlar olarak tarif ettiğim kesimde bu kesimdi. Sonuç itibariyle Avrupa’da yaşayan bölge insanlarının çok önemli bir kesimi Kürt Özgürlük Mücadelesi’ne yabancı değil ve oldukça yakındır. Hal böyle iken bu kesimin kendi bölgesiyle ilişkileri, sorumlulukları istenilen düzeyde değil. Bu arkadaşlarımızın, yurtseverlerimizin Avrupa’daki emeklerini duruşlarını dıştalamadan belirtmek istiyorum ki, aynı duyarlılık ve duruş kendi köyüne, ilçesine, toprağına ve mücadelesine yaklaşımda bir sorun var. Bunun nedenlerini politik ve sosyolojik olarak araştırmak, irdelemek gerek. Fakat mevcut durumda iki faklı yaklaşım iki faklı duruş var.
Görebildiğim Avrupa’daki yurtseverlerimizin duyarlılıkları kendi bölgelerine karşı oldukça düşük ve temkinli. Oysa bu kesim bölge için bir motor görevi görebilir. Birçok anlamda bir sıçrayış yaşatabilir. Gerek siyasal, politik alanda gerek gerilla ile ilişkilerde ve örgütlenmede birçok şey yapılabilinir. Elbetteki yapılan birçok şey var. Ama, mevcut potonsiyeli gözönünde bulundurduğum zaman bunun gerekenin altında olduğu görülüyor. Sahiplenmek, örgütlenmek, değişik projelerle bölgeyi siyasal ve sosyal anlamda geliştirmek, Alevi kimliği ve duruşuna ilişkin tutum belirlemek gibi birçok yetersizlik bu kesimler tarafında geliştirilebilinir. Yoksa her şeyi gerillada beklemek doğru bir yaklaşım olamaz. Kaldı ki, özellikle Avrupa’daki yurtseverlerimizin bu yönlü doğru olmayan beklentileri var. Gerillanın söz konusu alanlar açıldıkça yaşayacağı, gelişeceği ve kitleselleşeceği yanlız bölge için değil genel Kürt mücadelesi için bir zaruriyettir.

‘’Şehitlerimizin mezarlarının ziyaret edilmesi önemli’’

Gerilla kendi işlevini ve sorumluluğunu konumu gereği biliyor. Üzerine düşeni yapmaya çalışıyor. Fakat tek beklentinin bu olması doğru değildir. Bunu Avrupa’da yaşayan Güneybatı halkımız çok iyi biliyor. Şehit ailelerimizin onure edilmesi ve şehitlerimizin mezarlarının ziyaret edilmesi bile önemli bir adımdır. Yıllardır psikolojik savaşın etkisi altında kalan bölgenin bu ağı yırtması psikolojik savaş yöntemlerini iyi bilen ve çözümleme gücüne sahip yurtdışı halkımız, yurtseverlerimiz aşabilir. Kendi köyüne, toprağına ve inancına yabancılaşmak, Avrupa’da “siz yabancısınız” söylem ve yaklaşımları kadar lanetlidir. Bu psikolojiyi aşmak gerek. Bölgenin esas sahipleri bölge için bedel verenlerdir. Bin yılda geçse arada bu gerçek değişmez. Sahiplenmek inanın ki, çok önemli bir sorun. Büyük bedeller ödeyeceksiniz, bu halk için canınızı ortaya koyacaksınız, yıllar boyu zindanlarda kalacaksınız ve en vahşi işkencelere direneceksiniz, 12 Eylül darbesi en aşağılık yöntemleri üzerinizde uygulayacak, gerilla cesetleri paramparça edilecek ve köy köy bu cesetler sergilenecek, Aleviliğin içi boşaltılacak, anadilimizi kullanmakta çekineceğiz ve tüm bunları yaşanmamış gibi toprağımıza yabancılaşacağız. Dün her şey çok kaba yapılıyordu bu gün daha ince ve daha kirli bir psikolojik savaşla sürdürülüyor. Buna müsade etmemeliyiz.
Devlet birçok Alevi Kürt köyüne, ilçesine güvendiği ve dışarıda getirdiği bir kesim unsurları yerleştiriyor. Buna nasıl müsade edilir? Elbetteki bu topraklar barış, dostluk, sevgi ve kardeşliğe inanan tüm inanç, kültür ve halkalara açıktır. Kürdistan zaten böyle bir coğrafyadır ama birileri baz istasyonları gibi dışarıda bir takım unsurlar getirip bölgeye yerleştiriyorsa bunun sonuçları belki bu gün değil ama yarın çok ağır hatta bir feleket olur. Çevremizde çok küçük, önemsemediğimiz, bazen es geçtiğimiz hatta doğal görüp, doğallaştırılan birçok olay ve olgunun özel savaş yöntemi olduğunu bilmeliyiz. Ben Pazarcık ve Elbistan halkımızın daha uyanık, daha örgütlü, bu gerçeklerden yola çıkarak inancına, kültürüne, toprağına ve onurlu direniş tarihine daha fazla sahip çıkmasını, sahiplenmesini ve koruması gerektiğine inanıyorum. Bunu kendileri için toplumsal gelecekleri için yapmalılar. Başkan Apo’nun bölgeye ilişkin yaptığı yığınca çözümleme ve değerlendirmeler hala bugün tüm çıplaklığıyla güncelliğini koruyor. Bunlara bir kez daha göz atılması yararlı olacaktır. Özellikle Başkan Apo’nun Alevilik çözümlemeleri tekrar tekrar okunmalı ve tartışılmalıdır. Başkanımız zannedersem 1978’de bölgeyi geziyor. Birçok arkadaşla sohbetler yapıyor. Halkın özelliklerini yakında inceleyip tartışıyor.

‘Vadi’de semah döndük’

Uzun yıllar bu bölgede mücadele ettiniz. Bölge üzerinizde nasıl bir etki bıraktı? Bölge ile ilgili yaşadığınız ve “unutamam” dediğiniz bir bir anınız var mı?
Tüm samimiyetimle belirtiyorum. Pazarcık, Elbistan, Nurhak ve Engizekler 18 yıllık gerilla yaşamımda gerek coğrafik gerek halk bakımında üzerimde çok önemli olumlu etkiler bıraktı. Özellikle Nurhak ve Engizek’lere ve yaylalarına aşık oldum. Gerillaya yakışan çok alımlı bir coğrafik yapı. Bu coğrafik yapıya ekolojik önem verilmesi, doğanın sevilmesi ve korunması gereken önemi gördüğü zaman daha alımlı ve daha muhteşem olacağına eminim. Birçok alanda görev yaptım. Benim gibi birçok gerilla arkadaş ilk bu bölgeye geldikleri zaman şaşırıyorlar. “Biz böyle bilmiyorduk. Herşeyin düz bir ova içine yerleştiğini düşünüyorduk” diye yanılgılarını belirtiyorlardı. Yaşadığım ve evet unutamayacağım dediğim birçok anım oldu. Bunlardan bir tanesi şöyle:
Yine kırsal alanda grubumuzla bir geçiş yaşıyorduk. Yürüdüğümüz derin vadinin alt kesimlerinde yirmi-yirmi beş kişilik kadınlı erkekli bir grubun öbeklenerek deyişler söylediğini duyduk. Teredüt etmeden yaklaştık ve selamlaştık. İçlerinde orta yaşlı bir kadın “Korkmayın burada asker yok. Buyurun” dedi. Bir şeyler atıştırdıktan sonra sohbet etmek istediler ama ben ısrarla deyişlere devam edilmesini istedim. Ben dahil bir kaç arkadaş deyişlere eşlik etmeye başlayınca saz çalan arkadaşın gözleri doldu. O anda sema dönüldü ve arkaşlarımız eşlik etti. Sonra uzun uzun sohbet ettik. Ayrılacağımız zaman bir kadın Kürtçe; “Siz gerçeğe dönenleri, biz gerçeği koruyan hak yolunu tanıdık. Ne mutlu size ne mutlu bize” demesi üzerimizde fırtına etkisi yarattı. Bu an ve sözler bir çivi gibi beynime saplandı.



ALİ ONGAN / KANDİL